Gün biter, hüzün siner
Kendi bedenime el olurum
Dinmez sözlerin sızısı dilimde
Şiir olur, söz olurum...
Ansızın uzaktan gelen
Bir sıcacık merhabayla
Gelse de ölüm güle oynaya
Masa başında kağıttan hükümlerle
Son icatların defilesi salınsa da insan üstünde
Süt kokulu gülüşler solsa da mülteci düş ülkesinde
Bilmezler azrail kurşun geçirmez melektir
Bilmezler acının tek yoldaşı ölümdür
Güzelliğin tohumları ekilmiş ezelden
İşlenmiş en derinden
Toprağa, taşa, insana ...
Değse de namerdin eli kâr etmez!
Varsın essin arada kara yeller
Geçer bugünlerde geçer...
Şiirden geçmeyen hayatlar
Boğazında düğümlü sözcüklerle göçerler...
Asi bulutlar tependen tırnağına akar
Uzak dursan da neylersin ki
Fikirler boydan boya karanlığa tohum ekmiş
Tut ki ayrı dünyalardan esmiş bu rüzgar
Tut ki güneş unutmuş başaklara yüz sürmeyi
Şimdi orada olmak vardı,
Dört nala kanat açan
Yağız atların terine karışıp,
Yalnızçam'dan, Gölebert'e nal sesleriyle...
Ilgar Dağı'na uzanıp,
Kura Nehri'nden akmak vardı.
İnceden inceye yağıyor üstüme beyazdan bir örtü
Gecelerce üşüdüğüm sızılardayım
Ne yıldızlar
Ne toprak
Ne makber
Ne kefen dindirmedi bu derin ağrıyı Anne
Şimdi susmak zamanı
Son adımındayız artık baharın
Eski bir plaktan çalan şarkı gibi hayat:
''Dönülmez akşamın ufkundayız şimdi ''
Taş kesili ruhlara inat
Nasıl geçerse geçsin umarsızlığında
Biz ki siyah beyaz filmlerin
Renkli düşlerinde yoğrulmuş nesillerdik
Bilmezdik öyle yalanı,dolanı...
İyinin yanında olur,
Kötünün karşısında arslan kesilirdik...
Her hikayeyi kendimiz yaşarmış gibi sahiplenir
Bir sokak hüznü çöker
Ansızın içime;
Batar durur derinlere...
Köşe başında
Ait olmadığı yerden kovulan
Kedi gibi ürkek...mahsun!




Bu şaire henüz hiç kimse yorum yapmadı. İlk yorum yapan sen ol!