Batı ve Doğu Düşünce biçimleri üzerinde bir Gezinti 1
Doğu ve Batı medeniyetleri arasındaki Kültür ve anlayış farkları bütün büyük fikir adamlarının inceleme alanına girmiş ve üzerinde ciltler dolusu araştırma yayınlanmış önemli bir konudur. Bendenizde uzun zamandır bu mesele üzerinde düşünen,yayınlanmış eserleri takib eden meraklılardan biriyim sadece.Uzun süredir devam eden bu merakım bu konuda bir arşiv hazırlamama bile sebeb olmuştur ya neyse..Fakat bana asıl ilginç gelen konu bu kültür ve anlayış farklılığının bazılarının zannettiği gibi çok eski devirlere uzanmadığı,aksine belkide ortaya çıkan uçurumun Rönesansla başlayıp buharlı makinaların icadından,yani sanayileşmeye geçişten sonra daha da derinleşmiş olduğudur..
Gerçektende Eski Yunan Mitolojisinden tutunda Felsefecilerin Yüksek dönem diye adlandırdığı ilk çağ Yunan ve Roma felsefi ekollerinde tartışılan konular aslında,aynı dönemde doğunun mistik felsefi akımları arasında tartışılan konularla pek fazla bir farklılık ortaya koymamakta.Şimdi hemen bazı cevrelerin itirazlarını kulağımın dibinde duyar gibiyim.Ama durun acele etmeyin henüz doğu mistisizmi konusunda İslam kültürünün getirmiş olduğu geniş hatta çok caplı açılımların sahneye çıktığı dönemden bahsetmiyorum.Belki çok daha öncesinden Sümerlerden başlamak kaydıyla pagan kültüründen.kısmen şamanizmden.Budizmden.Zerdüşlükten vb gibi doğunun kültür,düşünce ve sosyal hayatına ait olgulardan bahsetmekteyim.Dini hayat diye ayırmıyorum çünkü din, o dönemler için batı ve doğuda bütün bir yaşamın içinden ayrılıp izole edilmiş bir yaşam alanı haline gelmemişti bu günkü gibi.Yani saydığımız bütün bu kültürlerin yaşam anlayışında din hayatın belkide tam orta yerinde durarak,bireyin kendisiyle.toplumla,yaratıcı güç veya güçlerle ilişkisini tanzim eden en önemli unsurdu.Ve bu anlayış Rönesans'a kadar da böylece devam etti
Konuyu fazlaca dağıtmadan özüne dönmekte fayda var.Evet Doğu ve Batı kültürlerinin çok uzun dönem ortak çözümler aradıkları insan beynini meşgul eden meseleler nelerdi diye sorulacak olursa,bunların en başında şüphesiz VAROLUŞ problemi gelmekte.Bu soruna her iki tarafta benzer çözüm teorileriyla cevap vermişler.Batıda Eflatun yaradılış teorisini ispatlamaya çalışırken,doğuda bilinen en eski yazılı kaynaklardan olan sümer tabletlerinde bu konu belki felsefi ayrıntılarına girilmeksizin açık bir biçimde işlenmiş.Örneğin adalet kavramı mutlak olarak ele alındığında Zerdüştlerin Avestasında bu sorun yaradılış esasından hareketle çözüme ulaşmış.Şimdi de o dönemde Doğu ve Batı düşünce hayatında karşıt görüşler var mı? ona bakalım:
..
Hak hakikat demektir olmadan varılamaz,
Hak, terbiyeyi ister, terbiyeyse yanıltmaz…
İbadet de gerekir, bilim ihtiva eder,
Bilim olmazsa olmaz yoksa azalmaz dertler…
Din hepsini kapsıyor takva, ilim, ibadet,
..
Din daima hakikat, insanoğullarına,
Akıl sahibi olan, Rab’bimin kullarına…
Felsefe kul bilgisi, şunun bunun lafları,
Katıl veya katılma, barındırır gafları…
Dinse Rab’bin usulü seviyelere göre,
..
Nefret düşüncesiyle hak ele geçirilmez,
Türk’ün asil halkına ihanet emredilmez…
Vatan millet, Türk için; ahlak, din ve şereftir,
Ahlak, din ve şerefse; şehitlik, gaziliktir…
Biz, şehit çocukları gazi çocuklarıyız,
..
