ruhun mu yasak bana
saçlarının dağınıklığımı söyle
toplar acılarımı bir yerde yürüyüşün
yan gözle yanımdan geçip gidişin
hangi yanardağdan aldı ki ateşini yüzün
hicrandı
fısıldaştığımız akşam rüzgarıyla
İstanbul uzakta
sinemalar avutmaz gönlümü
tiz sesli bir cigan gibidir özlemin
eski bir anı haykırır içimde
saçaklanır şehir uzak eskimiş
ışıklanır kötülük sinsi
sen deniz ötesi ülke
ben hevesi kursağında
saçlarının mutluluk ülkesine al beni
benimle aynı yola bakarken yaşadığın gönenç gibi
evlerimiz sarıydı
yapraklarımız güneş kızarmışı
seni bıraktım
Uzun bir yağmur girdi aramıza
Sokaklarda ince tebessümün kaldı
Hicaz bir fısıltıyı rüzgar
sesinin buyurgan kimliğiyle yürüyor gölgen
bencilliğinin kendine bile tahammülü yokken
her sabah uyandığımda senin yalnızlığını da
düşünüyorum bütün yalnızlıkları düşündüğüm gibi
süzgün bakışlı bir bebeğin ağız kokusunda hayat
karpuz serinliği yazlı mahallelerden kalma
bir gülüş terk etmiş gibi her anımı sanki
ve hemen sabah olsa diye bekleyen bir ilkokul
arkadaşça örselenmişliği özleyen yüreğim...
lacivert bulutlar akıyordu apatman damlarına
gece gündüz övüyorum güncel mutsuzluğumu
dalgalar şaha kalkar siyah bir matem olur gelişin
düzgün bakamam sana hayatım ihlal eğik bükük
iğrenç bir boşluktur aşksız anılar toplamı talihsiz
kemirir içimi çöl gazabı misali habersizlik pastırma yazından
ayrılık fikri sabit bir felakettir işitmeyi öğrenememiş
Hayal Kitabı
sayfaları kırık dökük hayal mahallemizin
noktalamadan hiçbir kapı aralığının anlamını
öğleye doğru şarkılarımız olurdu hani kusursuz
hani bahçemiz şahit olurdu çocuğumuzun güzelliğine
hayal
bir sokağın hiç yaşanmayacak ikindisinden
sıyırıp resim defterlerimi
obua çalan bir kedi alıyorum kucağıma
yağmurlu son sabah çayının




-
Öztürk Acun
Tüm YorumlarBravo öğretmenim. Başarılar diliyorum. Bir perde açılır biri kapanır.