Bu aralar AMERİKA...

Zafer Zengin Etnika
1608

ŞİİR


9

TAKİPÇİ

Bu aralar AMERİKA...

neresine baksam bir mutsuzluk dünyanın,neresine baksam
amerika orada

- bu ara bölümdeki yazı manasız kalmıştır. Tarihe, aşağıdaki haber yorumu düşülmüştür.-
..

Bir zahmet yerimize ölür müsünüz? -A.Karabat
22-08-2006 Radikal
Ayşe Karabat
'Ortadoğu'da, Amerika ve İsrail'in çıkarlarını koruma uğruna, bir tek Türk'ün burnunun kanamasını göze almak gerekir mi? ' Soru, kışkırtıcı ve basite indirgenmiş, hatta bir çoğuna göre, çoktan ölmüş bir ideolojinin kalıntısı olarak görülebilir. Ama bu soruyla 'Lübnan'a asker göndermeli mi? ' sorusuna verilecek olan yanıt aynı.
Hatırlayın, savaşın en başında, İsrail hariç uluslararası toplum, 'ateşkes' diye inlerken, Amerikan yönetimi, 'Yeni Ortadoğu'nun, doğum sancılarından' söz ediyordu. Bölgede sözüm ona mekik diplomasisi yapan Condaleeza Rice, 'Ateşkes geçici olacaktır, sorunlara kalıcı çözüm bulmak lazım' diyerek, belki de yüzlerce çocuğun hayatını kurtaracak ateşkes için hiç acele etmemişti.
Şimdi bir ateşkesimiz ve şaka gibi bir BM kararımız var. Öyle bir karar ki, aslında ne ateşkes, ne de herhangi bir kalıcı çözüm öneriyor. Ateşkes değil, çünkü İsrail'e 'savunma amaçlı' saldırı hakkı tanıyor. İsrail de bu 'hakkını' kullanacağını gösterdi zaten. Kalıcı çözüm de değil. İki nedenle. Bir, Hizbullah'ın elindeki esirlerin derhal serbest bırakılması için çağrı yapıyor ama İsrail'in elindeki esirlerin ne olacağını 'Zamana bırakılım' diyor. İki, Şebaa Çiflikleri konusunda da elle tutulur çözüm önermiyor.
Aslında her iki mesele de 'silahsızlandırılsın' diye kıyamet kopartılan Hizbullah'ın ekmeğine yağ sürüyor. Çünkü, İsrail'in elindeki esirler ve Şebaa Çiftlikleri, Hizbullah'ın artık direniş mi dersiniz, yoksa başka bir şey mi, meşruluk aldığı noktalar. Hizbullah, esirler serbest bırakılıncaya kadar ve Şebaa Çiftlikleri Lübnan'a verilinceye kadar 'devam edeceğini' söylüyor. İsrail, Şebaa Çiftlikleri'ni, 1967'de Suriye'den aldığını söylüyor. Ama Lübnan ve Suriye'ye göre bu çiftlikler, Lübnan'ın işgal altındaki toprakları.
BM kararının uluslararası güçle ilgili kısmına gelince. Öyle bir tanım ki, kimsenin, 'Efendim uluslararası güç, barışa zorlayıcı olmayacak, barışı koruyucu olacak' diye saf saf düşünmeye hakkı yok. Çünkü öyle değil. O gücün eninde sonunda 'güç kullanmasını' gerektirecek durumlar çıkacak ortaya. Kocaman başka bir tehlike daha var ortalıkta.
Lübnan, tarihi boyunca hep vekâleten yürütülen savaşların sahnesi oldu. Lübnan iç savaşı denilen savaş bile, bölgedeki diğer güçlerin, Suriye, İran, İsrail ve Amerika'nın tepişmesinin sahnesiydi. Şimdi, tüm bu güçlerin ama özellikle İran ve Amerika'nın, kozlarını yine Lübnan üzerinden paylaşmaya niyeti olduğu o kadar belli ki.
Hadi diyelim, Türk askeri, olası çatışma bölgesinin dışına konuşlandı. Bu kadar aktör, üstelik bin bir türlü numarayı çekmeye dünden hazır aktör, en az başlangıçtaki soru kadar, kışkırtıcı olmaya karar verirse ne olacak?
Vaktiyle Lübnan'da kışkırtıcı olmaya karar verenler, o zamanki uluslararası gücün karargâhına bomba yüklü kamyonla girip, arkalarında 300'den fazla ölü bıraktı. O uluslararası güç, Batılılardan oluşuyordu. Acaba bunu unutamadıkları için mi, Batılılar şimdi, Müslüman ülkelerin gitmesini istiyorlar? Bu, acaba, 'Bizim oralardan çok ağzımız yanmıştı, şimdi tepişmeye hiç olmadığımız kadar niyetimiz var, ama rica etsek bizim yerimize bir zahmet gidip ölür müsünüz? ' demenin, başka bir yolu mu? Aynı kışkırtıcılar, Lübnan iç savaşında binlerce kişinin kaçırılmasını sağladı. Evine dönebilen çok az oldu. Acaba bu, 'Biz, daha fazla canımız yansın istemiyoruz, acaba siz gidip, bir zahmet, bizim yerimize acı çeker misiniz' demenin başka bir yolu mu?
Türkiye'yi, Ortadoğu sorununun asıl kaynağı Filistin meselesinde arabulucu kabul etmeyenler, güya sorunun çözümü için kurulmuş, dörtlüye (ABD; AB; Rusya ve BM) İKÖ Başkanı olarak bile almak istemeyenler, neden kendi yerlerine elini ateşin altına sokacak birilerini aradığında birdenbire Türkiye'yi hatırlayıp, 'Siz bölgesel güçsünüz, aman hadi gelin' diye yalvarmaya başlıyorlar?
Peki Türkiye, bölgesel güç olmanın yolunun neden yalnızca asker göndermekten geçtiğini düşünüyor da, Lübnan'da işadamlarıyla, sivil toplum örgütleriyle, yardım kuruluşlarıyla var olmaktan geçtiğini düşünmüyor? Uluslararası toplum bu kadar samimiyse, neden önce, asıl sorunu, Filistin meselesini hakkaniyetle çözüp sonra da 'İsrail'in güvenliği boynumuzun borcudur', demiyor?
Avnery: 'Barış gücü cehenneme düşebilir'
05-09-2006
GUŞ ŞALOM (İSRAİL BARIŞ BLOKU) LİDERİ URI AVNERY: Barış gücü cehenneme düşebilir

