Gözlerim sabaha karşı uyanmış sokaklara benziyor,
birkaç insan sesi, yırtık bir gazete ve demli çay kokusu.
Çok uzaklarda bir fabrika sireni ağlıyor,
yeni bir günün telinde paslı umutlar çalıyor.
Ayakkabılarımda kurumuş çamur var hâlâ dünkü yağmurdan,
ama yüreğim, tertemiz, bir mayıs sabahı gibi dirençli.
Yorgun kalbimin sahralarında ılgın yanılsama.
Ruhumun kurumuş yerlerini göğe çeviriyorum.
Keşke sen merhamet olsaydın susuzluğuma…
Yalpaladım, tökezledim… devriliyorum.
Zamanın göğsüne saplanmış zehirli hançer..
Bir garip yolcuydum, vaktin içinde sessizce yürüyen.
Her adımda toprağın nefesini duydum;
Kendi sesimden kaçıp uçsuz bucaksız sessizliğe vardım.
Ne bir mülk diledim, ne de gölgesinde serinlediğim bir saltanat.
Zamanın çarkı dönerken ben yalnızca bir noktaydım;
Hiçliğin ufkunda varlığın sırrına kandım.
Alevden bir kadeh sundu sema maşuka sessizce,
süzüldü kor gibi gerdana nisyan atlasından pay.
Ayar etsek mi bir anlık makamı, dedi şevkle,
görünmez aynalarda yer değişsin taht-ı ziya ile ay.
Fısıldadı felek sanki, o yaldızlı tebessümle,
devretmek ister miydi mehtap mülkünü birden?




Bu şaire henüz hiç kimse yorum yapmadı. İlk yorum yapan sen ol!