Mürekkep kurudu, kâğıtlar beyaz;
Kelimeler sustu, çekildi dile.
İçimde biriken o sonsuz ayaz,
Dökülmez satıra, dönüşmez fiille.
Tek başına masada duran bir kitap,
Baktıkça sırrına o eski camın,
Mazinin külleri savrulur yele.
Gözümde gölgesi biten akşamın,
Ömür bir yaprakmış kapılmış sele.
Gümüş bir levhada kırılan ışık,
Gökyüzü masmavi, ufkum çok geniş;
Lakin bu kuşların kanadı kırık.
Uçmak istesem de yollar direniş;
İçimde büyüyen sessiz hıçkırık...
Kafes demirdendir, kapı kilitli;
Sonsuzluk yurdunda eridi gölgeler,
Ne bir dün kaldı bak ne gelecek bir an.
Sırrın kapısını araladı eller;
Burada kaybolur o devasa zaman.
Benlik duvarları yıkıldı derinden,
Zamanın bittiği o son sınırda,
Oturdum, seyrettim fânî dünyayı.
Kimi bir rüyada, kimi kahırda;
İnsanlar unuttu derin mecrayı.
Aşağıda hayat akar sel gibi,
Bilinmez menzilde yeni bir gün başlar;
Beden esir kaldı, ruhum hür şimdi.
Taşlaşmış mezarlar, geri kalışlar...
Aç kapını sonsuz evrene şimdi!
Yıldızlar içinde yürür sessizce,
Doğuyor en sonunda ötenin güneşi;
Bu öyle güneş ki ne yakar ne söner.
Bulunmaz dünyada onun bir tek eşi;
Onu gören ruhlar hep nuruna döner.
Aydınlanır birden karanlık dehlizler;
Bir senfoni başlar, ama hiç ses gelmez;
Ruhun kulağıyla duyulur bu beste.
Fani olan kulak bu gizemi bilmez;
Sonsuzluk saklı her alınan nefeste.
Nota nota akar ışıklar boşluğa;
Zaman, en gaddar kral, yıkar tahtı, tacı;
En soylu alınlara en derin izi kazır.
Zaman hoyratça okşar gülün al yanağını,
Her taze bahar, bağrında kış mevsimi taşır.
Güzellik, bu evrende eriyen bir mumdur;
SONE XLVI : KİZİB
Kızıl bir alevdir göklerden sızan,
Boyutlar yırtılır, kelam can bulur.
Kalemin ucunda gizemdir yazan,
Şu kubbe altında köprü kurulur.




Bu şaire henüz hiç kimse yorum yapmadı. İlk yorum yapan sen ol!