Düşünürsem dağ olur düşüncemi söylersem o dağlar yok olur.
..
iki dağ bir köprü aramız böyle
başkası bizimle kavuşur
altında nehir akar üstünde
bulut
iki dağ bir köprü senle ben
bir döngü
..
Ben giderken; düşlediğim aşkı anlattım.neyana baksam sen sen oluyordun.Ay oluyordun, dağ oluyordun, hatta mavi bir göl.Herşey sen oluyordun.Ama her şey sen olmaya yetmiyordu, yol boyu aşk zamanlarında.
..
Deniz sancısı düşlerimizdeki
Esenliğimiz sularda tuz pırıl pırıl
Gölgelerimiz baharlara dek baharda
Cıvıl cıvıl
Biz bunca mesut insan
Çırılçıplak insana doğru şen ve esen
..
"ben bir dağ masalıyım anne
-dağlı değil-
yüreğimin dibinde açan gece kuşlarına benzerim
yıldız dökülmez avuçlarıma
güneş doğmaz
yankı duyulmaz
..
Dönmüyor Geri/ Ben Dönerken Aşka
-İbrahim Tatlıses Aşka Arabesk Terapiler-7
“Kınamayın dostlar Allah aşkına
Yalvardım yakardım
Dönmüyor geri
..
Yüce Rabbim...Vatanı koruyanları koru,yardımcısı ol. Askerlerimize Mehmetçik'lerimize çok defa şiir yazmışımdır.Bu şiirim de ÖZEL HAREKÂT'taki yiğitlerimize
"ÖZEL HAREKÂT"A ÖZEL ŞİİR
Dağların ölüme giden birliği
Bu birliğin adı Özel Harekât
Vatanın bekâsı,kutlu dirliği
..
yarınları toplamış sırtında çuvalla bir adam
güneşli dağda yürümüş bir başına
dalgalar çağırmış onu, kuşlar da göğe
sırtında eski bir çuvalla yürümüş bir dağ boyunca
bir bir çıkmış dostları karşısına
adam, konuşmadan yürümüş güneşli bir dağ boyunca
..
Yaşam denilen serüvende payıma düşen hüzünlü bir günde tanıdım ben seni. Sana her baktığımda geçmişe dair yanılgılarım geldi aklıma.
Sonra yanılgılarımı birer birer sorgulayıp umut vari günlere çevirmekti senli günlerde.
Kara kış gecesinde yazdan kalma bir gün gibiydi seni tanımak.
Her nefes alışımda aklıma gelmelerin içinden çıkılmaz bir hal aldığında anladım seni nekadar çok sevdiğimi.
Sana sevgimi söylemek istediğimde yüzümün kızarmaları gelir aklıma.
Şimdi hayalini kurduğum dağ evimde yalnız ben ve sen varsın.
Geleceğe seninle birlikte koşmak belki bu dağ evimde torunlarımızı sevmekti hayalim.
..
Dağbaşlarında karlı sabit kaderli,kederli kederli yazılar
Yazılı yazısız kaderin tüm harfine harfiyen uyan yazılar
Dağ sivrilmiş sığınmaya gelen güneşe batmaya hazır kinli kinli
Ummaz güneş dağdan''Bu gün de batırma beni'' der gibi...
..
dağ fare doğurdu
fare dedi "anam benim"
fare derede boğuldu
dere dedi"başlarım anana senin"
dereyi deniz yuttu
suları gökyüzüne çıktı
..
Göklerden bombalar yağdı canlara
Büründü insanlar allı kanlara
Ateş düşmüş cana girmiş hanlara
Volkanik dağ gibi yanar Filistin
İsrail hışımlı menzili kurdu
Hedefine düşen canları vurdu
..
Bırakıp gitsen de olur yanında
Yağıp gürlesende senin canında
Hatırlarsın birgün geçmiş anında
Baba dağ gibidir kıymet bilene
Bilinirki baba merkez bankası
Bir araya gelmez iki yakası
..
Sana kır çiçekleri topladım
saçına taç yapaçağım
dağ çiçeklerine kıyamadım
toplamaya
her kokladığımda
biliyorumki seni bulaçağım
dağ gülüm
..
