Kedi şefkatiyle dokun bana, diyor bir durakta,
beni bırakıp gitme.
Dudakların nimettir, diyorum,
yakma onları izmaritle.
Sivrisinekler yiyor dizlerini,
gecenin açlığına benziyor, budalaca belki.
“Erzincan,” diyorsun durmadan,
canını arıyor, bulamıyor kendinde.
Kim bilir hangi uygarlıklar geçti oradan,
hangi taşın altında kaldı
bir zamanlar sana benzeyen
o eski, kırmızı kalp.
Yoksulluğun utancında bir Prometheus muyum,
Dervişin dilinde ezgisini arayan?
Umut 1917 miydi,
1921 mi, bilmiyorum;
tarihin bütün sayfaları
gözlerine bakınca birbirine karışıyor.
Saçlarının kokusunda gezen
ermiş bir dağ mıyım,
yabani bir çiçek mi?
Bilmiyorum, sana değdikçe çoğalıyor içim.
Ellerim uykunu bölen
susuz Mecnun olmuşsa,
çölümdeki Leyla mısın
bu karanlık çağda?
On beşinci yüzyıldan kalma
bir Kızılbaş sazı gibi
dokunuyorsun içimin teline;
sesin çıkıyor, ben susuyorum.
Başını omzuma koyduğunda,
içindeki yorgun dağ keçisi bile çiçek koklamaya başlıyor.
Neyse, gelelim ıslak kirpiklerine—
onlar da nimettir, diyorum,
şelaleye dönse bile
hüznünde ışığını bulur, biliyorum.
Kayıt Tarihi : 10.09.2026 20:32:00
Şiiri Değerlendir
© Bu şiirin her türlü telif hakkı şairin kendisine ve / veya temsilcilerine aittir.




Bu şiire henüz hiç kimse yorum yapmadı. İlk yorum yapan sen ol!