Biraz Özdemir Asaf gibiyim bu sıralar,
Sana gitme demem ama gitme dersen de, duyamam.
Sonra bir Turgut oturur masama,
Göğe bakma durağında bekletir zamanı.
Bilmezsin kaç Edip geçer içimdeki karanfilden,
Yerçekimli bir sevdaya,
Tam vazgeçecekken bir Ahmed fısıldar kulağıma uzaktan,
Terk etmedi sevdan seni, der; dayanırım biraz daha.
Yüzüme vurulur hüzünler tek tek,
Mavi gözlü bir Nazım gelir geçer caddemin en ücra kuytusunda,
Yaşamak bir ağaç gibi tek ve hür, der usulca.
Biraz sen olurum,
Biraz ben,
Biraz da şiirlere hece...
Arkasından gelir bir Nilgün dokunur yalnızlığıma,
Marmara Çıralı’da fırtına kopar, kuşlar üşür.
Sonra bir Tevfik Fikret belirir sisler içinden,
Kolları kanatlı bir kuş gibi uçar umutlarım, duaların ulaşamayacağı semalara.
Gözlerimin önüne düşer bir Yahya Kemal,
Sessiz gemiler kalktı der, içimdeki şu meçhul limandan.
Gözlerimi kapatırım uykuya,
Bir Ümit Yaşar ağlar kadehimin dibinde,
Beni unutma, der; unutmak mümkünmüş gibi...
Biraz sen kokar mısralar işte,
Biraz ben,
Biraz da hiç bitmeyen o buruk sevdalar...
Bir Sezai yetişir sonra çaresizliğime,
Monna Rosa’da köpüren siyah güller açar bağrımda.
Derken bir Ahmet Hamdi çalar kapımı,
Ne içindeyim zamanın, ne de büsbütün dışında, der.
Ardından bir Ataol tutar elimden usulca,
Yasadışı bir gül açar içimde, ben büyürüm gözlerinde.
Bir Sabahattin Ali belirir kürk mantolu madonnalı hayallerimden,
Leylim ley söyler rüzgâr, dağlar eğilir önümde.
Biraz sen kalırsın geriye,
Biraz da ben,
Biraz da dize dize satırlar...
En son bir Gülten oturur yanıma,
Kestim karasakal bıyıklarımı, der; inceliklerini hatırlarım.
Bir Beçet dokunur kırık kalbime,
Sevgileri, kırgınlıkları yarınlara bıraktığımız gelir aklıma.
Ve bir Can geçer penceremin önünden,
O en güzel dizesini savurur rüzgâra,
"Şiir bir tutkudur" der, kadeh kaldırır gökyüzüne.
Biraz sen kapanır bu defterde,
Biraz ben,
Biraz da sonsuza uzanan bu son dizeler...
Tüm mısralar çekilirken birer birer geriye,
Bir Metin düşer aklıma, bir asma yaprağı saklar hüznümü.
Sonra bir İsmet haykırır mısraların arasından,
"Evet, isyan" der, toplayıp savurur içimdeki külleri.
Ve nihayet bir Ece süzülür yalnızlığın kıyısından,
Bakış kuşları uçar kalbimin çırpınan gökyüzüne.
Ne şairler biter bu topraklarda,
Ne sana olan bu bitimsiz sevdam…
Noktayı koyarım şiirime adınla.
Biraz sen bitersin,
Biraz ben,
Ama Aşk; onu nerede bıraksan o hep kalır…
Uyandığım perşembe sabahına
Nokta koyduğum yerden devam etsin bu dizeler,
Kâğıda dökülen her damla mürekkep sen koksun yine.
Bir Cahit gelir oturur masanın en tenha köşesine,
Otuz Beş Yaş’ı fısıldar kalbime; zamanın ne çabuk geçtiğini.
Derken bir Hilmi süzülür tarihin derininden,
Hüsn'ü Aşk’ın derdiyle dokunur kalbimin en ince zülüflü teline.
Biraz sen sızarsın mısralara,
Biraz ben,
Biraz da zamanın unuttuğu o ince sitem…
Sonra bir Lidar görünür gecenin koyusunda,
Penceremin camına bir gülünç kondurur usulca.
"Gidelim Buradan" der gibi,
Bir şafak vakti vurulurken gözlerime,
Kavgamın ve sevdamın ortasında,
Kaldı adın..
Bir Cemal gelir hemen ardından, aşka hürmeten,
"Annesinden dayak yediği halde, yine 'anne' diye ağlayan bir çocuktur aşk." der, kanatır içimdeki çocukluğu,
Üvercinka’nın kanadına sarar kırgınlıklarımı.
Biraz sen eksilirsin bu gece işte,
Biraz ben,
Biraz da şu koca şairler meclisi…
Ve şairler, gece kenzine çekildiği zaman,
Ne kalem susar artık bu topraklarda, ne de içimdeki Afitap.
Sonsuz bir yankı kalır geriye sadece,
Söylenmemiş bu acı sözlerden:
Biraz sen,
Biraz daha sen,
Birazcık daha sen.
Kayıt Tarihi : 10.09.2026 12:37:00
Şiiri Değerlendir
© Bu şiirin her türlü telif hakkı şairin kendisine ve / veya temsilcilerine aittir.




Bu şiire henüz hiç kimse yorum yapmadı. İlk yorum yapan sen ol!