Elbeyi Eyyuboğlu Şiirleri - Şair Elbeyi ...

Elbeyi Eyyuboğlu

Durup durup bakıyorum resimlerine.
Gönül evimin duvarları seninle süslü!
Her kare bir anı, bir dokunuş,
bir bakışın iz düşümü...
Gülen gözlerin hâlâ yakıyor içimi,
bir zamanlar tuttuğun ellerim,

Devamını Oku
Elbeyi Eyyuboğlu

Kuru bir rüzgâr esiyor tahta sıraların arasından;
ahşabın gözeneklerine sızmış mürekkep kokusu…

Gökten süzülerek düşen masum yıldızlar,
bir caninin elindeki soğuk metalde söndürülen lekesiz ömürler.

Devamını Oku
Elbeyi Eyyuboğlu

Zamanın henüz rahmine düşmediği o mutlak sükûtta,
kendi kendine yeten, hiçbir aynaya muhtaç olmayan bir Cevher..
Öyle bir başlangıç ki bu; ne öncesi var ne de bir eşi,
güneşlerin henüz icat edilmediği o sonsuz şafakta,
varlığı kendinden, nuru zatından ulu bir Kök.
Ondan gayrı her şey bir gölge oyunu, bir serap provası;

Devamını Oku
Elbeyi Eyyuboğlu

Eski bir gölgenin peşinde yoruluyor dizlerim..
Adımlarım, kendi izini silen bir rüzgârın peşine takılı.
Ben artık, haritası çizilmemiş, tanımadığım bir menzilin susuzuyum;
Dudaklarımda bir serap tadı, bağrımda kavuran bir kum fırtınası.
Hangi kapıyı çalsam, ardında bir veda uykusu serili,
eşikler yorgun, kilitler ise suskunluğun pasıyla mühürlü.

Devamını Oku
Elbeyi Eyyuboğlu


Anlatamadık o kadim sızıyı hecelere,
İçimiz, mürekkebi kurumuş bir kuyu.
Biz sırtımızı döndükçe bu kör gecelere,
Zaman, avucumuzdan sızdıran kirli bir su.

Devamını Oku
Elbeyi Eyyuboğlu

Sessizce çekilen bir kapının ardından kalır dünyanın en uzun bekleyişi.
Bir adımla eksilir sokak, bir gölge düşer kaldırımların akışına ve orada kesilir adımların ritmi.
Yarım kalmış bir çay bardağı soğur masada, sahibini bekleyen bir hırka hapseder kokuyu.
Zaman, odanın ortasına çökertilmiş dev bir taştır artık; ne yana dönülse ona çarpar bakışlar.

Bir kentin belleği ne kadar su alabilir içine?

Devamını Oku
Elbeyi Eyyuboğlu


Gamzelerinden kelebekler havalanıyor, farkında mısın güzelliğinin...
Hiç aynada baktın mı kendine?
Şairin aklını karıştırır, şiiri şaşırtırsın sen…
Neresinden başlayayım bu şiire…
Gül kokulu bir manzume bu, bakışı, gülüşü…

Devamını Oku
Elbeyi Eyyuboğlu

Bulanık camların arkasında, zamanın sızamadığı bir boşluk,
masanın üstünde tüten duman, ama asla ısınmayan o meşhur çay.
Burası Hiçlik Kıraathanesi..
Adları cüzdanlarından silinmiş, yarınsız yığınların son sığınağı.
Okey taşlarının tıkırtısı, sanki birer saat tıkırtısı değil de,
gömülen gençliklerin mezar taşı sesleri.

Devamını Oku
Elbeyi Eyyuboğlu

Bir tufan koptu da sustu dillerin,
Giderken bir veda etsen ne vardı?
Gönlümde solarken açan güllerin,
Gölgeni gölgeme sersen ne vardı?

Biz ki bu sevdayı arşa taşıdık,

Devamını Oku
Elbeyi Eyyuboğlu

Duvarların kirecine sinmiş o eski, nankör koku..
Hâlâ bir yerlerde hakkım varmış gibi sızlıyor.
Ah, kendimi ne güzel ikna etmiştim oysa;
Gölgesi boyunu aşan cüceler ülkesinde!
Bastonumu kaybetmiş bir saray dilsiziyim şimdi.
Histeri dedikleri, sütün kaynarken çıkardığı o sessiz çığlık,

Devamını Oku