Yükselen İslam
Yükselen dindarlık değildir, İslam’dır. Klasik manada dindar olanların veya görünenlerin, İslam’ın gizlenen yüzünü keşfetmesi gereğinin (Kendini vasat bir Müslüman olarak görenler daha şanslı) anlaşılması…
İslam, bütün Dünya için yükselen din olarak görünüyor. Türkiye’de dindarların İslam’ın tanıtılmasında ve doğru anlaşılmasında büyük eksikleri var. Gelenekler, zamanla din(İslam) esası olarak algılanmış. Birçok konuda olduğu gibi özellikle namus konusunda(töre cinayetleri, vb.) anlayış eksikliği veya yanlışlığı var. Tabii ki her töre dine dayandırılmıyor. Fakat dinden destek aldığı düşünülüyor veya öyle zannediliyor. Dinde olmayan bazı şeyler varmış gibi dayatılırken; dinen meşru olan bazıları da aykırıymış gibi gösteriliyor. Eğri ile doğru karıştırıldığı için, çok bilgili olmayan büyük bir çoğunluk canının istediğini alıyor.
Çok tekrar edilir “Dinde zorlama yoktur”. Dinde zorlama olmasa da her dinin kendi kuralları var. Bu kuralların uygulanışında yaşanıyor sıkıntı, zaten. Şahsi vazifelerde Allah ile kul arasına kimse girmese de şahsın, toplumsal vazifelerinde veya toplumun kabul edilmiş normlarına uymasında / uymamasında sıkıntı oluyor.
Elbette aşılamayacak sorun yoktur. Toplumun sevilen, sayılan, sözü geçen, aydınlarına bu konuda büyük vazifeler düşüyor. Toplumsal huzur ve barış ortamı olmadan hiçbir şey yapılamaz.
Sevgi ve saygılarımla.
..
Din,halk kitlelerinin afyonudur!
Ahiret ümidi ile dünyadaki mutsuzluk,
Yoksulluğuna katlanır.
Her şeyin ilahi irade ile gerçekleştiğini;
Dolasıyla da statükoyu değiştirmek,
Halkın durumunu iyileştirmek için çalışmanın,
Allah'ın iradesine karşı çıkmak demek,
..
EĞİTİMİN ASIL MECRASI
,
Eğitimin asıl mecrasına akıtılmasının zamanı çoktan geldi de geçmekte bile. Yüzyıllardır bir türlü asıl mecrasına akıtılamayan eğitimden iyi bir sonuç almak mümkün değil. Bu mecrası değişen eğitim asıl mecrasına döndürülmeden yeni bir düzen kurmak, yeni ve ahlaki nesil yetiştirmek mümkün değil.
Bu mecra dinle eğitimin ayrılığına son vermekle olabilir ancak. Eğitimde laikliği uygulayalı beri ahlaklı, vatansever nesiller yetiştirmek hayal. İlk öğretici Allah.’ Rabbim beni terbiye etti ve ne güzel terbiye etti.’diyen Efendimiz ikinci büyük eğiticidir. Bu eğitim dini öğretiden hiçbir zaman ayrılmadı. ‘Dinsiz ilim kör ilimsiz din topladır ‘diyen anlayış bu gün nedense unutuldu.
Bu dindar eğitimin mekanı cami ve medreseler, tekke ve zaviyeler, dergahlar ve ribatlardı. Ama gün geldi eğitim mabetlerden dışlandı. Ne olduysa ondan sonra oldu. O günden sonra eğitim ruhunu kaybetti, maneviyatını kaybeden eğitim kurdu, salt ezbere dayalı öğretime dönüştü.
Bu ruhsuz eğitim git gide insanlık değerlerine yabancılaştı. Eğitim kadroları ahlaklı bireyler olmaktan çıktı. Sigara, içki ve kumar müptelası kadrolar kendileri gibi bir nesil yetiştirdi. Dahası inancını kaybeden eğitim ordusu inançlara savaş açtı.
..
