Boynumda taşıyorum yalnızlığı,
bir ömür süren bir saat gibi.
Her saniye,
geçen bir an değil sadece,
bir ağırlık çöküyor omuzlarıma.
Gecenin sessizliği
Ben mi varım, ben mi yokum, bilemedim hâlâ,
Bir yel esti gönlümden, devrildi kâinat dağla.
“Sen kimdin?” dediler, güldüm, dedim: “Ben Hak’tım ya!”
Kaygusuz’dan kalan meşrep, külde yandım çağla çağla!
Akıl geldi “sus” dedi, gönül “HÜ!” diye bağırdı,
Gece çöktü.
Dağlar kendi gölgesine yaslandı,
Kuşlar bile nefesini sakladı.
Ben yürüyordum…
Ayak izlerimden başka kimse yoktu ardımda.
Asfaltın altında,
Tavana asılı kalmış
Bir çocuk parkı gördüm:
Salıncaklar kanat çırpıyordu,
Kaydıraklardan
Gece bekçileri kayıyordu.
Dünya yaratılırken koptu kıyamet,
Bir başlangıç, bir son, iç içe girmiş.
Zerrelerden evrene yükselen feryat,
Hem doğum sancısı, hem ölüm sesi.
Gökler yarılırken, yıldızlar düşer,
Yâr bağına girsem ne olur,
Gonca gülün dersem ne olur?
İnce belin sarsam ne olur,
Beni dert bağına bağban ettiler.
Meyhaneye dalsam ne olur,
Bir gece ansızın yâr geldi akla,
Zâhir" dedi beni, "bâtın"da sakla!
Şimşek çaktı cana, düştüm ben Hakka,
Sordum: "Kimsin?" dedi: "Aşkım bîçâre!"
Gönül şehrine bir sultan olmuş,
Yedi deryayı içtim, susuzluğum gitmedi,
Kâbe benim içimde, tavafım hiç bitmedi.
Mürşid bana “Gel dur!” dedi, nefes beni itmedi,
Dört Kapı’dan sığmadım, iğne deliği oldum!
Abdest aldım, su yandı, ateşi gül eyledi,
Nesîmî burcunda aşkın sırları,
Deri yüzülse de dönmez ikrarı.
Hakka yürüyenlerin nurdan izleri,
Vahdet deryasında bulur kendini.
Hatâyî burcunda şahın nefesi,
Güneşin sır küpüne düşen toz oldum,
Zamanın çarkında bir "Hû!" savruldum.
Aşkın kılıcıyla yarıldı gökler,
İçime, kanadı kırık melekler düştü.




Bu şaire henüz hiç kimse yorum yapmadı. İlk yorum yapan sen ol!