Dersim dört dağ içindeydi
Yedi gülüm bir bağ içindeydi
Kırdılar güllerimi
Her biri bir dağ gibiydi
Analar dindirmeyin acılarınızı
Eriyen kar eritmesin kanınızı
Dağlarda koyduk canımızı
..
Yaralanmıştı; beklemediği bir anda gelen telefon ve karşısındaki ses ona şuana kadar tatmadığı bir yarayı tattırmıştı.Artık sevmediğini söylüyordu karşısındaki ses ve böyle bitmesi gerektiğini,son sözse ''herşey için teşekkür ederim'' olmuştu.Bu onun ayrılıktan aldığı ilk darbeydi,kabullenemedi ama tek bir kelime de düşmedi dudaklarından.Çünkü böyle bir anda ne diyeceğini hiç bilmiyordu.Telefonu kapattı ve kapatmasıyla duvara fırlatması bir olmuştu.Çöküp kaldığı koltuğunda öfkeyle karışık gözyaşları süzülüyordu gözlerinden.''Değmezmiş,etrafımdakiler çok haklıymış'' diye kendini avutup unutmaya çalıştıkça daha da çok hatırlanırdı unutulmak istenen insan,ona da aynısı oldu.İki gün geçmişti ama hala aynı yerdeydi; aynı öfkeyle sarsılıp gözyaşları döküyordu.Farklı,bugüne kadar yapmadığı birşey yaparsa herşeyi unutacağına inandırmıştı kendini.O esnada televizyonda gördüğü belgesel beyninde yeni bir düşünce oluşturmuştu.Hem tanıdıklarıyla karşılaşmayacak,bu karşılaşmada kimse onu hatırlatacak soruyu sormayacak hem de beyninde patlayan o acı kahkahadan kurtulacaktı.Hemen odasına çıkıp valizini topladı,dedesinden kalan av tüfeğini duvardan indirip temizleyip omuzuna taktı.Yola çıkma zamanı gelmişti.Bu yolculukta bahçelerindeki Pen adlı köpeği ona eşlik edecek ve kıştan kışa uğradıkları dağ evine yerleşeceklerdi.Yola çıktılar,dağ eteklerine vardıklarında ilk işi Pen'le birlikte ormanın içine girmek olmuştu.Avlanacaktı,avlanırken artan adrenalininde boğulup herşeyi unutacak ve yeni bir sayfa açacaktı hayatın içinde.Gökyüzünde iki kuşun dans eder gibi yanyana uçtuğunu gördü ve doğrulttu tüfeğini gökyüzüne.O ağaçlardan sekip ormanın yamaçlarında patlayan sesin ardından Pen hızlıca koşmaya başladı ve bir süre sonra Pen ağzının arasında bir kuşla geldi ama henüz canlıydı,üstelik siyah çizgili gövdesinde ne bir kan lekesi ne de bir saçma deliği yoktu.Şaşırmıştı; Pen'in yerde gördüğü ilk kuşun üstüne saldırdığını ve alıp geldiğini düşündü ve ormanın içine doğru ilerledi çünkü o kuşlardan birini vurduğunu görmüştü.Dikkatli dikkatli sağına soluna bakıyordu ufak adımlarla ilerlerken.Gerçekten de başka bir kuş görünmüyordu etrafta,arkasını döndü henüz bir iki adım atmıştı ki sağ elinin üzerinden sıcak birşeyin parmaklarına doğru süzüldüğünü hissetti.Bu kandı,çalıların arasından geçerken dikenli bir bitkinin elini yırtmış olabileceğini düşündü.Önce sağ elini inceledi ve sonra diğer elindeki kuşu yere bırakıp sol elini...İki elinde de hiçbir çizik,yaralanma izi yoktu.Başını havaya doğru kaldırdığında gerçekle karşılaştı.Biraz önce vurduğu kuş yaralanmış bir şekilde dalların arasındaydı ve o kan lekesinin sebebini ararken yere bıraktığı diğer kuş ta uçup yaralı kuşun hemen yanına konmuştu.Kendi ayrılığında öfkeyle taşan gözyaşları bu sefer sebep olduğu bir ayrılık için acıyla taşıyordu gözlerinden.Htasını anlamış ve o kuşun ölmemesi için dua ediyordu.Ağaca tırmanıp yaralı kuşa ulaştı,biraz önce bıraktığı kuşsa acı haykırışlarla tepelerinde uçuyordu.Eve geldiler; neyseki kanadından vurulmuştu şanslı olduğunu hissetti ve yaralı kuşun kanadına pansuman yapmaya başladı.
