sessiz
kimsesiz
yalınayak
bir düş
gecenin soğuk sessizliğinde
beni çeken
derinliklere
..
pembe bir düş yağmuruydu,
salkım sacak umutlarım vardı
ansızın vurdu
depremler şehirlerimi
kubbelerim yılıkıldı
tarumar oldu bahçelerim,
en acı yerinde
..
Dokunsa ağlayacağım,
gözden kalbe, baştan aşağıya onunla doldum.
O gün; koşar gibi gidiyordu, kaçıyordu benden
yüreğine titrediğim o adam kaçıyordu benden
koşar adımlarla kaçıyordu düş evimden..
Doğmamış kızımı ve beni terk ediyordu
kurmayı düşlediğimiz yuvayı kurmadan, kuramadan yıkıyordu.
..
Kalbim bir düş gördü bu gece
Elinde som altından bileklik pehlivanın
Çeşmeden nazlı bir su akmakta
Kuralsız endamelerle dağın
Kerhan kurdu değil miydi yakub'a
Söz veren yusuf'a dokunmadım
Andolsun bir daha et yemeyeceğim diyen..
..
Camlara vuran rüya şıkırtısı
Dakikaları büyüten içselliğin
Dev sancılar apartan sevdamız
Kaçamak uykularda bulur mu seni
Uykunun ateş olduğu anlar
Bulur mu seni
..
DÜŞSEL SORULAR…
Düş kurmak kimsenin tekelinde değil
Düşlerden bir düş
Seninde payına düşer elbet
Olmadı, gerçekleşmedi
Mevcuttan düş
..
kaçıncı basamaktayım bilmiyorum
ne başlangıcı
ne de sonu görünüyor
aşağısı yaşanmışlıkların kargaşası
yukarısı düş yangınları
tutunduğum basamağın
..
serseri gecelerin kara bulutları kaplarken kentin üzerini ben bulut sen yağmurdun nerden bilirdim bir bahar yağmuru olup kopacağını benden düşeceğini bilinmeyen sokaklara ve ayaklar altında kalacağını ama ben istemedim senin düşmeni sen istedin kaldırım aralarına sokak araların şimdi mutlu musun ayaklar altında gezmekten söyle..
DÜŞ GÖZLÜ
..
KELİMELER
Düşler kelimelerle şekillenir zihinde.
Eğer biliyorsan bin kelime,
Bin düş kurarsın değişik güzellikte.
Bilmiyorsan bir kelime,
Bir düş bile kuramazsın gizlice.
..
uzak bir düş
belki de bir hayal
yurdum gibi geçkin bir ömür
tahtında sallanır firavun
nice zerdüştler dağlarda
esmer bir kız gibi ince,
narin bir edayla gülüş
..
baharda düşen damla düşündeyim
Gülün içinden çıkan bahar tanelerinde serpilen yaşamda gözlerini açıyorlar
Bir goncanın sararmış tanesinden aşk çıkartıyorlar
Günün gündüzünü gecenin mehtabı onlara serpilmiş
..
Gece ve sen
Beklenen ve beklenmeyen
Düş/tünüz gökte/n pencereme…
Ürkek bir adım atacak
Belki, yüzünüze bakacaktım daha
..
Bir dus var aklimda.
Seninle....
Gecenin sessizliginde.
Denizin cosan dalgalarinda.
Kuruyan yapraklarda.
Candan dostluklarda.
..
Beni düşündün bir tren camından dünyaya bakarken, sonra hayatlarını okuduğun roman kahraamanlarını getirdin aklına ayrı roller denedin onlara bize ve başkalarına yaptığın gibi. Sen şimdi bunları düşünürken ben seni bekliyorum düş sokağında kurban ediyorum kendimi sana sonra ulaşıyorum nirvanaya nirvanaya.
karanlığa direniyor kuzey güneşi, ışığı yansıyor tren camına bu sıcak yaz gününde beyaz gecede beyaz gecede
..