ARİFE KÖSE
»İki askeri Hizbullah tarafından kaçırılması gibi gerekçeleri bir kenara bırakırsak, İsrail'in Lübnan'a saldırmasının altında yatan gerçek neden neydi?

Savaşın gerçek nedeni, Lübnan'daki rejimi değiştirip yerine kukla bir hükümet kurmaktı. Sharon'un 1982'de Lübnan'ı işgal etmesinin nedeni de buydu. O zaman başaramadı, fakat İsrail devleti bu amacından hiçbir zaman vazgeçmedi. Bu saldırı da, tıpkı 1982'de olduğu gibi, ABD'nin bilgisi dahilinde gerçekleşti. İki askerin Hizbullah tarafından yakalanması ise tümüyle bahane. 1982'de de, işgalden hemen önce, ABD Dışişleri Bakanı Alexander Haig, Ariel Şaron'a, işgale başlamadan önce tüm dünyaca kabul edilecek bir provokasyona ihtiyaç olduğunu söylemişti. O zaman, Abu NidaPın terör çetesinin Londra'daki İsrail büyükelçisini öldürme girişimi işgalin bahanesi oldu, ama aslında bu olayın Lübnan ile bağlantısı yoktu. Şimdi de savaşın amacının Hizbullah'ı İsrail sınırından uzaklaştırmak, böylece örgütün daha fazla İsrail askerini yakalamasını ve İsrail'e füze atmasını engellemek olduğu söyleniyor. 1982'de de aynı şeyi söylemişlerdi, ama aslında işgalden önceki 11 ay içinde Hizbullah İsrail'e bir tane bile Karyuşa füzesi atmamıştı. Şimdi, İsrail hükümeti, Lübnan hükümetinden Hizbullah'ı silahsızlandırmasını ve sınır bölgesinden uzaklaştırmasını istiyor. Fakat şu anki Lübnan hükümeti bunu yapamaz. Bu nedenle İsrail Lübnan'daki rejimi değiştirip yerine kukla bir rejim kurmak istiyor.

