DERMÂN-I AŞK
Deryâ-yı aşk içre yüzen gamdan hazer eylemez,
Mülk-i fânin mihnetine derviş sabr ile kan eder.
Kahrı lütuf bilmeyenler sırr-ı tevhîd n’eylesin?
Âşık olan bu meydanda cânı kurban eylesin.
Zindan bize gül-istandır, nâr-ı ateş gülşen olur,
Can bu yoldan seyr edip de taht-ı âlîye varır.
Ehl-i dünya n’bilsin bizim bu hâl-i zârımızı,
Biz dert ile derman bulduk, Hakk’a verdik cânımızı.
Cân emanet Sahib'ine vakt-i vuslatla sunulur,
Her hicran bir merhametle dest-i kudretle açılır.
Nûrferah kul çilesinden hep şevk ile zînet bulur,
Sustu artık cümle feryat, gayrı her yol Hakk olur.
Döndü kervan menziline, dindi bu gönül zarı,
Kim bilir kanda gizlidir aşığın esrarı?
Ebedî mâverâdan nur-i tecelli parıldar,
Bizim başımızda vardır şah-ı aşkın hünkârı.
✍️ Nûrferah / Züleyha AKTAŞ
31 Temmuz 2026 - Saat: 18:17
Kayıt Tarihi : 31.07.2026 21:48:00
Şiiri Değerlendir
© Bu şiirin her türlü telif hakkı şairin kendisine ve / veya temsilcilerine aittir.
Bu acizane kalemi fâninin gürültüsünden çekip maverâya yönelttiğim o demde, dünyevî hırsları bir kenara koyarak çekilen her mihneti "kahrı lütuf" bilen bir teslimiyet ve vuslat coşkusuyla kaleme aldım. Niyetim; gerçek aşkın dertsiz olmayacağını, dervişin nazarında zindanların dahi gül-istan olacağını ve nihayetinde canın hakiki Sahibine sunulup her yolun Hakk'a çıkacağını dile getirmekti. Günümüzde yaygın olan hece ölçüsünün yanında, bu mısralar halk kalıplarının ötesinde, kadim edebiyatımızın o asil ve mermer sertliğindeki aruz nizamından ilham alan bir anlayışla vücut buldu.




Bu şiire henüz hiç kimse yorum yapmadı. İlk yorum yapan sen ol!