Kapağı tam kapatılmamış bir kitap gibi duruyor aşkın içimde
En ufak esintide bir sayfası açılıyor…
İçimde bir rüzgâr var; duvarları aşan, perdeleri titreten,
Bazen bir fısıltı gibi usulca, bazen bir fırtına gibi yıkıcı.
Gözlerim ufukta, ellerim boş;
Kapadokya’nın Balonlu Sabahı
Ayağımın altındaki toprak binlerce yılın ağırlığını taşır,
her peribacası, her vadi, bir sır gibi susar.
Kapadokya…
Güzel atların ülkesi,
KARANLIĞIN İÇİNDE ADINI ARAYAN SES
Ben sana hep karanlığın içinden geldim.
Çünkü karanlık, insanın kendisiyle yüzleştiği
en sessiz, en gerçek yerdir.
Düştüğüm yerden değil,
Karanlık Bir Bayan
Adını duymadım,
ama gözlerinde geceyi gördüm;
derin, uzun,
bir kuyunun susuzluğuna benzeyen,
Kavuşsaydık Ne Olurdu?
Düşünüyorum bazen.
Ya o gün, o an, o mesafe olmasaydı…
ya zaman inat etmeseydi,
ya yollar uzamasaydı,
Bir yokuş vardı çocukken yürüdüğüm.
Taşları sessizdi… ama hatıralar kadar ağır.
Her adımda birini gömdüm;
Bir bakışı, bir sesi, bir dokunuşu.
Altında ezildim o taşların.
Kendi ile Yüzleşmek
Gözlerimi kapattım…
Sadece bir an için değil, bütün bir hayatımın ağırlığıyla.
Ve gördüm…
Bastırdığım tüm korkuları…
KENDİMİZLE KAVGAMIZ (manifesto)
Biz, kendi içimizin savaş alanındayız; bir yanımız hâlâ çocuk, bir yanımız çoktan mezar taşı kadar sessiz.
Her nefesimiz bir sorgu, her adımımız bir meydan okuma; kendimize döndüğümüzde gördüğümüz sadece gölgelerimiz.
Camus’un dediği gibi, yaşam absürttür; biz hâlâ anlam arıyor, o anlamsızlığa küfrediyoruz. Ama fark ediyoruz ki acı, anlamı bulamamaktan değil, kendimizi kaybetmekten doğuyor.
KERAMET KİMDE
Bir şehir var içimde,
Kiremitleri yanık, bacaları suskun.
Kuşlar bile göç etmiyor artık,
Herkesin omzunda bir “keşke” yükü,
Keramet Ne Şiirde Ne Şairdeydi
Bir sabahın tam eşiğinde uyandım,
Rüzgârın sesiyle açıldı perdem,
Gökyüzü eski bir defter gibiydi,
Sayfalarında yarım kalmış dualar.




Bu şaire henüz hiç kimse yorum yapmadı. İlk yorum yapan sen ol!