»İsrail halkının, savaş başlamadan önceki ve şu anki düşünceleri nedir?

İsrail halkı bu savaşa girme konusunda aslında çok istekli değildi. Sadece çizilmiş bir kaderin peşinden gitti. Çünkü İsrail halkına başka hiçbir seçenek olmadığı anlatıldı. Kim kaçırılan askerleri kurtarmak istemez ki? Halkın şu anki düşüncesi ise, İsrail'in savaşı kaybettiği ve bunun nedeninin kötü siyasi ve askeri liderlik olduğu yönünde. Bu, İsrail için gerçekten olağanüstü bir durum, çünkü onlar açısından dünyanın en güçlü ordularından birisi olan kendi orduları şu anda terörist bir örgüt tarafından yenilgiye uğratılmış durumda. Ayrıca halk, uluslararası bir barış gücünün de, İsrail ordusunun başaramadığını başarabileceğine inanmıyor.

»Sizce savaş bitti mi?

Şu anda evet, savaş bitti. Fakat yeni bir savaş her an başlayabilir. Belki bu çok yakın bir gelecekte olmayabilir, fakat bence yeniden başlayacaktır.

»Şu anda Lübnan'a uluslararası bir barış gücü gönderme planları yapılıyor. Sizce bu gücün işlevi ne olacak ve bu güç gerçekten barışı sağlayabilir mi?

israil devleti, bu uluslararası güçten, Hizbullah'ı kendi sınırından uzak tutmasını ve bunu güç kullanarak yapmasını bekliyor. Fakat, savaşın başında Olmert uluslararası bir gücün Lübnan'a gelmesine karşı çıkıyordu, çünkü böyle bir güç İsrail ordusunun hareket özgürlüğünü kısıtlayabilirdi. Şimdi bunu kabul etmiş olmasının nedeni ise, İsrail'in yenilmiş olması. Bu gücün bölgeye gelmesi, bunu hem Hizbullah'ın hem de İsrail'in istemesine bağlı. Fakat eğer İsrail hükümeti bu uluslararası gücün çıkarlarına uygun olmadığına karar verirse, o zaman onu hemen bir kenara itip savaşa yeniden başlayacaktır. Eğer Hizbullah, aynı şekilde, bu barış gücünün işe yaramadığını düşünürse, o zaman bir gerilla savaşı başlatacaktır. Bu da barış gücünün kendini bir cehennemin ortasında bulması anlamına gelecek. Ayrıca, İsrail için durum daha da zor olacak, çünkü eğer Hizbullah bu uluslararası güce rağmen İsrail'e saldırmaya kalkarsa, İsrail ordusu bu uluslararası güçle savaşmayı göze alarak bölgeye girebilecek mi?

»İsrail'in Lübnan'a saldırmasıyla, Amerika'nın İran ve Suriye'ye yönelik tehditleri arasında nasıl bir bağlantı var?

Amerika'nın bilgisi ve tam desteği olmadan İsrail böyle bir saldırı başlatamazdı. Bu savaş Amerika istediği için başladı. İsrail'in 1982'de Lübnan'ı işgal etmesinin ardından Hizbullah'ın gelişmesinde Suriye'nin büyük desteği oldu. Suriye, İsrail'den Golan Tepeleri'ni geri almak istiyor. Bunun karşılığı Suriye ile tam anlamıyla bir savaşa girmek. Bush İsrail'i bunu yapmaya zorluyor. Bunun nedeni, dikkatleri Afganistan ve Irak'taki başarısızlıklarından çekmek olabilir. Fakat bence İsrail ordusunun Hizbullah'ı yok etme konusunda başarısız olması, İsrail'in ya da Amerika'nın İran ve Suriye'ye saldırmasını zorlaştıracaktır.

