I
kış ortası sarındığım soluk
yırtık yamalı çamaşırların kokusunda
çocukluğuma miyop evlerim
evet ben buyum
büyük ve çıkarsız uzaklıklar biler aşkı
sonra keskin kılıcı yüreğimin donuk bakışların
ama zamanı yenmişliğimle
savurganlığın doğurduğu unutmalarda olmayacağım
hiç
ayrılık anlarında gerçekten öldüm
yağmur otları ıslattı
ayağım kanıyor yerin soğuğuna
buz gibi bir sinema karanlığında
iki film birden izliyorum sanki
eskisi gibi...
eskisi gibi bir ağaç hışırtısına tavım
menekşem içine mi kapandın söyle
hangi pencere yetmedi uçsuz bucaksız güzelliğine
hangi güneş kıskandı üzerine titrediğimi
hangi ölüm özenle kıyacak hangimize ki
nazar mı değecek yosun çilesi saçlarına
sözcüklerim güvercin öpüşleriyle kondu mu gözlerine
ismin yarım şarkı karıncalı ezgi
çok kötüyüm sen ezilmiş kadın yüreği
kalabalıklarda kırmızı soluyorsun boğuluyorum aşkla gidişine
ben bilinmeyen sokakların erdemi
aramak esarettir ayrılık bir yaşam biçimi
düştüğün yerde kaldıranın olayım ama en çok yabancı
uzak sislerin kirli yakınlığı mıdır bu
laciverdi küflü bir köşeyi dönerken onu gördüğünü sanmak
yağmur aklımı almasaydı yeşili içmezdim acı acı
kendi gözlerimden
karanlığın üstüne su serperek geceye ihanet ediyorum...
sular yorgun dudağımda
sessiz odaları özlüyorum
erken ayrılıklara uzak
bir pencerem olmalı hemen
akşamlar kurak yazlardan kalmış gibi
öğlen sonları mahallî ve öyle sessiz
öğlenleri aç acına gezdiğim
güney sıcakları vurmuş gibi başıma
ama her sabah açılınca gözlerim
mutlaka ilk seni görüyorum karşımda
geç gelişlerine yaşadığım az
erken gidişlerine öldüğüm gibi...
ne geç gel ne erken git
ne az gel ne çok git
vakitlerim kararsız




-
Öztürk Acun
Tüm YorumlarBravo öğretmenim. Başarılar diliyorum. Bir perde açılır biri kapanır.