Ot, deyip geçme
Yeşil narin bir gövdesi var
Basıp da ezme
Dik durmaya mecali var
Bir bak köküne
Kıl gibi girmiş toprağa, bayağı
İnsan aklı, hep nefsine uyar
Dünyalığı, üst üste yığar
Yaş kemale gelince
Koca ömür, bir tabuta sığar
Bir tabut
Omuzlar üzerinde
Bir yolcu
Tabutun içinde
Peşinde onlarca kalabalık
Aşk, gülümsedi
Derken
Ani bir fırtına koptu; ardından
Önce aşkın geldi; şikayete
Sonrada hüzün
Önce en lazımsın, yaşamam için
Dolu başak başım, hasatta biçin
Sevmiyor diyorlar, bunları geçin
Bana ne bundan
Önce sen lazımsın
Bugün, On dört Mayıs
Şahadet günü
İlahi kaderde yazılı
Filistinli düğünü
Gazze, toz duman içinde
Sabahın fecrinde, simit fırınında beklerken
Ve simitleri geleceğe, halka halka eklerken
Yüzleri tokatlayan soğuk, sefalete itler iken
Yırtık cepte ısınmaz iken elleri, onlarda çocuktu
Yaşamıyorken baba, anne evde yatıyorken hasta
Yalan, yalanı çeker, yok kaçarı
Akıl, uymaz yüreğe, gönül uçarı
Gözyaşı bulanık, paradan açarı
Mugayir gerçeğin, dilsiz ayarı
İçi hava ile dolu, boş balondan
Dilimse eğer, kalbime vurduran mührü
Vur gitsin; acıma, kalmasın sana özrü
Mürekkeptir dudaklarım, öptüğüm yerde
İzi kalır belki ecele, yarılar kalan ömrü
Utanç duyma, bu sevdamın mühründen
Gökte bir uçak uğultusu
Bir bomba daha düşecek belli ki
Ölsek, kurtuluş
Sağ kalırsak vahim
Ve yine gürültünün ardından toz bulutu
Genizleri yakıyor kokusu




Bu şaire henüz hiç kimse yorum yapmadı. İlk yorum yapan sen ol!