»Bu savaşın Ortadoğu'daki etkileri neler olabilir? Yeni bir Ortadoğu mu yaratılıyor?

Gerçekten yeni bir Ortadoğu yaratılıyor, fakat bu şu anda Olmert ve Bush'un istediği Ortadoğu değil. Bu savaşın uzun vadeli sonuçları gerçekten çok korkunç olabilir. Ortadoğu'daki ve dünyadaki milyonlarca Müslüman her gün televizyonda öldürülen bebekleri, yıkılan evleri, yok olan hayatları izliyorlar. Bu görüntüler bu kitlelerin beynine kazınıyor ve geride müthiş bir öfke ve nefret bırakıyor. Bu öfke ve nefret, füzelerden ve bombalardan daha tehlikeli. Bu savaş boyunca binlerce yeni intihar bombacısı ortaya çıktı. Şu anda Nasrallah Arap dünyasının kahramanı. Arapların, İsrail ve Amerika'nın sırtlarını dayadıkları Arap rejimlerine olan güvenleri ise en düşük seviyeye inmiş durumda.

»İsrail'deki barış aktivistleri olarak şu anda ne gibi faaliyetlerde bulunuyorsunuz?

Savaş boyunca her gün İsrail'de gösteri yaptık. Şu anda, bu savaşın neden başlatıldığı ve işlenen savaş suçları konusunda resmi bir soruşturmanın başlatılmasını sağlamaya çalışıyoruz. Bu soruşturmada şu sorulara cevap verilmesini istiyoruz: Savaşın başlaması kararı nasıl alındı? Savaşın altıncı gününde, ordu durdurulmasını istemesine rağmen neden savaşa devam edildi? Savaşta ne gibi savaş suçları işlendi? Bu politik ve askeri felâketin sorumluları kimler?

»Peki İsrail gibi bir ülkede bu soruşturmanın başlatılması mümkün mü?

Aslında mümkün. 1982'deki Lübnan savaşı sırasında gerçekleşen Sabra ve Şatila katliamlarının ardından İsrail hükümeti soruşturma başlatmayı reddetmişti. Büyük kitleler Rabin Meydanı'nda toplandı ve soruşturmanın başlatılmasını talep etti. Hükümet soruşturmayı başlatmak zorunda kaldı. Kurulan Kahan komisyonu, bir dizi politikacıyı ve askeri, katliamdan 'dolaylı' olarak sorumlu buldu. Ve Ariel Sharon, Savunma Bakanlığı'ndan alındı.

»Peki sizce çözüm nedir?

Gerçek bir çözümün tek yolu, Filistin, Lübnan ve Suriye ile barış görüşmelerine başlamaktır. Bu görüşmelere mutlaka Hamas ve Hizbullah da dahil olmalı. Ayrıca, sürekli ve gerçekçi bir barışın sağlanması için İsrail'in Golan Tepeleri'ni geri vermesi gerekiyor. Bu kolay değil, ama imkânsız da değil. Daha önce Ehud Barak bunu kabul etmiş, ancak daha sonra kamuoyundan korkup vazgeçmişti.

Halkın öfkesi Erdoğan’a soruldu-Y.Doğan
05-09-2006 Hürriyet
Yalçın DOĞAN
'Sizin kendi çocuklarınız arasında askerlik dönemi geldiği halde, askere gitmeyen var mıdır? Askerliklerini tecil ettirmelerinde yurtdışında okuyor ve çalışıyor olmaları bir neden midir? '

Soru, içerik değişerek, devam ediyor.

'Terör riski altında vatani görevlerini yapan ve çatışma riskini bile bile Lübnan’a giden askerlerimizin yanında sizin çocuklarınızın askerlik yapmasını ister misiniz? '

Halkın teröre tepkisi ilk kez nitelik değiştiriyor. Çocuklarını terörde kaybeden ailelerin feryatları artık çok farklı. Fark, iki yönlü.

İlki, 'vatan sağolsun demeyeceğim' sözlerinde dile geliyor.