Bir hafta olmuştu; her gün pansuman yapıyor sabahları uyanır uyanmaz yaraladığı kuşun yanına gidip kanadının durumuna bakıyordu.Onuncu günün sabahı kanat sesleriyle uyandı.İyileşmişti ve kanat çırpıyordu,hiç bir sabah bu kadar keyifli kalktığını hatırlamıyordu.O kadar sevinçliydi ki hatasını telafi edebilmenin verdiği o keyifle mutluluk şarkıları söylüyordu.İyileşen kuşu avuçlarının arasına alıp bir öpücük kondurdu gagasının üstüne.Bu öpücük yaptığı büyük hatayı affettirebilmek içindi.Kapıya doğru yaklaştı ve aralayıp balkona çıktı.Artık uçma vaktiydi,son kez gözlerine baktı,özgürlüğün parıltısı yaraları iyileşen kuşun gözlerine çoktan yansımıştı.Tam bırakmak üzere avuçlarını gevşetmişti ki ilerideki çatının üstünden gelen kanat sesleriyle irkildi.Bu oydu; vurduğu kuşu kamufle etmek için kendini feda eden,siyah çizgili kuştu.Demek ki günlerdir o ilerideki çatının üstünde nöbet tutup beklemekteydi.Her şeyi unutmak için çıktığı bu yolculukta herşeyi yeniden hatırlamıştı ama bu defa gülümseyerek.Sevgisinin gerçek karşılığı olan adresi doğru tutturamadığını anlamıştı.Elindeki kuşu bırakmasıyla o iki kuş yine yanyana geldi.Öyle güzel uçup gidiyorlardı ki ilk gördüğü günde olduğu gibi dans edercesine,yanyana.İçeri girdi valizini topladı eve dönme vakti gelmişti.Kaçmasına gerek olmadığını düşündü.Ne kadar yara aldığının ve çevresinin onu hatırlatmasıyla çekeceği acının çok küçük olduğunu bir kuşun sayesinde farketmişti.Dönemliydi; sevgisinin gerçek karşılığı olan adresi arayıp bulmalıydı çünkü hem yaralayan hem de yaralanan acı çekiyordu ve bir o kadar da yaraları sarmak için ümitsizce bekleyenler..İnsanın aldığı yaralardan çok karşısındakinde açtığı yaralar canını acıtırdı ve bu yüzden insan korkularından,hayal kırıklarından kaçtığını düşünürken aslında hep kendisinden kaçar hep kendisini yaralardı...
..
Sen gülerken gül açılır yaz olur yaz olur
Sen ağlarsan hayat karlı dağ olur
Dost elinden zehir içsen bal olur
Balına zehrine kurban olayım
Yüce dağ başında karlar erimez can erimez
Sevenin gönlünde güller çürümez
..
Tanrı yeryüzünü yarattığında:
Ne bir çiçek, ne de doğanın rengini aldığı bir tek yeşil varmış.
Gözlerin görebildiği sonsuz bir kuraklık,
Suya susamış bir Toprak Ana varmış.
Yeryüzü mutsuz, verimsiz,ne yapacağını bilmez bir haldeymiş.
Varlığının anlamını çözmeye çalışıyor ama,
Bir türlü adlandıramıyormuş..
..
Karşımda, bir dağ var.
Dağ bana bakar ben de dağa.
Baktım dolanır zirvesinde, beyaz bulutlar.
Ve o dağın, ormanları görünür,
Rüzgârların araladığı boşluklarından..
O dağa bana,
Seslenir de, karşıdan.
..
Ve sen Dağ çiçeği! !
Ela gözlerinin esaretinde,
Nice anlamsız hürriyete sırt çevirdiğim..
Ne vakit seni düşünsem,
Kızgın yağmurlar düşerdi Çukurovaya,
Bir çiğdem boynunu bükerdi,
Işkın kokulu dağlarda..
..



