Sabahın seherinde, dilde usulca büyüyen bir duayla açılır kapım,
Eşikte bırakırım dünyalık kaygıları, adımımı atarım kutlu yola.
Yüzümde hiç eksilmeyen o şefkatli tebessümle,
Bir büyük davanın alnında biriken terdir Sezai Karakoç,
Sessizce yanan bir kandilin, zamanı aydınlatan o derin sancısı...
O ki kelimelerden bir medeniyet suru çeker çağa,
Dün yine seyrettim Salacak'ın serin kıyısından Kız Kulesi'ni,
Efsunlu bir uykudan uyanmış gibiydi Boğaz'ın ıslak göğsü.
Martılar, gökyüzünün mavi kâğıdına gümüş kanatlarıyla dizeler çiziyor,
Tarihin bağrında uyuyan o dev uyanırken ufkumuzda, Türkiye, özüne ve kadim aslına kavuştu seninle Hocam.
Kırıldı zihinlerdeki o paslı, o görünmez pranga,
Yeniden gür bir seda ile dirildi Müslümanlık şuuru her canda.
Avuçlarımda toz, saçlarımda beton kokusu,
Ağır taşların altında kaldı en sevdiğim oyunum.
Bir bebek tutuyorum kırık kolundan,
Sarı otlar gibi boyun büktü kurduğumuz cümleler.
Ne söylesem eksik kalır bu saatten sonra,
Ne desem yarım...




Bu şaire henüz hiç kimse yorum yapmadı. İlk yorum yapan sen ol!