Gönle düşen kıvılcım değil, bir evren sancısıymış bu, Avuçlarımızdan sızan zaman, meğer ezelin sükûtuydu.
Adım başı dizilen yaşlar, alnıma mühürlenen bir gurbet, Peşimde uzayan o gölge, aslında senden gelen bir davet.
Issızlıkta kalabalığı değil, o tekliği fısıldayan sessizlik, Kalabalıkta kendimi bulduğum o mukaddes yalnızlık.
Bir yanım eski bir sızı, duvarlara kazınan o ilk yara,
Bir yanım aramızda boğulan, o uçsuz bucaksız, mavi derya.
Ben akıntıya tutulan bir talibim, sen kıyısındaki o ebediyet, Aynı ormanda kaybolup, aynı nura sapan o iki hasret. Ardımızda suskun dağlar, şahitlik ederken bu sessiz aşka, Gönle ağır bir mühür gibi çöken, o tarifsiz, sonsuz sükûnet.
Sayılı nefes biter mi, ömür o dar boğazdan geçer mi?
Geçen zamana mı, yoksa kalana mı yanayım, kim bilir?
Söyle ey sırdaşım, bu düğümü bize kim attı, ne derler?
Bir anlık ilham değildi, bu ezelden yazılmış, o
'İkra' sesidir.
Vesselam.
2026
Kayıt Tarihi : 30.07.2026 16:52:00
Şiiri Değerlendir
© Bu şiirin her türlü telif hakkı şairin kendisine ve / veya temsilcilerine aittir.




Bu şiire henüz hiç kimse yorum yapmadı. İlk yorum yapan sen ol!