Dikey Dururken Şiiri - İsmail Aksoy

İsmail Aksoy
1854

ŞİİR


7

TAKİPÇİ

Dikey Dururken

Dikey Dururken

Dikkatimi yoğunlaştırdığım bir ânda başardım tavuğu yakalamayı, elimde tutup ayakta duruyordum. Tuhaftı, tavuk gerçekten canlı gibi gelmiyordu bana: kaskatı, kuru, 1912'den gerçekleri haykıran beyaz tüylü yaşlı bir kadın şapkası gibiydi. Gök gürültüsü asılıydı havada. Tıpkı çok eski bir fotoğraf albümünü açtığınızda, artık fotoğraflardaki kişileri tanıyamayacağınız kadar eski bir koku yükseldi zemindeki tahtalardan.

Tavuğu çitlere taşıdım ve salıverdim orada. Bir anda müthiş canlandı tavuk, kendisine geldi ve kurallara göre sıçramaya başladı. Tavuk çiftliği tabularla doludur. Fakat etrafındaki topraklar sevgi ve sisu doludur. Alçak bir taş duvardır yarı büyümüş yeşillikler. Alacakaranlık bastırırken başlar taşlar hafifçe ışımaya inşa eden ellerin yüzyıllık ısısıyla.

Zorlu bir kıştı, şimdi yazdır ve toprak bizi dikey dururken görmek ister. Özgür fakat dikkatli, dar bir teknede ayağa kalkarmış gibi. Afrika'dan bir hatıra beliriyor zihnimde: Chari kıyısında, birçok tekne, çok dostça bir atmosfer, her bir yanağında üçer paralel yara izi olan neredeyse mavi-siyah insanlar (SARA kabilesi). Teknedeyken karşılanıyorum - koyu renkli ahşap bir kano bu. Şaşırtıcı derecede sarsak bir kano bu, hatta ben çömelmiş otururken bile öyle. Bir denge meselesi. Yürek sol tarafta ise başı hafifçe sağa döndürmek gerek, cepte bir şey olmamalı, büyük el kol hareketleri de olmamalı, bütün retorik geride bırakılmalı. İşte tam da bu: retorik imkansızdır burada. Kano kayıp gider suda.

[”KARANLIKTA GÖRME”den (1970)]

Tomas Tranströmer (1931-2015, İsveç)
Çeviren: İsmail Haydar Aksoy

NOT: İsveç dilinde yazılmış şiirde, Finlandiya dilindeki “sisu” kelimesi kullanıldığı için, çeviride de “sisu” olarak bırakmayı yeğledim. “Sisu”, “dayanıklılık”, “istenç”, “mücadele azmi” anlamlarına gelmektedir.

İsmail Aksoy
Kayıt Tarihi : 12.12.2019 17:17:00
Hikayesi:


UPPRÄTT I ett ögonblick av koncentration lyckades jag fånga hönan, jag stod med den i händerna. Underligt, den kändes inte riktigt levande: stel, torr, en vit fjäderprydd gammal damhatt som skrek ut sanningar från 1912. Åskan hängde i luften. Från plankorna steg en doft som när man öppnar ett fotoalbum så ålderstiget att man inte längre kan identifiera porträtten. Jag bar hönan till inhägnaden och släppte henne. Hon blev plötsligt mycket levande, kände igen sig och sprang enligt reglerna. Hönsgården är full av tabu. Men marken omkring är full av kärlek och av sisu. Till hälften övervuxen av grönskan en låg stenmur. När det skymmer börjar stenarna lysa svagt av den hundraåriga värmen från händerna som byggde. Vintern har varit svår det är sommar nu och marken vill ha oss upprätt. Fria men varsamma, som när man står upp i en smal båt. Det dyker upp ett minne från Afrika: vid stranden av Chari, många båtar, en mycket vänlig stämning, de nästan blåsvarta människorna med tre parallella ärr på vardera kinden (SARA-stammen). Jag är välkommen ombord – en kanot av mörkt trä. Den är förvånansvärt ranglig, också när jag sätter mig på huk. Ett balansnummer. Om hjärtat sitter på vänster sida måste man luta huvudet något åt höger, ingenting i fickorna, inga stora gester, all retorik måste lämnas kvar. Just det: retoriken är omöjlig här. Kanoten glider ut på vattnet.

Yorumunuz 5 dakika içinde sitede görüntülenecektir.

Bu şiire henüz hiç kimse yorum yapmadı. İlk yorum yapan sen ol!