Evladını Kahreyleme Şiiri - Kasım Kobakçı

Kasım Kobakçı
5017

ŞİİR


10

TAKİPÇİ

Evladını Kahreyleme

Kapının dışındadır vahşi ve dipsiz dünya,
Dört duvar arasına sığdırıldı bu rüya.
Her attığın adımın odanın güvencesi,
Duyulur pencerenden rüzgarın işkencesi.
Ey ev aşığı! Dışarısı sonsuz kış olsa da,
Baki kalacak bu huzur, hapsolduğun odada.
Gönüllerde sükunet, dillerde sessizliğin,
Seni koruyan kalkan, o derin kimsesizliğin.
Sana sığınak olacak çatının altı, üstü,
Uzaklardan çınlayacak kalabalığın gürültüsü.
Titretmekte cihanı sokağın o korkusu,
Hani nerde bu hanenin o güvenli dokusu?
Bozulsun artık dışarının o zalim oyunu,
Bu odalar yalnızlığın sarsılmaz kutlu yurdu.
Yıllar yılı hayalleri kurdun pencereden,
Şimdi kapıyı kilitle, tut kendi ellerinden.
Eğme başını, ey sükuneti seçen yorgun can!
Geç de olsa yanında duruyor bu sıcak mekan.
Gecenin karanlığında lambanın cılız nuru,
Soğuk kışları yaşarsın, evini sen hep koru.
Ey kader, göğe açılan penceremi ört gayrı,
Kendi yolunda ilerleyen ruhumu etme ayrı.
*
Zamanın akışını durdurmuş kalın perdeler,
Bir minder, bir battaniye, ıssız kalmış köşeler.
Her atılan ilmekte kazağın sökükleri,
Geçiyor kapımdan yabancının ayak sesleri.
Ey ev kuşu! Yalnızlık olsa da bu çilenin sonu,
Baki kalacak bu ocak, unutmayıp sen onu koru.
Gönüllerde rehavet, dillerde eski ezgiler,
Yalnızlığa götürür seni silik çizgiler.
Sana zindan olacak sokağın sağı, solu,
Uzaklardan çınlayacak fırtınanın korkulu yolu.
Titretmekte cihanı kalabalık adımlar,
Hani nerde bu odada beklenen o yarınlar?
Bozulsun artık dış dünyanın bitmez telaşı,
O minderler yorgunların sığındığı mezar taşı.
Yıllar yılı hayalini kurdun kilitli kapıdan,
Şimdi dinlenme vakti, geç ulu yapıdan.
Eğme başını, ey yalnızlık çeken yorgun nefes!
Geç de olsa yanında beklediğin tunç kafes.
Gecenin karanlığında ateşin kızıl rengi,
Sıcak çayları içersin, budur aklın ahengi.
Tanrım, sokağa açılan yolları geri çevir,
Senin yolunda ilerleyen bu ömrü evde bitir.
*
Masanın üzerini kaplayan tozlu kitaplar,
Bir kupa, bir sandalye, hep aynı dilsiz hitaplar.
Her atılan bakışta ekranın soluk ışığı,
Geçiyor yollardan dünyanın sahte aşığı.
Ey içe dönük! Sıkıcı olsa da bu odanın sonu,
Baki kalacak bu sükut, saracak yine boynunu.
Gönüllerde uyuşukluk, dillerde eski düşler,
Sessizliğe götürsün seni yarım gülüşler.
Sana liman olacak mutfağın köşesi, ocağı,
Uzaklardan çınlayacak sahte dostluğun kucağı.
Titretmekte cihanı yalan dolan sözleri,
Hani nerde bu yalnızın kapanan mahmur gözleri?
Bozulsun artık o kalabalığın sinsi pususu,
O koltuklar kaçanların saklandığı uykusu.
Yıllar yılı hayalini kurdun uzaklardan,
Şimdi kaçma vakti geldi bütün tuzaklardan.
Eğme başını, ey karanlığa sığınan asi!
Geç de olsa yanında bulduğun ruhun sesi.
Gecenin karanlığında sobanın tatlı yüzü,
Soğuk rüzgarda yaşarsın silip bütün pürüzü.
Tanrım, dışarı çağıran sesleri geri çevirme,
Senin yolunda uyuyan bu canı heder eyleme.
*
Halıların üstüne serilen gölgeli izler,
Bir terlik, bir pijama, seni bekleyen gizler.
Her atılan adımda ahşabın ince feryadı,
Geçiyor koridordan sessizliğin kendi adı.
Ey ev evladı! Sönük olsa da bu ömrün sonu,
Baki kalacak bu yapı, taşıyacak hep onuru.
Gönüllerde tevekkül, dillerde uslu dualar,
Karanlığa götürsün seni yorgun sevdalar.
