Kaderin önüne geçilmiyor arkadaş,
Sevmek yasaklanmış bana bir kere,
Ne yaparsam yapayım boş,
Olmuyor, olmuyor, olmuyor...
Akrep ve yelkovan ayrılığı gösteriyor,
Bir kış günü,
"Değişmeyen tek şey, değişimin kendisidir" derler. Hayatın değişir, şartlar değişir, insanlar değişir... Değiştirebileceğin şeyler için cesarete, değiştiremeyeceğin şeyler için sükunete ihtiyaç duyarsın. Ama böyle zamanlarda en çok güvene ve huzura ihtiyaç duyarsın. Başını yaslayacağın huzurlu bir omzun olduğunu bilmek. yüreğinde, sırlarını paylaşabileceğin güvenli bir yüreği ağırlayabilmek pahabiçilemez. Bu bir dost olur, sevgili olur, anne olur, baba olur fark etmez. Hayatta iyikilerin olmalı mutlaka ve yanındayken bilmelisin kıymetini. Yoksa ölüm aldığında elinden, keşkelerinle kalırsın. Korkağız çoğumuz, sevmekten korkuyoruz. Nefretimizi bağıra çağıra haykırıp, laf sokmaktan çekinmezken, neden seviyorum demek çok ürkütücü. Oysa en güzel, en özel duyguyken neden göstermesi bu denli zor. Aileni seversin göstermezsin, dostunu seversin söylemezsin , aşık olursun belli edemezsin, korkarsın. Neden... Dünyayı kurtaracak güç güzel duygulardaysa, neden saklıyoruz... Sorduğum sorunun cevabını biliyorum aslında. En büyük gücümüz, en büyük zayıflığımız aslında. Korkuyoruz kırılmaktan. Öyle korkuyoruz ki, unutmuşuz saf sevgiyi. Sana yaşadığını hissettiren tarifsiz bir mutlulukken, kaybettiğinde bir damla göz yaşına sığan ve canını ağır ağır alan bir cellata dönüşmesinden korkuyoruz ve yaşamadan ölüyoruz.
Kabuklarımız var, kıramadığımız sert kabuklarımız. Yediğimiz dost kazıklarıyla, şahit olduğumuz çıkar ilişkileriyle daha da sertleşen kabuklarımız. Çıkamadığımız, içine kimseyi alamadığımız, kalabalıkta bile yalnız olduğumuz kabuklarımız. Öyle uzun süre yalnız kalmışız ki farkında olmadan, unutmuşuz gerçekten sevmeyi ve sevilmeyi. Çıkara dayalı yeni dünya düzeninde mi hata, yoksa o düzeni kuran biz insanlarda mı? Ne zaman gerçekleşti kırılma noktası, ne zaman değişti dünya. Hep böyle miydi yoksa, masallar, o güzel yeşilçam filmleri insanların özleminden mi ibaretti. Masallara mı inandım ben, ondan mı yabancıyım bu dünyaya. Kabil, Habil'i öldürdüğünden beri, dünya Kabil'in esiri mi oldu. İnsanların yüreğinde sevgi prangalı bi mahkum mu. Sadakati kim kaçırdı. saygı nerede... Tutunduğum değer yargılarımı, beni ben yapan özelliklerimi bulamıyorum insanlarda. Yalnızlıksa bedeli, yalnız kalırım kabuğumda. Çünkü benim sevgim saf. Çıkarsız severim, yediğim kazıkların kanattığı yaraların kabukları vardır yüreğimde. Kanadıkça Habil'i hatırlarım. Ölürüm, yine ölürüm ama bi türlü Kabil'e dönüşemem. Zalim olmak yazmıyor fıtratımda, dost kazık atınca, yar canı acıtınca, güvendiğim dağlara kar yağınca, kısaca şartlar değişince değişemiyorum. Zalimin fıtratında canı yakmak, çıkarı için kullanmak var diye ben neden fıtratımdan vazgeçeyim. Kabil'in öldürdüğü Habil'im işte... Anlaşılması güç, ağladığında bile gülen, kırılgan ama çok güçlü, kalabalıkta bile yalnız ama mutlu olmayı bilen. Hayatına herkesi almak istemeyen, sadece güvenebileceği dostları olsun isteyen ve onlara ömrünü veren bir Habil... Değişmeyen ama dünyayı değiştirmeye gücü yeten bir Habil... Çünkü inançlı, sabırlı ve şükür bilen. O yüzden mutlu ve yarınlardan umutlu... Allah herkesin yüreğine yüreğiyle gelenleri nasip etsin, dostun da, yarin de, evladın da hayırlısını versin🙏
Küçücük bir notayla başladı her şey,
Bir nota, bir nota daha derken,
Yüreklerimizin ezgisi karıştı ritimlere,
Ruhumuzun coşkusunu bastıramaz olmuştuk.
Adeta sihirli bir müzik esir etmişti bedenlerimizi…
Önce ayaklarımız başladı,
Uzaklar uzak değil,
Sevmesini bilirsen.
Engeller engel değil,
Eğer aşmak istersen.
Bir adımla bazen
Asi yele kapılmış kuru yaprak gibiyim,
Tutunacak dalımdın, şimdi sensiz neyleyim.
Gönlümün bahçesinde aşkını büyütmüştüm,
Susuz solmasın diye gözyaşımı dökmüştüm...
Kim derdi ki sana böyle el gibi olacağım,
Çok zor geliyor gözlerine bakıp da
Başka bir adı söylemek...
Zoraki de olsa başka bir yol da yürümek,
Ne zalim bir kader bu Tanrım anlamıyorum,
Gururumdan belki de kendimden gidiyorum...
Ne ben benim artık ne de bu dünya aynı,
Biz susalım sevdiğim,
Biz susalım gözlerimiz konuşsun.
Gururumuzun ardına sakladığımız düşleri,
Yıldız yıldız gök yüzünden toplayalım.
Söyleyelim sevdiğim,
Seni arar gözlerim,
Bir akşam seherinde gün kavuşurken geceye...
Rengarenk gökyüzü ve engin denize karşı,
Seni yudumluyorum,
Çift şekerli çay eşliğinde...
Kuşadası seninle güzel esmerim,
Ağırdır kelimeler...
Kimi kuş gibidir,
Kanat takmış misali uçurur sizi bulutlara...
Kimi taş gibidir,
Can çekişirsiniz tonlarcasının altında kalmışçasına...
Bazen lal olmalı insan,
Ne zaman bir sen düşünsem,
Bir ben gelir aklıma…
Ne zaman hasret duysam,
Hayalin koşar imdadıma…
Geceleri düşlerim olursun,
Sana uyurum…




Bu şaire henüz hiç kimse yorum yapmadı. İlk yorum yapan sen ol!