Ey baba…
Bu satırları okursan bil ki
Her kelimesi bir yara,
Her noktası bir gözyaşıdır
Geceler taş kesildi yüreğime baba, bir kalbin yarasından tuz bastım kanayan ağrılarıma, bir kalbin yarasından öğrendim insanın en çok sevdiği yerden sınandığını ve en derin uçurumların gözle görünmediğini.
Geceler taş kesildi yüreğime baba, bir kalbin yarasından içime çöken karanlığı büyüttüm, bir kalbin yarasından anladım ki susmak bazen bağırmaktan daha ağır bir çığlıkmış göğe yükselen.
Geceler taş kesildi yüreğime baba, bir kalbin yarasından çocukluğumu gömdüm ıssız avlulara, bir kalbin yarasından öğrendim dizlerim kanarken ayağa kalkmayı ve kimse görmezken içten içe ölmeyi.
Hiç bırakmadı sevgin beni,
Ellerim ellerinde bir umut,
Seni düşündükçe papatya dikiyorum,
Elimin değdiği yere
Yüreğimde çıplak nefesin,
Ben bir gece yarısı doğdum,
kimsenin duasının tam tutmadığı bir saatte,
annemin gözlerinde umutla korku birbirine karışmıştı,
babamın avuçlarında ise yalnızca yoksulluk ve suskunluk vardı.
Beşiğime ilk konan şey sevgi değildi,
Bugün dardayım
Acılarımın mıhlanıp sevgime oturduğu saatlerdir
Köşe başında mendili kan tutmuş celladın elinden
Bir kahpelik düştü yere, duyar mısın hengameleri
Koşuşturmalar, bağrışmalar, yedi mevsimin ayazı gibi
İçimde kan revan duygular,
Bu kente yalnızlık çöktüğü zaman,
Sokaklar taş olmaktan vazgeçer, eski bir yaranın kabuğuna dönüşür.
Her kapının eşiğinde, eve dönememiş bir ömrün ayak izi bekler.
Perdeler kapanınca odalar değil, insanların içi kararır.
Kimse bunu gazetelere yazmaz;
Suskunluğumu yaz şair, gözlerimden akıp giden bir hayatın tam ortasından yaz;
bir sabahın kapısında unutulmuş çocukluğumu, avuçlarına sığmayan o eski günleri,
kimsenin fark etmediği eksilmeleri yaz; öyle bir yerden dokun ki kelimelere,
okuyan önce beni değil, kendi evinde yıllardır açılmayan bir çekmeceyi hatırlasın.
Benim hikâyem yüksek sesle başlamadı, bir evin içinde ağır ağır yer değiştiren eşyalarla büyüdü;
önce bir sandalye eksildi sofradan, sonra duvardaki takvim inceldi,
Bu şiir dünyanın kalbine, unutulmuş çocuklara, katledilen masum kadınlarımıza,
sokak lambalarının altında üşüyen yalnız annelere,
oyuncak yerine korku tutan küçük ellerin titreyen kaderine yazıldı;
çünkü bazı geceler vardır ki insan, gökyüzüne bakarken
yıldızların bile utandığını hisseder dünyanın bu sessiz zalimliğinden.
Çanakkale’de bir sabah doğdu ki güneş bile titreyerek yükseldi ufuklardan,
Toprak, kanla yoğrulmuş bir dua gibi kokuyordu, rüzgâr şehitlerin adını fısıldıyordu usul usul,
Bir annenin gözyaşıyla sulanan her karış vatan, bir destanın kalbinde atıyordu,
Ve o gün, bir millet ölümle değil, onurla tanıştı; diz çökmeden, baş eğmeden...
Mustafa Kemal Atatürk bir söz söyledi ki zaman sustu, mermiler bile saygıyla durdu o an,
Anne…
Dünyada bir kelime var,
insanın kalbine dokununca bile gözlerini doldurur.
Anne…




Bu şaire henüz hiç kimse yorum yapmadı. İlk yorum yapan sen ol!