Sana vatan olacak yatağın sağ ve sol yanı,
Uzaklardan çınlayacak şehrin o zalim çanı.
Titretmekte cihanı bitmeyen yarışmalar,
Hani nerde bu odanın sunduğu barışmalar?
Bozulsun artık o düzenin bitmez yarışları,
O dolaplar sırlarının saklı kalmış kışları.
Yıllar yılı hayalini kurdun uyumanın,
Şimdi dinlenme vakti, sonu geldi durmanın.
Eğme başını, ey dünyadan kaçan sürgün!
Geç de olsa yanında döşeğin bütün gün.
Gecenin karanlığında tavanın düz çatlakları,
Sıcak düşlerde yaşarsın unutup batakları.
Tanrım, avluya açılan kapıları geri çevir,
Senin yolunda dinlenen ruhumuzu şad eyleyip devir.
*
Saatlerin sesini bastıran ağır sessizlik,
Bir fincan, bir tencere, sonsuz bir kimsesizlik.
Her içilen yudumda çorbanın tüten dumanı,
Geçiyor eşikten geçmişin kayıp zamanı.
Ey ev yareni! Silik olsa da bu masalın sonu,
Baki kalacak bu koku, örtecek hep o yokuşu.
Gönüllerde hatıra, dillerde eski şarkılar,
Derinliğe götürsün seni sessiz yankılar.
Sana örtü olacak yorganın yünü, pamuğu,
Uzaklardan çınlayacak dış dünyanın soğuğu.
Titretmekte cihanı acımasız bir rüzgar,
Hani nerde bu hanenin ısıttığı o bahar?
Bozulsun artık o sokakların taşlı yolları,
O duvarlar yalnızlığı kavrayan sıkı kolları.
Yıllar yılı hayalini kurdun hürriyetin,
Şimdi kaçış vakti, kollarında emniyetin.
Eğme başını, ey kalabalıkta ezilen ruh!
Geç de olsa yanında belirdi sığınacak Nuh.
Gecenin karanlığında yıldızsız bir tavan,
Sıcak odanda yaşarsın, olmaz seni kovan.
Tanrım, güneşe açılan gözleri geri çevir,
Senin yolunda saklanan evladını galip eyle, devir.
*
Odaların içine hapsolan yorgun güneşler,
Bir ceket, bir kundura, terk edilmiş eski eşler.
Her atılan kilitle kasanın sağlam temelleri,
Geçiyor akıldan korkunun görünmez elleri.
Ey hane sahibi! Tutkusuz olsa da bu davanın sonu,
Baki kalacak bu sükut, koruyacak hep soyunu.
Gönüllerde emniyet, dillerde kilitli sırlar,
Güvenliğe götürsün seni o dört duvarlar.
Sana kalkan olacak perdenin sağ ve sol ucu,
Okyanus ötesinden çınlasa da fırtına gücü.
Titretmekte cihanı hırsların ayak sesleri,
Hani nerde bu sığınağın yumuşak nefesleri?
Bozulsun artık riyakar dostların oyunbaz huyu,
O kapılar güvenliğin geçilmez koca suyu.
Yıllar yılı hayalini kurdun bu kaçışın,
Şimdi içe dönme vakti, budur senin barışın.
Eğme başını, ey dünyaya küsen garip kul!
Geç de olsa yanında bir soba, bir avuç çul.
Gecenin karanlığında odanın tenhasıyla,
Sıcak düşlerde yaşarsın, evin o sevdasıyla.
Tanrım, sokağa dökülen kalpleri geri çevirme,
Senin yolunda gizlenen umudumuzu mağlup eyleme.
*
Aynaların sırrında kaybolan eski hayaller,
Bir kilit, bir sürgü, dışarda esen sert yeller.
Her atılan adım holün o ıssız taşları,
Geçiyor camlardan kışın o sert bakışları.
Ey ev neferi! Rütbesiz olsa da bu savaşın sonu,
Baki kalacak bu hane, saklayacak onurunu.
Gönüllerde durağan, dillerde uzun susuşlar,
Sonsuzluğa götürsün seni bu evcil uçuşlar.
Sana döşek olacak divanın o eski yüzü,
Uzaklardan çınlayacak düşmanın acı sözü.
Titretmekte cihanı açgözlü gölgelerin,
Hani nerde bu odada uyuyan bilgelerin?
Bozulsun artık sokağın bin bir türlü tuzağı,
O sofralar yalnızların en güvenli bucağı.
Yıllar yılı hayalini kurdun hapsolmanın,
Şimdi kök salma vakti, zamanıdır solmanın.
Eğme başını, ey dışlanan ürkek evladım!
Geç de olsa yalnızlığın yanında saltanatım.
