MEVSİMLERDEN PEKMEZ KAYNATMA MEVSİMİ
****
Mevsimlerin en güzelidir pekmez kaynatma mevsimi
Üzüm sarıya boyanır, ayva sarıya, nar kırmızıya
Ceviz seyreder dalında, çatlar kıskancından
Dalında boynunu büker kabak, bilir son günü
. Bölüm: Eşeğin Kaybolduğu Gün
Mükremin sabah helkeyi eşeğe yükledi, ama eşek helkeyi değil, hayatın anlamını taşıyordu. Köy meydanında “Gördünüz mü benim eşeği?” diye bağırırken, herkes “Hangi eşek?” diye sordu. Çünkü köyde 47 eşek vardı, ama hiçbiri Mükremin’in eşeği kadar düşünceli bakmıyordu. Eşek kaybolduğunda, gökyüzü üç ton daha soldu. Mükremin, eşeğin gittiği yönü anlamak için eşek tırnağı falına baktı. Sonuç: “Eşek seni değil, sen eşeği arıyorsun.” O an Mükremin, eşeğin sadece bir hayvan değil, bir içsel yolculuk olduğunu fark etti.
🐾 2. Bölüm: Eşeğin İzinde
Mükremin, eşeğin izini sürerken köyün delisiyle, imamın keçisiyle ve muhtarın drone’uyla yolları kesişti. Drone, eşeğin son görüldüğü yeri gösterdi: Köyün arkasındaki “Düşünen Ardıç” ağacı. Eşek orada durmuş, göğe bakıyormuş. “Ne gördü bu eşek?” diye sordu Mükremin. Delinin cevabı netti: “Kendini.” O an Mükremin, eşeğin aslında bir metafor olduğunu düşündü. Ama sonra eşek anırdı. Metafor değilmiş. Gerçekmiş. Ama çok düşünen bir eşekti.
1. BÖLÜM: EŞEĞİN KAYBOLDUĞU GÜN
Mükremin sabah erkenden kalktı. Gözünde bir telaş, yüreğinde bir eksiklik. Ahırın kapısını açtı, ama… eşek yok.
"Gız!" diye bağırdı köy meydanına doğru, "Benim eşek gitmiş, görmeyen kör olsun!"
Ama bu kayboluş sıradan bir eşek firarı değildi. Bu, eşeğin içinden gelen bir bilinç çağrısıydı. Eşek, yıllardır taşıdığı samanın, çektiği helkenin, dinlediği Mükremin monologlarının yükünden bir sabah sıyrılmıştı. Köyün delisi: “Ben dün gece gördüm,” dedi,
Bölüm 1: Eşeğin Gölgesinde Doğmak
(Yaklaşık 1000 sözcük – Tam Metin)
Köyde sabah, horozdan önce eşek uyanırdı. Ama o sabah, eşek yoktu. Mükremin, gözlerini ovuşturdu. Ahırın kapısı açıktı. Saman dağılmış, helke devrilmişti. Ama eşek yoktu.
Eşeğin yokluğu, köyde sadece bir hayvanın kaybı değil—bir gölgenin eksilmesiydi. Çünkü o eşek, sadece yük taşımazdı. – Çocukları sırtında gezdirirdi – Yaşlıların bastonuna eşlik ederdi – Ve en çok da çınarın dibinde durup, gölge olurdu
✍️ Bölüm 2: Ahırın Karanlığında Kıvım
(Yaklaşık 1000 sözcük – Tam Metin)
Ahır karanlıktı. Ama o karanlık, korku değil—bir kıvımın doğumhanesiydi. Mükremin içeri girdiğinde, saman kokusu burnuna değil—çocukluğuna çarptı. Çünkü o ahırda, sadece hayvanlar değil, ilk utanmalar, ilk kıvırtılar, ilk kıvımlar da barınırdı.
📖 Bölüm 3: Anırmanın Felsefesi
Eşek, çınarın gövdesine sırtını yasladığında, köy susuyordu. Ne horoz ötüyor, ne rüzgâr uğulduyordu. Ama o eşek birden anırdı. Ve o anırma, sıradan bir çağrı değil—bir kıvımsal bildirimdi.
Mükremin kulak kesildi. Bu ses… Bu ses daha önceki sabahlardan farklıydı. Daha içten, daha uzun, daha titrekti. Sanki biri “Ben buradayım, ama başka bir boyuttayım” diyordu.
SÖZÜM OLSUN ÖĞRETMENİM
Öğretmenim,
ödevlerimi coronaya sor
bana pencereden baktığım günleri sor
pencereme konan kuşlarla arkadaş oluşumu sor
Güneş kapamaya görsün yüzünü
haberci kara bulutlar sarar gökyüzünü
bir fırtına bir şimşek
ardından yükselir acı çığlıklar
ölen rahmetli ‘’ yiyecek ekmeği yokmuş''
kalan şükürlük
ŞEHİDİN İLK DAMLASI VATANINA SON DAMLASI OCAĞINA DÜŞER
Salih’in evi alışıla gelmiş günlerden farklı bir gün yaşıyordu. Salih’in büyük oğlu, küçük oğlu Can’nı öpmüyor, Can’la oynamıyordu. Abisi Can’nın tanıdığı tanımadığı büyüklerin elini öpüyordu, abisini büyükler öpüyordu. Abisini annesi öptü. Annesi hıçkıra hıçkıra ağlıyor, dönüp dönüp abisine sarılıyor. abisi, annesinin elini öpüyor. Abisi, babasının elini öpüyor, babası abisini… Abisi Can’ı öpüyor. Can şaşkın.. Abisi, ‘’Hoşcakalın.’’ diyor. El sallıyor. Abisi gözden kayboluyor. Anne, ağlamaya devam ediyor. Baba sesizliğe bürünmüş, bakışlar durgun. Eş dost akraba,’’ Allah kavuştursun.’’ diyor. ‘’Sayılı gün tez biter.’’ diyor. ‘’Allah sağ salim dönüşünü nasip etsin.’’ diyor. Annesi soruyor, ‘’Kınalı kuzum sağ salim döner mi? diyor. Eş- dost, ‘’ İnşallah.’’ diyor. Can, olan biteni anlamaya calışıyor. Kulaklarında büyüklerin sözleri yankılanıyor. Sözler peş peşe, ‘’ İnşallah, şaş Allah, sağ sağ, salim, salime, selim’, ’Kınalı kuzu’’ İyi de evde kuzu yok. Bir tek Can’nın bildiği ‘’ Miyav’’’ var.
Evde bir sessizilik bir sessizlik… Salih gitmiş, eş dost dağılmış. İçin için ağlayan bir anne, duvarla bütünleşmiş bir baba… Babanın kucağında Can. Can şaşkın… Babaya bakıyor, baba evin yedek duvarı. Can bilse nabız atışını yoklayacak. Nefes alıp verdiği, nabızlarının attığı kuşkulu.. Anneye bakıyor, anne gök gürültüsüz yağışta, Gözyaşı, sel. Dökülen gözyaşları şalvarının oluşturduğu vadide toplanıyor. Şükür eşyalar güvende. Can anlıyor, üzücü bir durum var. Başlıyor sorulara:
- Baba, anne niye ağliyi?
- Oğlum, abini askere yolladık.
- Asgerlik kötü bi şey?




Bu şaire henüz hiç kimse yorum yapmadı. İlk yorum yapan sen ol!