Bilgi Kirliliği
Günümüze kadar gelebilen eski öğretilerde neden en çok “İtaat” konusu vardır, hiç düşündünüz mü? Ben düşündüm; geleceğe eser bırakanların hemen hepsi gücü elinde bulunduran diktatör ya da kral türü kişiler olduğundan halkın itaatini kutsallarla sağlamışlar! Halktan olan hakikati dillendirenler zaten pahalı kağıt ve tabletleri kolayca kullanamaz, kullansa dahi kral ve diktatör hatta din adamlarının aleyhinde bir şey yazamaz! Bu durumda günümüze ulaşan bilgiler kral mezarlarından ya da kralları öven, itaati emreden yazıtlar olacaktır. Bu nedenle tarihsel nakiller güvenli değildir! Bilimsel incelemelerle varılan sonuçlar ise zaten yorum olarak görülmeli. Demek ki tarihsel verileri sadece bilgi için kullanmalı, tarihsel verilerde takılı kalmak tam bir felaket olur. Eski zaman egemenlerinin bıraktığı bilgileri tekrarlamak olur. O dahi potansiyeli eski zaman ulularına kaptırmak olur. İnsanlık bilmeden eskiye esir olur veya eskici olur!
Günümüzde bile bu bazı toplumlarda böyle değil mi? Taze bilgileri bile korkudan yazamıyor insanlar, bilgi daha üretim aşamasında sınırlanmış oluyor. Padişahım çok yaşa diyenler ne yazarsa halk onunla idare edecek. İtaat ediyorum o halde varım diyecekler.
Güya konusunda uzman bazı kişilerin saçmalığa varan hatta saçmalığı aşıp küstahlığa varan hallerini gözlemledim! (Benim kürtaj konusunda şahsi kanaatim cenin canlandığında kürtaj için geç kalınmıştır.) Eleman kürtaj konusunda karşısındaki aciz kadına diyor ki; “Beden senin ama karnındaki senin değil! ” onlar devamını getirmedi ben hayalden devamını yazacağım. Peki kadının karnındaki kimin? Birinci cevap için “Erkeğin de hakkı var.” Diyelim. O halde erkek ve kadının rızası varsa ve cenin canlı değilse; kime ne? İkinci cevap; “Tanrınındır” şeklinde olur ise ne olur? Bu durumda Tanrı ile o kişiler muhatap olur! Yani Tanrı adına birileri insanlara kural koyduğunda zaten sorun oradan çıkıyor. Kutsal kuralları Tanrı koyar ve sadece inananlar içindir onlar da, zorlama olmaz. Kişi hak ve özgürlük kapsamında olan kurallar ise zaten toplumun yasama kurumlarınca yapılır.
..
Niteliksizlik
Bir düşünce deneyi işle başlamak isterim yazıma; iki ıssız ada olsa aynı büyüklükte ve aynı şartlara sahip. Bu adalara yüzer kişilik, yarısı erkek yarısı kadın orta yaşlarda (Otuz) sağlıklı nesiller yerleştirilse. Adanın birine yerleştirilenlerin tamamı okuması yazması olmayan ve bilgisiz olsa! Diğer adada olanların ise sadece biri her konuya hakim bir profesör olsa. Yüz yıl sonra hangi adanın daha ilerde olacağı öngörülür?
Japonya ve Almanya çok değil yetmiş yıl önce tamamen bitik durumdaydı. Şimdiki durumlarına bakınız! O yıllarda onlardan daha ilerde olanları nasıl geçtiler? İnsan alt yapısı ile geçtiler. Nitelik ile... Bu toplumları sıkıntıya sokan şeyler bildik şeyler; ırkçılık, ideolojik ve dinsel akımlar olabilir!
