Karanlık da konuşur elbet
Duyabilirsek...
Her şeyin
ve
Hiçbir şeyin paydası
Ne kalbimize yakın
Aklımın kuyuları inilmez
Aklımın kuyuları karanlık
Bütün yollar tutulmuş
Bütün nedenler ikincil
Bedenim bir fil gibi içerli
Dinlenmeli ve iyileşmeli
Sol kulağımda bir melek uğultusu
Hiç mi uslanmaz bu insanoğlu
Bir hayli kalabalıklara karışasım var bu ara
Bir hayli yalnız kalasım
Kendini tanıyan varsa çıksın ortaya!
Varsa iç sesiyle arkadaş
Gençliğinin dikenli telleri
Bir uçurum gibi durur aramızda
Minör travmalar
ve majör umutlarla
İşte ömrünün aynasındayım
Gözlerinin korkak aynasında
yıllar ki
kitabın ilk harfleri
baykuş çığlıkları gibi
kulaklarımda hep
elif lam mim
söyle ne kadar oldu kalbim
Her şey biraz karanlıkla başladı
Adımlarım, kendimden uzakta ve yakında
Ve kaldırım taşlarında
Ve hüznün bütün dikey odalarında
Yürüdüm...
Bak yağıyor dışarıda
Sessiz ve inceden
Yılın ilk yağmurları bunlar
Ama ilk karşılaşmam değil bu duvarlarla
Her şey böyle yürüyor galiba
Herkese
Şu anı durduruyorum!
Evet bu defa durdurmalıyım. Uyanıp bir kalem bulmalı ve bu anı yazmalıyım. Rüyamda bir şeyler görmeyeli uzun zaman oldu, bunu kaçırmamalıyım.
Uyan!
Uyan ve bilincine eşlik et!
Bunun o kadar da kolay olmadığını biliyordum ve bir süre tembelliğimle savaşmak zorundaydım. Yatağımda birkaç tur döndükten sonra nihayet uyanabildim ve sol kolumun yataktan düşüşünü izledim. Sonra, rüyanın koridorlarındaki o ışığı bekledim; ama baş ağrısından başka hiçbir şey hissetmiyordum ve vazgeçtim. Yatağımda uzanmış öylece bekliyordum. Güneş her zamanki gibi ısınma turlarını atıyor ve Beethoven 9. Senfonisine hazırlanıyordu; bense yatağımda güvendeydim. Öylece uzanıp güvende olmak ne kadar da kolaydı; kimseyi görmüyordun ve kimse seni görmüyordu. Sadece, duvarların arkasında güvendeydin ve güvende olmak tehlikeliydi. Bu ana çok az insan ulaştı sanırım: Zerdüşt ya da yer altından bir ses...
Duvarların arkasında ise geleceğe ihtiyaç vardı ve gelecekten biraz zaman kazanabilmek için biraz zaman harcamak zorundaydın. Bu avuntuyu ne kadar sürdürebilirdi ki insan. Sonra yavaşça yataktan kalkıp perdenin açık kalan kısmından güneşi izledim, umut vericiydi. Yücelmekte olan insanların ya da boyalı, parlak ayakkabıların üzerine doğuyordu muhtemelen. Hep böyle olurdu, hiçbir zaman bir barışın veya bir umudun ya da yarım kalmış bir aşkın üzerine doğmazdı. Yüzümü yıkamak için koridorun sonuna yürüdüm ve aynaya yansıyan o şekle baktım. Her gün aynı ifadeyle dururdu ve yine aynı ifadeyle duruyordu; böyle kaç gün geçirdiğimizi hatırlamıyorum. Hatırladığım tek şey, o ifadenin hiç değişmediği ve her şeyin ağır bir gerçekliğe çekildiğiydi. Su gerçekti ve duvarlar gerçekti ve aynadaki boşluk ve şiirler gerçekti. Eksik olan ya da ters giden bir şeyler vardı. Yaşamak için her şey hazırdı ama yaşamın kendisi yoktu. Her sabah farklı bir şeyler olacak umuduyla evden ayrılırdım ve her zaman o kazanırdı. Hiçbir şey değişmiyordu...
Buğulu camlar ardında bekleyiş
Ansızın çekilen çizgiler
Ansızın çekilen çileler
Bu çaresiz çarelere inat
Hiç mi hakkımız yoktu ey Tanrım
Hiç mi hak etmedik
Köyümün ceviz ağaçları
Gölgesinde çocukluğum
Piyano sonatları
Yenilgi,
çapraz yenilgi
Testere ağzı




Bu şaire henüz hiç kimse yorum yapmadı. İlk yorum yapan sen ol!