Senin şehrinde geçirdiğim o üç günü,
Aldığım nefesi, içtiğim suyu...
Helal edebilecek misin?
Öyle ya da böyle sevmemişsin beni, hayret!
Benden sonra bir ben daha,
Söyle, bulabilecek misin?
Ceketimi ilikler, geçerim önünden,
Gölgen bile razı değil gittiğin yönden.
Bir veda borcun var, ödenmez dünden;
Bu aşkı nasıl sığdırdın o dar kalbine? Hayret!
Ceketimi ilikler, geçerim önünden,
Gölgen bile razı değil gittiğin yönden.
Bir veda borcun var, ödenmez dünden;
Bu aşkı nasıl sığdırdın o dar kalbine? Hayret!
O uçuk kaçık hâllerin esir almış seni,
Mahzun duruşun dümen kırmış.
Kendine çeki düzen verebilecek misin?
Beni tanıyanlar seni bulduğunda,
“Diğer yarım” bilerek, adımı onlara
Söyleyebilecek misin?
Ceketimi ilikler, geçerim önünden,
Gölgen bile razı değil gittiğin yönden.
Bir veda borcun var, ödenmez dünden;
Bu aşkı nasıl sığdırdın o dar kalbine? Hayret!
Ceketimi ilikler, geçerim önünden,
Gölgen bile razı değil gittiğin yönden.
Bir veda borcun var, ödenmez dünden;
Bu aşkı nasıl sığdırdın o dar kalbine? Hayret!
Hesabı kestim, kapattım o defteri,
Ne bir adım ileri, ne bir söz geri...
Sana helal olsun o üç günün hatırısın,
Bende kalan “hayret”,
Sende kahrı kalsın...
Kahrı kalsın...
Kayıt Tarihi : 22.09.2026 00:18:00
Şiiri Değerlendir
© Bu şiirin her türlü telif hakkı şairin kendisine ve / veya temsilcilerine aittir.
Üç Günlük Bir Hikâye… Bazı insanlar hayatınıza yıllarca kalmak için değil, yalnızca üç günlüğüne girer… Ama o üç gün, geride koca bir ömürlük hatıra bırakır. “Hayret”, böyle başlayan ve biten bir hikâyenin şarkısıdır. Hikâye, uzak bir şehirde geçirilen üç günle başlar. Şehrin sokakları, o üç gün boyunca iki insanın küçük dünyasına dönüşür. Birlikte içilen bir kahve, aynı masada paylaşılan sessizlik, sokaklarda atılan birkaç adım, göz göze gelinen anlar… Her şey kısa sürer ama yaşananların bıraktığı his, zamanın ölçüsüne sığmaz. **Birinci gün**, tanışmanın ve merakın günüdür. Henüz hiçbir şeyin adı konmamıştır. Bakışlar konuşur, cümleler yarım kalır. İnsan, karşısındaki kişinin hayatında ne kadar kalacağını bilmeden ona alışmaya başlar. **İkinci gün**, yakınlığın başladığı gündür. Şehrin sokakları biraz daha tanıdık, sessizlikler biraz daha anlamlı hâle gelir. Üç günlük bir yolculuğun içinde, sanki çok daha uzun zamandır tanışıyormuş gibi bir his oluşur. Ve **üçüncü gün…** Veda yaklaşır. İşte bütün hikâyenin ağırlığı da burada başlar. Gidilecek şehir, dönülecek hayatlar ve söylenemeyen cümleler vardır. İnsan bazen bir vedanın yaklaştığını hissettiğinde, yaşadığı güzel anların değerini daha iyi anlar. Fakat bu hikâyede veda yalnızca bir ayrılık değildir; aynı zamanda cevapsız kalan bir sorudur: **“Bunca şeyi nasıl bu kadar kolay geride bırakabildin?”** Aradan zaman geçer. O üç gün artık yalnızca takvimde üç gün değildir. Bir nefes, bir bakış, bir sokak, bir şarkı ya da herhangi bir şehir manzarası bile o günleri yeniden hatırlatır. Ve geride kalan kişi kendine şu soruyu sorar: **“Benden sonra bir ben daha bulabilecek misin?”** Belki de en ağır tarafı budur. Çünkü insan bazen sevdiğinin kendisini özlemesini değil, kendisinden sonra aynı duyguyu bir daha bulamayacağını bilmesini ister. “Hayret”, işte bu kırgınlığın içinden doğar. Bir taraf hâlâ yaşanan üç günün hesabını yaparken, diğer taraf çoktan gitmiştir. Fakat gidenin ardından kalan, yalnızca özlem değildir. Bir **veda borcu**, yarım kalmış cümleler ve cevabı hiçbir zaman öğrenilemeyecek sorular vardır. Sonunda hesap kesilir. Defter kapanır. Ne bir adım ileri atılır ne de geçmişe dönüp bir söz daha söylenir. Üç günün hatırı helal edilir. Ama insanın içinde tek bir kelime kalır: **Hayret.**




Bu şiire henüz hiç kimse yorum yapmadı. İlk yorum yapan sen ol!