Niteliksiz toplumlarda ırkçılık ideolojik ve dinsel akımlar ön plana çıkar! Nedeni açıktır, teknoloji geri olduğundan yoğun işsizlik vardır. Ücretler yeterli değildir; bu nedenle insanlar yan yollara kayar. Bu şekilde menfaatleneceklerini düşünürler. Zaten iç çatışma yaşayan toplumların tamamında bu nedenler ön planda olur. Birileri devleti ele geçirip yandaşlarıyla yemeye koyulunca, diğerlerine dışardan destek verenler iç kargaşa çıkarıp ikisini de alt ederek yeraltı ve yer üstü kaynakları ele geçirir. Bildik hikaye bu da din, dil, ırk, ve ideolojik söylemlerle yapılır. Bu toplumlarda refah olsa, eşit gelir dağılımı olsa ne demeye dışardan yardım alıp içerde savaşsın ki? Yani nitelikli toplumlar iç kavgaya girmeye gönüllü olmaz! Bu kısır döngü öyle felaketler oluşturur ki; bu geri kalmış toplum bireyleri öylesine işe yaramaz hale gelirler ki; ceplerine para koyup, ellerine silah verilerek adeta paralı milis olurlar! Afrika'da birbirini katleden kabilelerin durumu... Bakınız onları (Din, dil, ırk, ideoloji, mezhep) açısından destekleyenler vardır ama bu destek samimi değildir.Çünkü bu insanlar için acilde yapılacak kolay bir çözüm yoktur! O toplumların geri kaldıkları mesafeyi kapatması için çok büyük çaba gerekir! Niteliksiz oldukları için iş gücü açısından da bir değeri yoktur. Günümüzde otomobilleri robotlar yapıyor; demir, döküm fabrikaları bile el değmeden üretim yapıyor, tam otomatikleşmiş. Bu insanların kaçak işçi olma hayalleri dahi hazin bir şekilde sonlanıyor. Ellerinde tek seçenek kalıyor, savaşmak! Egemenlerin verdiği silahlarla, egemenler lehine savaşarak kendi topraklarının hakimiyetini egemenlere kaptırmakla sonuçlanacak bir savaşı yapmak zorunda kalıyorlar!
..
Yılmaz ERDOĞAN; "DİN ADAMLARI DA HAREKETE GEÇSİN ve ABDULLAH ÖCALAN ile BARIŞ HIZLANSIN! ." MANASINDA KONUŞTU! . PROKOVATÖR OLAN KİM; YILMAZ! .
..
82.
İnsan ara vermeden en fazla yirmi saniye gülebilen ve yine ara vermeden saatlerce ağlayabilen bir hayvandır. Doğduğumuzda ilk yaptığımız işin ağlamak olmasının bir anlamı olmalı. 'Oku' diye başlar Kuran ve 'Önce kelime vardı' diye başlar Yuhanna'ya göre İncil. Eğer bir ahir zaman peygamberi olsaydım ve yeni bir din yaymak için kullansaydım sözükleri 'ağla' diye başlardım. Ağla.. Ağla çünkü ağlamadan anlayamazsın..
..
Siz bilmezsiniz ben bilirim ne çok şeydiniz orada elinizi ilk tuttuğumda dünya değişmişti işte göğün gözü açıldı o zaman siz öyle bir sarıldınız ki sonra bana ben sarılmak neymiş orada öğrendim içine sığamayacağım yerleri dolaşasım geldi sizinle İstanbul olmuştuk sanki her şeyin maketini yapardık bıraksaydınız bir güç gelmişti bana bir kuvvet sevilmeyen ne kadar çocuk varsa severdim gidilmeyen her yere giderdim şehrin bütün dilencileriyle paylaşasım oldu birden cebimdeki paraları tuhaf bir insanseverlik çöktü üstüme sanki gülmek ilk defa yakıştı o zaman bana orada elinizi ilk defa tuttuğumda siz öyle çok şey oldunuz ki siz bilmezsiniz kimse bilmez ben bilirim sanki yaralı aklım gideceği ülkeyi bulmuştu bu kez öyle sanmıştım bildiğim her şeyi anlatayım istedim size okuduğum bütün kitaplardan bahsedeyim sevdiğim yaşadığım ne varsa haberiniz olsun bütün numaralarımı bir çırpıda sergileyeyim öyle etkileyeyimki sizi bırakmayın elimi utanmayı aklıma getirmedim insan zaman eşya umrumda değildi orada bir siz vardınız bir ben keşkelerin tamamı tedavülden kalkmıştı etrafımız delirmişti tartıcı çocuk sarhoş olmuştu güvercinler aptallaşmıştı ben ömrüm boyunca büyüye meyleden ben ilk defa büyü yapabilmiştim ben sizinle o kadar güzel olmuştum ki siz de ancak bu kadar güzel olurdunuz zaman bile çıldırdı orada ben sizin elinizi tuttuğumda dünya ellerimizden ibaretti avucumuzun içine almıştık onu gökyüzüydü yeryüzüydü o kadar ufalmışlardı ki... Çay içtik sonra siz geçer sandınız geçmedi bakın -sen-din siz oldunuz sonra ama siz bilmezsiniz ben bilirim işte elim şimdi yarım kalmış inşaat...
