Sabah 04:17'de zaman durdu.
Bütün saatler enkaz altında
"daha erken" diye
yalan söyledi...
Beton yığınları arasında
Bir Nisan sabahı
papatyalar silahlarını kuşandı,
karahindibalar sınır duvarı ördü,
yoncalar ise
gizli bir ticaret anlaşması için
arabulucu oldu...
Hakikat ararım, gönlümde bir sır,
Yetmiş iki millet, Hakk tecellisi.
İlahi ışık, Her birinde nur,
Aşkla bakarım, gönlümde huzur.
Dervişler sultanlar, yolunda yürür,
Gözlerinde kırmızı bir galaksi kayboluyorum
Her bakışın zamansız bir mevsim doğuruyor
Tenimde ayın karanlık yüzünden çalınmış izler
Sen dokununca gece güneşe dönüşüyor
Dudakların kelebek kanatlı bir deprem
Bir dem düştüm yol kıyısın, kimse bilmez aslını,
Gönül açtı kapısın, gösterdi kendi pasını.
Tapduk’un ocak yeri, yakar canın yasını;
Dedi: “Kendini ararsan, sende gizli ses durağı.”
Gaybî’den bir niyaz geldi, “Gel hele, yolun içrek.”
Yolcu oldum bu zamanda,
Kaldım dertli bir kıyamda.
Ne pir görür göz bu anda,
Ne dost kalmış dar günümde.
Erenlerin nefesi yok,
Duy zâhid bu sözü cân üstüne cân söylenir,
Tövbe kapısı yoktur Hakk yoluna giren bilir!
Bir adım attın mı artık dönüş yoktur geri,
Ahdini bozanın boynunda kalır zincîri.
Tövbenin mumunu yaksan da bin kez zâhidim,
Bir gece,
Zamanın kırıldığı o an -
Yâr,
Bir ışık hüzmesiyle düştü aklın kıyısına:
"Beni zâhirde arama" dedi,
"Bak, bâtının şafağıyım!"
Hakikatin kilidi kaç dilde arandı?
Her anahtar bir "Lâ mekân" sırrı...
Kırk kapıdan geçip de,
Bir tek zerrede kayboldum.
Sordum: "Bu düğüm kimin elinde?"
Bir mum yanar Erdebil'de gece vakti
Hem yakar kendini, hem aydınlatır yolu
Sorardım: "Niye kendini tüketirsin?"
Dedi: "Aşkın matematiği budur:
Varlık, yokluğa feda olmalı ki
Hakikat görünsün..."




Bu şaire henüz hiç kimse yorum yapmadı. İlk yorum yapan sen ol!