Les rayons de soleil transpercent les nuages de coton et viennent se déposer délicatement sur les feuilles tremblantes des arbres. L'astre mère, généreuse de nature, les inondent de la chaleur de sa présence pour les nourrir. Je tends ma main vers la lueur de cristal. J'imagine que j'attrape les filaments d'or, comme lorsqu'enfant, je jouais avec les papillons, me glissant entre les doigts. Suspendu dans l'air du temps, ils dansent sur la paume de ma main. Je les regarde, immobile, émerveillée. Les papillons de lumière me dévoilent le chemin, celui de la connaissance du monde. Leurs ailes sont momentanément des miroirs qui reflètent la face invisible des mystères de la vie. Je vois des formes, qui défilent et se métamorphosent, et alors je comprends. Je comprends, puis je souris. La lumière me nourrit à mon tour, mais devenu trop forte, commence à m'aveugler. Je ferme subitement les yeux. Les papillons s'envolent. Les rayons de soleil disparaissent, pour éclairer d'autres âmes, assoiffées.
Aşkta yarın yoktur sevgili. Zaman ileri doğru değil, içeri, yüreklere, derinlere doğru işlemeye başlar, bilgeleşir. Hiç bilmediği sezgileriyle buluşur. Yükü çok ağırdır, kendiyle buluşmuştur. Hem dışındadır dünyanın, hem de ortasında.
Hindistan'da Ganj Nehri'nin kıyısında yakılan yoksul adamın hissettikleri de onunladır, yitirdikleri de... Newyork'ta, bir sokakta, o kartondan kulübesinde yaşayan kadının çıplak yalnızlığı da. Her şey onunladır, ona emanettir sanki, ama o, çıldırtıcı bir yalnızlık içindedir yine de...
Aşkın kültürlü olmakla, bilgili olmakla da ilgisi yoktur sevgili, kanımıza karışan ilkel acı, o yaban ağrıyla hiçbir kitabın yazmadığı hakikatlere daha yakınızdır, inan...
Kim demişti hatırlamıyorum, aşk varlığın değil, yokluğun acısıdır diye. Belki de bu yüzden ilk gençliğimde, o yoğun aşık olduğum yıllarda, gözüme uyku girmez, dudağımda bir ıslıkla bütün gece şehri, o karanlık, o hüzünlü sokakları dolaşır, insanları uykularından uyandırmak isterdim. Uyanıp, içimde derin bir sızıyla uyanan o derin sancının acısına ortak olsunlar diye...
Aşk çok eski bir şeydir sevgili. Onun içinden o çileli çocukluğumuz geçer. Sevdiğimiz insanların çocuklukları da... Oradan üvey anneler, eksik babalar, parasız yatılılar geçer. Ve sonra aşk bütün bunları alır, daha da eskilere gider, hep o ilkel acıya, o yaban ağrıya...