..
Peygamberimi örnek alırım
Merhaba ülkemizin,değerli insanları
Kutsal kitabım kuran, peygamberim Muhammet
Allah ile arama,sokmam hacı hocaları
Örnek aldığım insan,hazireti Muhammet
..
Ne sofu ol, ne sofuya inan; hep düzmece...
Doğru bir yola git, din tüccarı olsun cüce.
..
Devletim öğretmezsen din, iman, namaz, oruç
Daha çok görürüz biz Nusaybin, Cizre, Suruç...
..
Atatürkün Balıkesir Hutbesi
Ey millet! Allah birdir, şanı büyüktür. Allahın selâmeti, sevgi ve iyiliği üzerinize olsun. Peygamber Efendimiz Hazretleri, Cenâb-i Hak tarafından insanlara dinî hakikatleri tebliğe memur edilmiş ve resul olmuştur. Temel nizami, hepimizin bildiği Kurân-ı Azimussandaki açık ve kesin hükümlerdir.
İnsanlara maneví mutluluk vermiş olan dinimiz, son dindir, mükemmel dindir. Çünkü dinimiz; akla, mantığa ve gerçeklere tamamen uymakta ve uygun gelmektedir. Eğer akla, mantığa ve gerçeklere uymamış olsa idi bununla diğer ilâhî tabiat kanunları arasında birbirine zıtlık olması gerekirdi. Çünkü bütün tabiat kanunlarını yapan Cenab-ı Haktır.
Arkadaşlar! Cenab-ı Peygamber çalışmalarında iki yere, iki eve sahipti. Biri kendi evi, diğeri Allahin evi idi. Millet işlerini Allahın evinde yapardı. Hazret-i peygamberin mübarek yollarını takip ederek bu dakikada milletimize ve milletimizin şimdiki ve geleceğine ait konuları görüşmek maksadıyla bu kutsal yerde, Allahın huzurunda bulunuyoruz. Beni bu şerefe kavuşturan Balıkesirin dindar ve kahraman insanlarıdır. Bundan dolayı çok memnunum. Bu vesile ile büyük bir sevaba nail olacağımı ümit ediyorum.
..
Senin uğruna iflas etti
Seni anlamak isterken
Akıl denen tek sermayem
Ama kalbimi kazandım
Ve bir gerçeği öğrendim
Meğer akılla iman denk değilmiş
..
Sen olmasan bu alem,
Zından dı Peygamberim.
Ben dediğim bu beden,
Bir han'dı Peygamberim.
Sen bize güneş oldun,
Dünyaam Nurla doldurdun,
..
Geçmişle hiç yüz göz olmaksızın,sadece geleceği yaşayabilirdim.. her günün başlangıcı ve bitişindeki sen olmasaydın.. Bilmiyorum nasıl oluyor ama,işte bak,hiç zorlamaksızın yine kendiliğinde aklıma gel(din,iyorsun,eceksin) ..ne zaman bir hal hatır sormak istesem..Içinde olduğun her cümleyi,su yüklü bir sünger gibi,kendisinden daha ağır ediyorsun..//
..
Bu ülke aydınındaki namus ve haysiyet sınırı,genellikle 'ama ' bağlacında geçiyor..bu sefer insan olma şansını kullanacak dediğimiz anda; bir adım uzaklaşıp tekrar sürüye dönen koyunlar gibi,o bilindik ama'cı faşist kabuklarına dönüyorlar.. kullanmış oldukları kardeşlik,eşitlik, din ve etnik temelli kelimeler,bir avcının avlayacağı kuşu tuzağa çekmek için çıkarmış olduğu kuş sesinden farksızdır..insan'ı temel alan bir ölçü bile,insanı diğer herşeyin efendisi kılmaya müsait olduğunda; kendini evrenin bir parçası kabul edecek ve hareket içindeki yaşama kendi kadar yaşam hakkı tanıyacak geniş görüşlü bir insan tipine ihtiyaç vardır..benim neden olduğum her eylemin bir sonucu olacağını ve o sonucun,doğacak olan eylemim üzerinde bir neden olacağını kavrayan ideal bir insan tipi..//
..



