bitmek nedir bilir misin agop?
seni koca bir şehir gibi görürler.
uzaktan ışıkların yanar,
bacandan duman tüter,
kapında hala bir çift ayakkabı durur.
ama içinde ne mahalle kalmıştır,
ne sokak,
ne de bir çocuğun eve geç kalacak kadar hevesi.
anladın mı?
evet efendim.
bitmek ölmek değildir agop.
ölünün hiç değilse bir mezar taşı vardır.
adı yazılır üstüne,
geleni bir fatiha bırakır,
gideni toprağını düzeltir.
bitmiş adamın mezarıysa göğsündedir.
taşını kendi taşır,
duasını kendi okur,
her sabah kendi cenazesine uyanır da
akşam yine sağ görünür.
işin kötüsü, kimse inanmaz öldüğüne.
çünkü çayını içersin,
selam verirsin,
hesabı ödersin,
hatta arada gülersin.
millet de seni yaşıyor sanır.
ulan agop,
bu dünya nefes alan herkesi diri yazıyor deftere.
oysa insan bir günde bitmez.
önce bir sözü yutar,
sonra bir ihaneti.
bir gün hakkını aramaz,
ertesi gün hatırını.
her sustuğunda içinden bir dükkan kapanır.
bir bakmışsın,
çocukluğunun geçtiği cadde bile sana yabancı.
kendi içinde kaybolmuşsun da adresini başkalarına tarif ediyorsun.
anladın mı?
evet efendim.
bir vakit kalabalıktın sen.
biri sabrından aldı,
biri merhametinden.
biri gençliğini cebine koydu,
biri iyi niyetini.
sen buna sevmek dedin.
meğer bazıları sevmezmiş agop,
insanı azar azar harcarmış.
sen eksildikçe onların sofrası büyürmüş.
sonra aynaya baktın.
yüz senin, göz senin,
alnındaki çizgiler bile senin.
ama içeride oturan adam çoktan taşınmış.
aynada senden geriye yalnızca adres kalmış.
işte insanın kendine gurbeti böyle başlar.
bir masa düşün agop.
ekmek var, peynir var, iki bardak çay var.
karşında sevdiğin oturuyor.
ama söyleyecek tek kelimen yok.
işte açlık budur.
miden tokken ruhun sofradan aç kalkmasıdır.
bir ev düşün.
anahtar cebinde, kapı senin, perdeler senin, duvardaki çivi bile senin.
ama içeri giresin gelmiyor.
işte evsizlik budur agop.
damının olmaması değil,
damının altında kendine yer bulamamaktır.
bir de insan düşün.
her düşene el vermiş,
her ağlayana omuz,
her üşüyene ceket olmuş.
sonra kendi düştüğünde etrafına bakmış.
bir tek gölgesi var.
o da güneş batınca gitmiş.
işte o gün öğrenirsin.
herkesin yarasına merhem olanın kendi kanını silecek bir mendili bile olmayabilir.
anladın mı?
evet efendim.
ama herkese kızma agop.
bazısının vicdanı cebindeki bozuk para gibidir. yürürken çok ses çıkarır,
hesap gelince yetmez.
sen onları kendi yüreğinin terazisinde tarttın.
yanlışın buydu.
sonra terazi bozuk sandın.
terazi sağlam agop.
mal eksik.
aynı masaya oturmakla dost olunmuyor.
aynı ekmeği bölmek kolay.
mesele, son lokmaya gelince belli oluyor.
sen açken kendi tabağını saklayanın
sen tokken sırtını sıvazlaması dostluk değildir.
bu dünyada çok el omuza konur agop.
kimi sarılmak için,
kimi nereden yıkacağını ölçmek için.
bunu geç öğrendim.
ama iyi öğrendim.
şimdi soracaksın.
bunca yıkıntıdan sonra insan yeniden kurulur mu?
kurulur.
ama eskisi gibi değil.
önce bazı sokakları haritadan silersin.
bazı isimleri tabelalardan kazırsın.
bazı kapıları tuğlayla örersin.
çünkü her gidene yas tutulmaz.
bazısının ardından perde açılır.
bazısının yokluğu,
evin ilk defa hava almasıdır.
sonra bir sabah uyanırsın.
kimse geri dönmemiştir.
özür dileyen olmamıştır.
sana yapılanların hesabı da gökyüzünden inmemiştir.
ama tuhaf bir şey olur.
artık beklemiyorsundur.
işte insan tam orada dirilir agop.
kapıya bakmayı bıraktığı yerde.
çünkü bazı yaralar kapanmaz.
sen büyürsün, yara küçük kalır.
bazı acılar geçmez.
sen artık onların önünden başın eğik geçmezsin.
ve bir gün o yıkılmış şehrin ortasına eski bir sandalye koyarsın.
oturursun.
sağına bakarsın, enkaz.
soluna bakarsın, enkaz.
sonra ellerine bakarsın.
kan içinde.
ve ilk defa başkasına değil,
kendine acırsın.
dersin ki.
ulan..ben herkese ev olmuşum da
bir kendime kapı olamamışım.
işte yeniden başlamak tam oradadır.
bir taş koyarsın.
sonra bir taş daha.
kimse alkışlamaz.
kimse yardım etmez.
kimse yaptığın duvara adını yazmaz.
olsun.
bu defa yaptığın şehir başkaları otursun diye değildir.
önce kendine küçücük bir oda yaparsın.
bir pencere açarsın.
gece olunca bir kandil yakarsın.
kimse gelmese de yakarsın.
çünkü sonunda anlarsın agop.
ışık, her zaman birini beklemek için yanmaz.
bazen insan kendi yüzünü yeniden görebilsin diye karanlığı deler.
şimdi bir daha soruyorum.
bitmek nedir bilir misin agop?
seni koca bir şehir sanırlarken içinde tek bir insanın yaşayacak yeri kalmamasıdır.
peki yeniden başlamak?
sana bunu yapanların geri dönmesini beklemek değildir.
enkazın ortasında doğrulup,
üstündeki tozu silkeleyip,
kendi ellerine bakarak.
beni yıkanları affeder miyim bilmem.
ama bir daha kendimi onların eline inşaat malzemesi diye vermem.
diyebilmektir.
anladın mı agop?
evet efendim.
peki niye sustun?
çünkü efendim.
bazı şeyleri insan anladığında değil,
kendinde bulduğunda susarmış.
✍️
Mustafa AlpKayıt Tarihi : 4.10.2026 21:32:00
Şiiri Değerlendir
© Bu şiirin her türlü telif hakkı şairin kendisine ve / veya temsilcilerine aittir.




Bu şiire henüz hiç kimse yorum yapmadı. İlk yorum yapan sen ol!