Gecenin karanlığında mumların titreyişi,
Sıcak anlarda yaşarsın, budur ruhun yükselişi.
Tanrım, dışarı çağlayan dilleri geri çevirme,
Senin yolunda örtülen kapımızı hiç devirme.
*
Dolapların içinde saklanan kalın kumaşlar,
Bir saksı, bir çiçek, sessizce dökülen yaşlar.
Her atılan fırça tablonun cansız renkleri,
Geçiyor ömürden dünyanın boş ahenkleri.
Ey dört duvar genci! İşsizlik olsa da bu devrin sonu,
Baki kalacak bu minder, ısıtacak senin kolunu.
Gönüllerde atalet, dillerde bitmez uykular,
Loşluğa götürsün seni bu derin kuytular.
Sana siper olacak balkonun demir kafesi,
Uzaklardan çınlayacak kibirli ahmak sesi.
Titretmekte cihanı boşluğun adımları,
Hani nerde bu evin o sarsılmaz bağları?
Bozulsun artık caddenin bin bir zehirli oku,
O odalar sessizliğin en asil, serin koku.
Yıllar yılı hayalini kurdun kapanmanın,
Şimdi kilit vurma vakti, sonudur aldanmanın.
Eğme başını, ey kalabalıktan kaçan peri!
Geç de olsa yanında yatağının sıcak yeri.
Gecenin karanlığında tül perdenin arkası,
Sıcak köşede yaşarsın, kalmaz işin markası.
Tanrım, aleme açılan kilitleri geri çevirme,
Senin yolunda bekleyen sabrımızı yere serme.
*
Mutfakların kalbinde kaynayan suyun buharı,
Bir ekmek, bir tabak, unutmak için baharı.
Her atılan baharat da çorbanın tadı tuzu,
Geçiyor kapıdan komşunun en soğuk buzu.
Ey hanenin kızı! Dilsiz olsa da bu masalın sonu,
Baki kalacak bu mutfak, duyuracak kokusunu.
Gönüllerde tokluk, dillerde sofra duaları,
İçeriğe götürsün seni bu ev yuvaları.
Sana siper olacak ocağın alevi, harlı,
Uzaklardan çınlayacak sokaklar hep karlı.
Titretmekte cihanı açlığın çığlıkları,
Hani nerde bu evin o doyumsuz kışları?
Bozulsun artık pazarın bin bir sahte yüzü,
O raflar kilerimizin bereketli gündüzü.
Yıllar yılı hayalini kurdun pişen aşın,
Şimdi doyurma vakti, dik dursun hep senin başın.
Eğme başını, ey rızkını evde arayan can!
Geç de olsa yanında kaynıyor bak sıcak kan.
Gecenin karanlığında fırının sarı nuru,
Sıcak ekmekle yaşarsın, yıkılmaz evin suru.
Tanrım, yollara dökülen nimeti geri çevirme,
Senin yolunda pişen lokmamızı hiç eksiltme.
*
Salonların ortasında uyuyan ulu gölgeler,
Bir televizyon, bir radyo, konuşan sahte bilgeler.
Her yapılan zapla ekranın değişen yüzleri,
Geçiyor evinden dünyanın bütün krizleri.
Ey ev pilici! Kısıtlı olsa da bu dünyanın sonu,
Baki kalacak bu ekran, izletecek sana onu.
Gönüllerde seyir, dillerde kumanda tuşları,
Kurguya götürsün seni bu renkli uçuşları.
Sana dünya olacak koltuğun yaslanma yeri,
Uzaklardan çınlayacak yalan haberin şerri.
Titretmekte cihanı savaşın yıkımları,
Hani nerde bu odanın o sessiz adımları?
Bozulsun artık dünyanın bin bir kanlı oyunu,
O kanallar avutuyor bu hanenin soyunu.
Yıllar yılı hayalini kurdun izlemenin,
Şimdi düğmeye bas vakti, sonudur gizlenmenin.
Eğme başını, ey dünyayı evden izleyen göz!
Geç de olsa yanında söylenir en doğru söz.
Gecenin karanlığında piksellerin o rengi,
Sıcak çaylarla yaşarsın bulursun tam dengi.
Tanrım, gerçeğe açılan yolları geri çevirme,
Senin yolunda uslanan evladını kahreyleme.

Kasım Kobakçı
Kayıt Tarihi : 9.09.2026 18:32:00
Yıldız Yıldız Yıldız Yıldız Yıldız Şiiri Değerlendir
Yorumunuz 5 dakika içinde sitede görüntülenecektir.

Bu şiire henüz hiç kimse yorum yapmadı. İlk yorum yapan sen ol!