Dört yan sis.
Dört yan ateş.
Dört yan duman.
Cehennemi yücelten aç ağızların saldırısı her yöne.
Sen çiçekli kal..!
..
Dün gece Yahudayı gördüm düşümde
saçları kadar kızıl değildi daha sakalları
Galileli bir fahişe kadar ürkekti gözleri
otuz gümüş düşlerinde yoktu
üstelik erguvanlar hala beyazdı
bir iki üç horoz ötmemiş
Petrus gözyaşlarını dökmemişti
..
Yaşamak, kendi içinde bir bütündür. Yaşamanın, geçmişi vardır; şimdisi vardır; geleceği olacaktır! Yaşamak, içerdiği tüm kurgularını, ait olduğu bireyin, donanımlarından, değer yargılarından ve deneyimlerinden yola çıkarak oluşturur. Bu yaşama örgüsünün, ait olduğu bireyin, kişisel insiyatifi ve insafı ile geliştiğinin en açık göstergesidir. Tabi ki nesnel koşullar, bunlardan kaynak bulan öznel kurgular ve metafiziksel yansımaların(kader, şans, baht vb.) neden olduğu bireysel hallüsünasyonlarında, payını göz ardı etmek, yakışıksız ve zalimce bir peşin hükümlülüktür.
Kendi başına ait olduğu, hiçbir anlamı taşımaz 'yaşamak'... Görece, boş bir dolap gibidir, tek başınayken... Bireysel insiyatiflerle, kimi zaman ardiye, kimi zaman evrak, kimi zaman eşya, kimi zaman ise düş dolabı olarak bulur kimliğini... Genellikle, hangi amaca hizmet eden bir kurgunun ürünü olduğu anlaşılamadan tüketilir hayatlar. Birey, yanlızlığının ve özgürlük arayışının düş fırtınalarında kaybolmuş ve ne yazık ki yitip gitmiştir... Aslolanın mutluluk olduğu gerçeği, sözde etik değerlerin, zalim kaderin ve bireyin zavallı, beceriksiz ve korkak planlarının içinde kaybolmuştur. 'Adam gibi yaşamak' derken; kendi paradoksunun girdabında, tamamlanamadan ve üstüne üstlük kim olduğunun ayırdına bile varamadan yok olmuştur. Daha da acısı; geride yas tutanlar, aynı hezeyanlarla, aynı prematüre ölümlere aday olmayı sürdüreceklerdir.
Binlerce yıl, binlerce farklı düşünür, bir dolu farklı yöntem ve eylemle içini doldurmaya çalışmıştır, yaşamak eyleminin... En rasyonel haliyle, her bireyin kendi elinde olan alın yazıları, bir sürü mistik, hayali ve sözde etik değerlerle, alaca bulaca boyanarak, kendi olmaktan çıkarılmış ve sahte, kaknem kılıklarla tanınmaz hale getirilmiştir...Kavramlar öyle içselleştirilmiş ve kurgulara öyle yabancılaştırılmıştır ki birey; yaşama örgüsünün, ancak kendini tanımaktan başlayan verimliliği ne yazık ki kelimelerin ve sözde felsefelerin anlaşılmaz kuyusunda boğulup gitmiştir.
İyi insan ve vicdanlı birey olmaya adanmış hayatlar, (bütün iyi niyetli amaçlarına rağmen) , kendine bile faydası olmayan, etkisiz, kimliksiz, tanımsız ve birbirinin aynısı kılıklar içinde, hiç bir şey üretmeden yok olmuştur. Ve adanmış olmak ne yazık ki, kimse için bir anlam taşımadan, iğreti bir zavallılığa dönüşmüştür.
..
Hayat gelmiş geçiyor işte
Bilmemki gidermi böyle
Kapıldım engin düşlere
Neler yok deme herşey var düşte
Düş sokağı burası işte
Ömür geçmez sensiz işte
..



