Bu şehir,
gri bir dumanın sardığı rüya
taş kulelerin yorgun omuzlarında
biriken anılarla
sessizce uyanır.
Dar sokaklar,
taş döşeli yollar,
birbirine yaslanmış eski evler…
Geçmişi mırıldanır
kırık duvarların arasından.
Her köşesinde
yarım kalmış bir hikâye,
her çatlağında
saklanmış bir hatıra var.
Bir çocuk geçer yanımdan
elinde kâğıttan bir uçurtma,
kırmızı ipi rüzgâra tutunmuş.
Gökyüzüne bırakılmayı bekleyen
bir şiir gibi.
Bu şehir
yalnızlıkları kucaklayan bir anne,
kalabalıkların içinde kaybolan
yüzlerin sessiz yuvası.
Parklarda solmuş yaprakların altında
kahverengi bir banka oturur zaman.
Sessiz, ağır…
Ve her an biraz daha
uzaklaşır bizden.
Akşam olunca
ışıklar yanar.
Neonlar sokaklara düşer,
meyhanelerden kahkahalar yükselir,
uzak bir pencereden
keman sesi süzülür geceye.
Sonra yağmur başlar.
Arnavut kaldırımlar parlar
her damla
bir aşkın,
bir acının,
bir unutulmuş günün
izini taşır.
Bu şehir
göğsünde ağır yüklerle
ayakta durur.
Yorgundur,
ama yenilmemiştir daha.
Gece yarısı
bir yıldız kayar gökyüzünden.
Hep birlikte aynı dileği tutarız.
“Belki bu kez…”
Bir ışık kalır geriye
küçük, titrek,
ama inatçı.
Kayıt Tarihi : 19.10.2026 13:06:00
Şiiri Değerlendir
© Bu şiirin her türlü telif hakkı şairin kendisine ve / veya temsilcilerine aittir.




Bu şiire henüz hiç kimse yorum yapmadı. İlk yorum yapan sen ol!