Gözün hasretle uzağa dalarsa
Kokunu özlerim düşerim dara
Özlemin bendini aşıp taşarsa
Bin fiğan etsem yetişmez yâre.
Kanat takıp gönül yâre uçursa
Evvel zaman içinde, henüz toprak isimsizken,
İki nehir doğdu göğün çıplak memesinden.
Biri hırçın bir katreydi, kayaları delip geçen: Fırat,
Biri süzülüp giden bir edaydı, ipeksi ve rahat: Dicle.
Dağların göğsünü iğneyle kazar gibi sızdılar,
Mezopotamya’nın alnına ilk kaderi yazdılar.
Gökten düşen üç elma da çürük çıktı bayım,
Ben hangi yalanın, hangi düzlüğün payıyım?
Metronun turnikesinde kalmış bir jeton gibi hayat,
İçerisi tıklım tıklım, dışarısı buz gibi bayat.
Tanrım, göğsüme batan bu teller senin mi?
Kızma farklı gören / kula dünyada,
Her varlığın özgün / bir frekansı var.
Sırrı arama sen / kuru hecede,
Ruh kendi nurunun / ufkunda yaşar.
Titreşimi neyse / bezm-i elestin,
GAFLET
Gaflet uykusuna dalmıştın birden uyandın
Gün evrildi yıllar geçti bir hayalin peşinden
Aynalara baktın geçmişine aniden kıllandın
Daldın deryalara büyüyen hüznün peşinden
Kah deryalara dalar, ben beni ararım.
Her dem gönüllerde ya Muhammet Ali.
Kah hak yolunda gece günduz yanarım.
Gönülerde mihmandır ya Muhammed Ali.
Allah Allah diye diye dökülünce yaşlar.
Geceyi bir bıçak gibi biledim bu hırsla,
Zifiri karanlığı doğrayıp geliyorum.
İçimde biriken o devasa fırtınayla,
Sana ait ne varsa yıkıp geçiyorum!
Kıvılcımlar saçıyor gözlerimin karası,
Sis Şehri Gazeli
*I*
Sabah erken çöker / sanki bir duman
Binalar silinir / gizlenir âyan
Zifiri karanlık karanlık tı her yer,
Günümü aydınlatın tek güneşim din sen
Açtığımda gözlerimi ilk gördüğüm
Kapattğımda hayâller im k/ördüğüm
Gündüzüm gecem
Burnumda tütten ecem
Kimseye yüküm yok, geçer kışlarım.
Gülleri kurutum öter karğa kuşlarım.
Sitemim kendime içimde haykırışlarım.
Duygu seli olupta içimde çağlayışlarım.
Aşık sazın teline vuramaz tel kopuk.




Bu şaire henüz hiç kimse yorum yapmadı. İlk yorum yapan sen ol!