İkincisi de, Tayyip Erdoğan’a ve diğer yetkililere yönelik, siyasetin ötesinde, kişiye adresli tepkiler.

BERHAN ŞİMŞEK

Cenaze törenlerindeki öfke ve diğer çığlıklar, CHP İstanbul Milletvekili Berhan Şimşek tarafından soru önergesine dönüştürülüyor.

Şimşek, Tayyip Erdoğan’ın yanıtlaması istemiyle dün verdiği soru önergesinde, doğrudan kendisine soruyor. Erdoğan’ın çocuklarının askerlik durumu nedir?

Şimşek daha sonra, yine halkın çok merak ettiği bir soruya geçiyor.

'Bakanlar Kurulu üyelerinin, partinize mensup milletvekillerinin, partinizin Genel Merkez yöneticilerinin, şu anda askerlik çağına gelmiş olmasına rağmen, askerde olmayan çocukları var mıdır? Var ise, askerliklerini tecil gerekçesi nedir? '

Her yerde, her ortamda, kahvelerden aile görüşmelerine kadar, toplumun her kesiminden insanlar, son günlerde bu soruları soruyor.

LÜBNAN DA ÖNERGEDE

Berhan Şimşek aynı soru önergesinde, Lübnan bağlantısını da kuruyor.

'Hükümet üyelerinin, partinize mensup milletvekillerinin, partinizin Genel Merkez yöneticilerinin şu anda askerliğini yapan çocuğu var mıdır? Var ise, tezkere konusunda son derece istekli bir parti olarak, Lübnan’a gönderilecek birliğin içerisinde bu çocukların bulunmasını sağlayabilir misiniz? '

Öfke neden kişisel adres arıyor?

Çünkü, her terör sonrasında, her cenaze töreninde, 'kanı yerde kalmayacak, sabrımız tükeniyor' türünde, hep aynı laflar. Oysa, aylardır hiç bir şey değişmiyor.

Berhan Şimşek’in soruları, terörün sonunu getiremeyen bir iktidardan hesap sormanın ötesine taşıyor.

Halk, doğru ya da yanlış, çocuklar arasında ayrım yapılıyor, yargısına sahip. Öfkenin temelinde bu yargı var.

Sorular 70 milyon insanın merakını içeriyor. Tayyip Erdoğan’ın vereceği yanıtları, ben de çok merak ediyorum

A.Özgürel: Türkiye Öcalan'ı muhatap alacak
04-09-2006
birgun.net - HAMZA AKTAN
'Gördüler derken, bir müzakereden mi bahsediyorsunuz?
Müzakere değil, görüştüler bildiğim kadarıyla. Ve yine bildiğim kadarıyla Öcalan'dan 'bu noktaya gelmek için çok geç kaldınız' yanıtını da aldılar. Ortaya çıkarılan düşünceler devlet katına ne kadar zaman içinde taşınır, bunu bilmiyorum..'
Türkiye'de Kürt meselesinin çözümüne yönelik yorum ve öneriler giderek ezberleri zorlayan bir biçim kazanıyor. Bundan birkaç yıl önce kimsenin ağza almaya cesaret etmeyeceği talepler öne sürülebiliyor. Bu önerilerden biri de MHP'ye yakınlığıyla bildiğimiz, ülkücü hareketin içinde yer almış ve kendini milliyetçi olarak tarif eden gazeteci Avni Özgürel'den geldi. PKK lideri Abdullah Ocalan'ın idam edilmesine de karşı çıkan Özgürel, şimdi Türkiye'nin Kürt sorununu çözmesi için önündeki tek seçeneğin Öcalan'la yapılacak bir anlaşmaya bağlı olduğunu söylüyor. Avni Özgürel bu öneriyi ağustosta Radikal gazetesindeki köşesinde yazdı. Bu önerinin ilginçliğinin yanında bir başka dikkat çeken nokta, özellikle sağda-ülkücü kesimden bir tepkinin yükselmemiş olması. 'Normal' şartlarda Ülkü Ocakları'nın, Şehit Anneleri Derneği'nin alıştığımız tepkilerine rastlamadık. Özgürel'e göre bu durum ülkücülerin de Ocalan'ın muhatap alınması önerisini tartıştığını gösteren bir veri.

