Gece, bir derviş gibi çöktü şehrin üstüne.
Minarelerin gölgesi uzadı kaldırımlarda.
Bir köpek havladı uzaklarda;
sanki dünya, kendi yalnızlığını
ilk kez bir başkasına duyuruyordu.
Ben seni aradım.
Bir caminin avlusunda,
abdest suyunun titreyen yüzünde,
bir güvercinin kanadından düşen gölgede...
Seni aradım.
Oysa sen,
benim aramayı bıraktığım yerdeydin.
Bir kapı açıldı içimde.
Ne menteşesi vardı ne tokmağı.
Ardında, yıllardır kendime sakladığım
karanlık bir kuyu duruyordu.
Eğildim.
Suyun yüzünde
birbirine benzeyen yüzler gördüm.
Her biri başka bir ben.
Her biri senden uzak.
Birisi ağlıyordu.
Birisi secdede.
Birisi hâlâ dünyaya yetişmeye çalışıyordu.
Sonra bir damla düştü karanlığa.
Bütün yüzler dağıldı.
Sen,
hiçbirine dokunmadan
hepsini susturdun.
O gece anladım:
Aşk, birinin gelip
eksik parçanı yerine koyması değilmiş.
Aşk,
eksik olduğunu sandığın yerin
bir kapı olduğunu görmekmiş.
Ben o kapının önünde
yıllarca kendimi bekledim.
Sen geldin.
Bir rüzgâr gibi değil,
bir yangın gibi de değil.
Bir mumun,
kendi ışığında erimesi gibi.
Şimdi her adımımda seni anıyorum.
Adın dilimde değil,
yüreğimin en kuytu yerinde yankılanıyor.
Çünkü bazı isimler
söylendikçe değil,
insan sustukça derinleşir.
Bazı vedalar
insanın içindeki bütün yolları
tek bir yere çıkarır.
Ben artık
sana varmak için yürümüyorum.
Yürüdüğüm her yerde
senden biraz daha eksiliyorum.
Bir gün,
benden geriye yalnızca
senin sustuğun yer kalırsa,
bil ki
orada bir ömür boyunca
sana secde etmiş
bir kalp yatıyordur.
Ve o kalbin son duası şudur:
Beni bana geri verme.
Ben,
kendimdeyken
seni kaybettim.
Kayıt Tarihi : 5.11.2026 01:39:00
Şiiri Değerlendir
© Bu şiirin her türlü telif hakkı şairin kendisine ve / veya temsilcilerine aittir.




Bu şiire henüz hiç kimse yorum yapmadı. İlk yorum yapan sen ol!