Hayat bir imtihan, yoldan geçerken,
İyiyi, doğruyu, candan seçerken,
Gafletin şerbetin, asla içmezken,
Kâinat kitabım, derin özümsün.
Aynalara küskün gezer,
Kendi yüzün elden bezer,
"Poz" vererek ömrü ezer,
Perdeyi çekmiş özüne.
On üç adım attık, geldik bu sona,
Ruhun hikayesi sığmaz zamana.
Sıvı ocak yansa, ateş olsa da,
Öz kendi rengini verir cihana.
Sözlüğünü Batı'dan açmış,
Kendi öz dilinden kaçmış,
Tarlasına el tohumu saçmış,
Özünden haberi yok.
Parşömen..
Ben,
zamanın ve unutuşun mürekkebiyle defalarca yazılıp silinmiş,
kadim bir parşömenim.
Zamanın çarkları pas içinde dönüyor, dostum,
gıcırtısı, gecenin kör boşluğuna işleyen bir paslı makas.
Kestiği ne bir kumaş, ne bir umut;
Balkona astım gömleğimi,
rüzgar giyindi.
Plak kaydında eski bir cızırtıyım, anlıyor musun?
Masanın üstüne bıraktım ruhumu,
köşedeki radyonun parazitleri gelip üstüne kondu.
Biz seninle pas ve porselendik
sürtündükçe kıvılcımlar saçan değil
birbirinin pürüzsüzlüğüne hırslanıp
sessizliği yontan iki ayrı madde.
Tahta sandalyelerde, yerimizi alalım,
Çekirdek çıtırtısı, keyfine tez varalım,
Açık hava sinema, hayallere dalalım,
O güzelim yıllara, yeniden gidelim biz...
Yıllar yılı, yola düştüm
Açan güle, dala düştüm
Kovan kovan, bala düştüm
Arı olup, buldum Rabbi.




Bu şaire henüz hiç kimse yorum yapmadı. İlk yorum yapan sen ol!