Bugün Süvaroğlu Mahallesi’nde, betondan örülmüş soğuk ve sağır duvarların, üst üste yığılmış birer mezar anıtını andıran apartmanların arasında sıkışıp kalmış eski bir Van evi gördüm. Zamanın ve modern kentselliğin merhametsizce kuşattığı o yorgun binanın penceresinde, sanki inatla ve gülümseyerek bakan rengarenk çiçekler parlıyordu. O an, o tuhaf tezat içinde bir saniye durdum; zihnimin köprüleri çözüldü ve bir anlık geçmişin en derin, en duru sularına gittim. Çocukluğumun sokaklarına…
Beton Yığınlarının Arasında Direnen Hatıra:Eski Evler
Şehrin gürültülü caddelerinden uzaklaşırken, gözün ve ruhun betonların gri yalnızlığından kaçacak bir sığınak aradığı o dar sokaklarda karşılaşılır bu yapılarla. Bugünün omuz omuza verilmiş, insana nefes aldırmayan, birbirine yabancı gökdelenleri ve çok katlı apartmanları, adeta geçmişin ve vefanın üzerine dökülmüş gri birer kefen gibidir. O kalabalık ve ruhsuz yığınların arasında, taştan, kerpiçten ve ahşaptan örülmüş eski bir Van evi durur; sessiz, vakur ve haysiyetli.
O evlerin duvarları sadece toprakla ve taşla örülmemiştir; içine bir ömür, sabır ve komşuluk sığdırılmıştır. Pencerelerinden sokağa sarkan o rengârenk çiçekler, gri cephelere inat hayata tutunan birer bayrak gibidir. Beton binaların o tepeden bakan, tıkız ve kasvetli yüzüne karşı; eski evlerin cumbalı pencereleri, insana kucak açan güler yüzlü birer dost gibidir.
Pencere Pervazlarındaki Hayat ve Sükûnet
O eski evlerin pencereleri, dünyayla kurulan en saf köprüdür. Pervazlarına dizilen mor sümbüller, al al sardunyalar ve fesleğenler, şehrin o boğucu tozunu yutmaz; aksine sokağa ve oradan geçenlerin yüreğine taze bir soluk üfler. Ev sahibi kadının şefkatli elleriyle her sabah suladığı o saksılar, binanın yaşlanmış, kırışmış yüzüne çekilen zarif bir gülümseme gibidir.
Beton apartmanların balkonlarında demir parmaklıklar ardına hapsolmuş hayatların aksine, bu pencereler sokağın sesini, çocukların neşeli çığlıklarını ve akşamüstü demlenen çayın kokusunu içeriye buyur eder. İçeride ise zaman başka bir saatle yürür: Gıcırdayan ahşap döşemeler, yüksek tavanların serinliği ve ninenin sandığından sızan lavanta kokusu, insana köklerini, kim olduğunu hatırlatır. O evlerde acele etmek, koşturmak yoktur; her şey güneşin hareketine, mevsimin dengesine ve kalbin ritmine göre yaşanır.
Bir çakıl taşı ısınır içimde
Bir kuş gelir yüreğimin ucuna konar
Bir gelincik açılır ansızın
Bir gelincik sinsi sinsi kanar
Seni düşünürken




Bu şiir ile ilgili 0 tane yorum bulunmakta