» Sizi bunları yazmaya sevk eden nedir?
Ben bir Türk milliyetçisiyim. Bu ülkenin ve ulusun bütünlüğünü muhafaza etmekten yanayım. Bugün birlikte yaşıyoruz, yarın da birlikte yaşamalıyız. Türkiye'de insanlar haksızlıklara uğradı. Kürtler yalnızca kendilerinin ilaveten haksızlıklara uğradıklarına kâniler. Bunun doğruluğunu ya da yanlışlığını artık tartışacak noktada değiliz. Biz Kürtlerin ilaveten haksızlığa uğradıklarını kabul etmek durumundayız. Ve bu haksızlığa olan isyanını anlamak durumundayız. Bir söz vardır; terörle hiçbir şey elde edilemez diye. Hayır, biz terörle durumun vehametini öğrendik. Bu şiddet olmasa biz bugün bu sorunu sağcısı solcusu tanımlayamaz, konuşmazdık.

» Bu 'terör'ün bir kazancı mı yani?
Terör kazançtır demiyorum ama bugün bunu öğrenmiş olmamız, probleme bakma cesaretini bulabilmemiz, buna siyasilerimiz en sağdakinden en soldakine kadar aynı tanımı koyuyorsa doğru bir yolda ilerliyoruz demektir. Ama Türkiye bugün bir açmazın içinde. Abdullah Ocalan'ın yalnızca bir terör örgütünün başındaki insan konumunda olmadığını, örneğin Şemdinli olayları sonrasında 30-40 bin insanın mitinglerinde gördük. Bunu artık bir terör örgütü olarak göremeyiz. Birbirimizi kandıramayız. Dolayısıyla ben bir şekilde Ocalan'ın onayı olmadan ve onunla mutabakat sağlanmadan Kürt meselesinin çözüme kavuşabileceğini ilk defa söylüyor değilim. Ben duygusal olarak ordunun buradaki tavrını anlayabiliyorum. Mücadeleyi kırsal alanda sürdüren bir kuvvetten söz ediyoruz, ordu derken. Problem, Türkiye'deki siyasetin bu problemi çözmeye proje üretememesinden geliyor. Hem silahlı kuvvetleri rencide etmeyecek, hem de topluma huzur getirecek bir çözüm-proje üretemiyor. Başbakanın Diyarbakır'a gidip havada dostluk-kardeşlik sözleri söylemesi proje değil. Mutlaka bir siyasi proje üretmemiz lazım.

» Az önce PKK'nin 'terör örgütü' olarak tarif edilemeyeceğini söylediniz...
Terör grubu dediğiniz nedir; 50 kişi, 100 kişidir. Ama 40 bin kişi miting yapıyor. Demek ki, kitleler bu insanı (Öcalan'ı) önemsiyorlar. Bunu bizim önemsememiz, önemsemememiz durumu değiştirmez.

» Yani bir bakıma Öcalan'a Kürt halkı adına konuşma imkânı mı tanınmalı?
Kürt halkı adına demiyorum. Türkiye Kürderi adına. Türkiye Öcalan'dan bir şeyler beklemeli, Öcalan da bizden bir şeyler beklemeli. Neler olabileceğini de yazdım. Bunlar belli; genel af çıkarılmalı. Türkiye'nin kültüründe, Kürt kültüründe de Türkmen kültüründe de var; dağa çıkmak bizim için önemli bir şey. 'Ferman padişahın, dağlar bizimdir' yani. Bu bizim müşterek bakışımız. İnsanlar neden dağa çıkıyor? Hiçbir hayali kalmamış insan dağa çıkıyor. 16-17-18 yaşlarındaki gençler. Eğitim yok, iş yok, para yok. Ve gelecek ümidi yok. Bu çok önemli. Güneydoğu insanının en acılı yanı hayallerini kaybetmiş olması. Dağa çıkmak bir çığlık, 'ben varım' demenin çığlık olması bir kısmında. Belki bir kısmında gaddarlık da var, o ayrı. