İbrahim Şahin 2 Şiirleri - Şair İbrahim ...

İbrahim Şahin 2

UMUT IŞIĞI – BÖLÜM: UMUT ÇINARI’NIN DOĞUŞU

Umut okul hayatını geride bıraktığında, içinde derin bir boşluk vardı. Yıllarca süren sınavlar, notlar, disiplinler... Hepsi bitmişti, ama zihninde hâlâ o eski baskı yankılanıyordu. Sistemin zincirlerinden kurtulmuş, ilk defa derin bir nefes almıştı. Artık özgürdü. Ve bu özgürlük, onu doğaya çağırıyordu.

Doğada bir gün, tesadüfen karşılaştığı ulu bir çınar ağacı, içindeki kıvılcımı ateşledi. Bu ağacın meyvesi yoktu. Yaprakları farklıydı. Bilgi tabelasında yalnızca "1653" tarihi yazılıydı. Ne adı vardı, ne hikâyesi. Umut için bu çınar artık bir sırdı…
Tam umudu tükenirken, Turizm Bakanlığı’nda yaşlı bir görevliyle karşılaştı. Onun rehberliğiyle bakanla görüşme sağlandı. Bu kez şans Umut’tan yanaydı. Bakan telefona sarıldı, valiye direktif verdi: “Gereğini yapın.”

Devamını Oku
İbrahim Şahin 2


TÜRKÜLER HESAP SORMASIN
Seyyah olup gezdim şu âlemi
……………………………..koronanın izinde
……………………………………….dur duraksız
…………………………………………….yatak yorgansız

Devamını Oku
İbrahim Şahin 2

TÜRKÜLERİN ELÇİSİYİM

ellerim varmıyor türküler yazmaya
...... dilim varmıyor türküler söylemeye
...................... yüreğim elvermiyor terkine
......................türküler suskun , ben suskun

Devamını Oku
İbrahim Şahin 2


ÜÇÜN BİRİ

üçten çıkarılmaz
........üçe eklenmez
.............................üçün biri

Devamını Oku
İbrahim Şahin 2

UMUDA KİLİT VURULDU

zaman sarhoş
duble keyf barmen
hesap ödemede
ana rahminde cenin

Devamını Oku
İbrahim Şahin 2

📚 Sahne 1 – Umut’un Duyularla Sistemi Delmesi (Kıvımsal Köpürtme)
Umut sırasına oturduğunda gökyüzü sessizdi ama sınıfın tahtası bağırıyordu: “İsim tamlamaları!” O an burnuna bir toprak kokusu değdi; sanki alfabenin rengi kahverengiye döndü. Okul duvarının ardındaki unutulmuş aralığın dili vardı artık—çürümüş düzenin şifresi gibi kokuyordu. Umut nefes aldı ama o nefesle bilgi değil, bir papatya içeri sızdı. Papatya mıydı? Belki. Ama belli ki sistemin burnuna dayadığı kokusuzlukla tartışıyordu. Kalbi kıpırdadı. Kimse fark etmedi çünkü duygular müfredata dahil değildi. “Bu sınıfta çiçek açmaz,” diyordu içindeki toprak sesi. Tahtadaki yazı soldu. Gülmek isteyen harfler susmak zorunda kaldı. “Çiçek açamazsın burada” sesi, kurallar defterine yazılmamıştı ama çantasına sinmişti. Camlar kapalıydı ama rüzgar kapıdan değil, parmak arasından geçti. Umut’un saç telini okşayan şey ders değil—duyunun devrimiydi. Defterini açtı, kalemini oynattı ama yazmadı: çünkü kelime bu rüzgarı anlatmaya yetmezdi. Bir çizgi attı. Çizginin altında sessizlik vardı, üstünde fısıltı. Öğretmen geldi; sesiyle değil, sessizliğiyle durdu. Çizime bakarken “Bu ne?” dedi. Umut cevap vermedi çünkü bu çizim bir soru değildi. Ellerinde titreme vardı. “Şimdi” geldi, kelimeden önce. Yağmur yoktu ama gök gürledi. Defterin kenarı dalga dalga kabardı. Arkada biri kahkaha attı; Umut içinden “ben bir gök sesi duyuyorum” dedi. Öğrenciler sıraya vurdu; ama Umut sıranın altına ritim gömdü. İçindeki çığlık sahneye çıkmak istemedi—bir süre daha fısıltı kalmak istedi. Gül kokusu geldi; ama okul bahçesi inkar etti: “Biz burada beton kullanırız.” Gül mührünü kokladı. Boya kokusuyla gül çarpıştı; duvarda sessiz bir savaş başladı. Bu savaşın silahı kelime değil, duyuydu. Gül bir anıydı. Belki anne eli, belki rüya sesi. Umut gözünü kapadı. Kokuya bastı. Sınıf kalabalıktı ama yalnızlık arttı. Duvarlar yaklaştı ama içindeki gül geri çekilmedi. Defterde yazı yoktu ama düşüncede yankı vardı. Sınıf artık sistemin zindanı değil—duygunun arkeolojik alanıydı. Gül mührünü göğsüne bastı. Sessiz bir çığlıkla mühürlendi. O gül konuştu. Umut dinledi. Sistem sustu. Ve o gün Umut ilk defa öğretmenini değil, gülü anlamakla geçti sınavdan.
Kuşla Bakışma
Umut pencereye döndü. Herkes tahtaya bakarken o dışarıyı izledi—ama görmedi, duydu. Aynı kuş yeniden geçti mi bilmiyordu ama gözleri kuşun izinde kaldı. Bu kuş, sadece bir hayvan değil—duygunun kanatlanmış haliydi. Umut kuşa baktı ama ilk kez kendini görülür hissetti. Kuş durdu mu, döndü mü, yoksa sadece ona mı öyle geldi? Bir an, gözlerinde bir parıltı belirdi. Sınıfın sesi geride kaldı, göz temasında yankı büyüdü. Dili yoktu, ama bir kelime doğdu. Kalemini aldı, sayfanın ortasına "Ben" yazdı. Kimse okumadı ama o ilk kez okudu—kendini. Yazmak bir eylem değil, bir aynaydı o gün. Kuş gökyüzünden ona bir kelime bıraktı. O kelime konuşmuyor ama iç sesi yankılanıyordu. Arkada biri sandalyesini sürttü ama Umut o sesi buluta çevirdi. Tahta konuşurken o kuşun sessizliğini dinliyordu. Bedeni sınıftaydı ama ruhu kuşla göçtü. Öğretmen arkasından adını söyledi; Umut cevap vermedi, çünkü adı yeni doğuyordu. Gözünde bir harita çizildi; kuş rotası, duygunun izi. O gün alfabe bir uçuş denemesine dönüştü. Kanat kelime oldu, kelime iç ses oldu, iç ses ritim oldu. Sınıf hâlâ yerindeydi ama Umut’un sözcükleri gökyüzüne kondu. Bir arkadaş dürttü: “Sen ne yapıyorsun?” diye. Umut gülümsedi ama cevap vermedi—çünkü cevap görmek değildi, görülmekti. Defterine döndü, ikinci bir kelime yazdı: “Ses.” O kelime sessizdi ama yankısı yüksek. Kuş pencerenin kenarında bir an durdu, camdan içeri girmedi ama içeri geçti. Umut "Ben" ile "Ses"i bağladı—iki kelime, iki parıltı. O gün okul kıvırmadı ama Umut kıvrıldı, gökyüzünü sayfaya çizdi. Kuş uçtu, ama Umut’un sesi kaldı: görülmenin izi gibi bir kıvım. Öğretmen sırasına yaklaştı ama defterin kelimeleri çoktan göç etmişti. Ve o gün Umut, kendini ilk kez duydu: kelimeyle değil, kanatla.
Beni Gör” Manifestosu (Absürt Mizah Perdesi)
Hasan öğretmen sınıfa girdiğinde sınıfın sinir sisteminde elektrik yüklü bir sessizlik vardı. Ön sıradaki kız “sessizce tuvaletim geldi” dedi, ama sesi duyulmadı—çünkü tahtadaki tebeşir utanmıştı. Hasan cetvel yerine bir ayna çıkardı. Öğrenciler “Bu selfie dersi mi?” diye fısıldadılar. Ayna tahtaya tutulunca birkaç öğrenci kendini gördü, birkaç kişi ışığa doğru hamile kaldı. Bir öğrenci aynaya bakınca yüzündeki sivilcenin babasını hatırladı. Hasan yazdı: “Bugün sizi ben değil—kendiniz göreceksiniz.” Sınıf anlamadı ama duvar anladı, çatladı. Bir öğrenci ayağa kalktı: “Ben duvarla aynıyım.” Öğretmen susunca tahtadaki yazı kendi kendini sildi. Bir kız aynaya bakıp “Ben rüyamda tırnaklarımı sevmişim” dedi. Bir çocuk “Ben altıma kaçırmadım, sadece sistemi terk ettim” dedi. Sınıf gülmeye başlayınca lambalar dans etti. Bir çocuk kahkaha atarken sandalyesinden düştü, sesi döviz gibi yankılandı: “Gülmek anayasal hakkımdır!” Hasan sustu ama içinden “Bu sınıf artık bilgi değil, biyoakış taşıyor” diye düşündü. Ayna parladı, birkaç öğrenci gözlerini kapattı: “Ben içimde kayboldum.” Öğretmen tahtadan indi, yere oturdu: “Bugün bilgi değil, mizah öğretilecek.” Bir kız: “Hocam ama annem güldüğümde yemek vermiyor” dedi. Hasan: “O zaman gülmeyi gizli yemin yapalım,” dedi. Bir çocuk el kaldırdı: “Ben annemi güldürünce tuvalete gidemiyorum.” Diğer çocuk yanıtladı: “Ben altıma güldüm.” Sınıf artık sadece mekan değil, duyguların yürüyüş bandıydı. Bir sandalye konuştu: “Ben artık sırt taşımıyorum.” Hasan aynayı kendine çevirdi. Aynada Leyla çıktı. Hasan gülümsedi: “Ben, senin devamıyım.” Bir öğrenci aynayı yaladı—mektup gibi. Gülüşler sıralarda değil; göğüste atıyordu. Bir çocuk başını deftere koydu: “Ben artık alt başlık değilim.” Hasan tahtaya dönüp yeni başlık yazdı: “Görülmenin fizyolojisi.” Sınıf alkışladı, ama sessizce—çünkü bu bir yemin dersiydi. O gün kelime yoktu, sistem sızdı, gülüş devrim oldu. Ve mizah, altına kaçırma değil—başkasına umut sızdırma şekline dönüştü

Devamını Oku
İbrahim Şahin 2


ölüm 1 – Kuşun Gölgesi
Sabah erkendi. Umut pencerenin kenarında, gri boyalı sıralar arasında sessizce oturuyordu. Yalnızca dışarıya bakıyordu. O sırada bir kuş süzüldü gökyüzünde. Düz uçmadı—dalga gibi, düşünce gibi, kalp gibi salındı. Evin üstünden geçti… okulun çatısından süzüldü… okyanusa doğru kaydı. Gözleri takip etti kuşu. Ve ilk kez içinden bir şey kıpırdadı: o kuş, yalnızca gökyüzünü değil, zihnini deldi. Sınıfta hiçbir şey değişmedi ama Umut artık aynı çocuk değildi. Kuşun gölgesi düşmüştü bedenine—kıpırtısız ama kalıcı. Tahta gıcırdadı, defter açıldı, zil çaldı. Ama o, sadece gökyüzünü izlemeye devam etti. Çünkü artık yukarıda bir şey vardı. Oraya ait olduğunu fark etti.
O gün okul yolu denize yakın değildi. Ama Umut’un burnuna tuzlu bir koku geldi. Burnunu hafif kaldırdı; bildiği hiçbir şey değildi bu. Derin, ferah, hafif ıslak… özgürlüğün kokusu. Okul koridoruna sinmiş çamaşır suyu kokusundan çok farklıydı. İçeriden gelen kalın öğretmen sesi, kapının dışındaki rüzgarla karıştı. Rüzgar konuşuyordu sanki: “Sen burada değilsin, sen oradasın.” Umut yavaşça başını kapıya çevirdi. Kapalıydı. Ama içine deniz doldu. Dalga sesi duymadı ama göğsünde bir dalga yükseldi. Kurşun kalem titredi. Parmakları gevşedi. Kalem deftere düşmedi ama ses koptu içeriden. Şimdi okul, sadece bir kutuydu. Dışarıda bir şey vardı. Yaşayan, çağıran, bekleyen bir şey…
Ayakkabılarının altına baktı Umut. Beton zemindi. Temiz, lekesiz, toz almamış. Ama burnuna çamur kokusu geldi. Islak toprak. O an bahçeyi, okul duvarının hemen ardındaki terk edilmiş aralığı hatırladı. Oradan mı geldi bu koku? Burnunun ucundaki bu titreşim yüreğine indi. O kokuda kaçış vardı, doğuş vardı, düş vardı. Bir anda tahtaya döndü. “İsim tamlamaları” yazıyordu. Kafası karışmadı ama kalbi daraldı. “Neden toprak kokmuyor sınıf?” diye sorsa, kimse anlamazdı. Oysa o toprak konuşuyordu. O toprak: “Burada çiçek açamazsın, duvara yaslanırsın” diyordu. Ve o anda Umut’un içinde bir çiçek kıpırdadı—belki bir papatya, belki bir isyan.
Camlar kapalıydı. Ama içeriye bir şey girdi. Bir serinlik, bir titreşim. Saç telini oynattı. Rüzgar gibi değildi bu, rüzgarın iç sesi gibiydi. Umut bakışlarını camdan duvara çevirdi. Rüzgar bir iz bıraktı. Camlar açık olmasa da, rüzgar geçiyordu. O anda tahtadaki harfler silindi gözünde. Onun yerine dışarıdaki ağaçların yaprakları yazı oldu. Fısıltılar geldi. Defterini açtı. Rüzgarı çizdi. Bir çizgiyle başladı, sonra boşlukları doldurdu. Yanına kelime yazmadı. Gerek yoktu. Çünkü o çizim bir kelimeden fazlaydı—bir duyuydu. Öğretmen geldi, başında durdu. Umut çizimi kapattı. Ama rüzgar hâlâ içindeydi. Elleri titriyordu. İlk defa “şimdi”yi hissetmişti.

Devamını Oku
İbrahim Şahin 2

unutulmuş bohçayım
zaman göçünde
kör döğüm atılı
yok, yok!
ne meraklısı
ne alıcısı

Devamını Oku
İbrahim Şahin 2

UŞKUR TUTMAZ MASKELER
Pandemi tuzağında yüreğim
……………………………….bakışlar ürkek
………………………………….kalp atışlar ritimsiz
…………………..dudağımdan dökülen sözcükler kırıntı
………………………………………………………..yüreğim yangın yeri

Devamını Oku
İbrahim Şahin 2

ÜŞÜR AYAZ GECELERİ

.

yamadık düşlerimizi uzak yakın

Devamını Oku