"Gitmez miydim gidebilsem bu şehirden ve senden" diye yankılanıyor aklımdaki son patika...
Ayağımı bağlayan bu görünmez kökleri
söküp atabilseydim eğer,
bir an bile tereddüt etmez,
ilk kalkan otobüsün camına yaslardım şakağımı.
Fakat adım attığım her caddenin sonu
yine senin sokağına çıkıyor,
bütün biletler adının baş harfiyle basılmış sanki
bu tutsak kentin gişelerinde.
Beni burada tutan şey sevgin değil artık,
söküp alamadığım o çaresiz alışkanlık.
Sanma ki bu duruşum sana olan sevdamdandır;
çaresizliğin en dibindeyim sadece.
Gözlerinin rengi kararmış bir liman gibi
dururken karşımda,
hangi gemiye binsem
kaptanı sen oluyorsun bu felaketin.
Kaç defa bavulumu topladım zihnimin kuytularında,
kaç defa tekerlerini döndürdüm yolların;
her defasında senin o
umursamaz gölgen dikildi gar kapılarına.
Çıkıp gitmek,
arkama bile bakmadan
bu diyarı terk etmek
en büyük arzumu oluştururken,
ellerim kendi bileklerime kelepçelenmiş gibi
çakılı kalıyorum olduğum yere.
Bu kentin kaldırımları senin adınla mühürlenmiş,
kaçacak tek bir santim toprak yok.
Hangi otobüs durağına sığınsam,
rüzgâr senin o soğuk fısıltını getiriyor yüzüme.
Sitemim sana değil sadece,
kendi dizlerimin dermanına,
kendi irademin kırıklığına.
Öyle bir ağ ördün ki etrafıma,
ne içindeyken nefes alabiliyorum
ne dışına çıkmaya gücüm yetiyor.
Gidebilseydim,
bu akşamüstü söküp alırdım gölgeni
bu sokakların lambalarından;
ama ne şehir müsaade ediyor özgürlüğüme
ne de senin bıraktığın o ağır pranga.
Göz göre göre tükeniyorum bu kavşakta,
ne bir adım ileri ne bir adım geri.
Sen sanıyorsun ki
bu kalış sana verilmiş bir armağan,
bir bağlılık yemini.
Oysa içimdeki tufan
her gün biraz daha yıkıyor
sana dair kurduğum bentleri.
İmkanım olsa,
adını bile hatırıma getirmeyecek
bir diyara iltica ederdim bu gece.
Ne senin sitemli bakışların kalırdı geride
ne de bu şehrin üzerime çöken sisli tavanı.
Yalnızca bir imkânsızlığın
pençesinde kıvranıp duruyorum,
çekip gitmenin eşiğinde.
Şimdi bir kez daha yüzüne haykırıyorum
bu çaresiz hakikati:
"Gitmez miydim gidebilsem
bu şehirden ve senden!"
Bunu bilmek,
burada mahkûm gibi durmaktan
çok daha fazla acıtıyor canımı.
Kendi zindanımın anahtarını
senin avuçlarına bıraktığım
o kem güne lanet ederek,
yine aynı durağın soğuk bankına oturup
hiç gelmeyecek olan o kaçış trenini bekliyorum.
Gidemiyorum işte;
ne bu şehri terk edebiliyorum
ne de seni ruhumdan tahliye edebiliyorum.
Kayıt Tarihi : 13.09.2026 19:06:00
Şiiri Değerlendir
© Bu şiirin her türlü telif hakkı şairin kendisine ve / veya temsilcilerine aittir.




Bu şiire henüz hiç kimse yorum yapmadı. İlk yorum yapan sen ol!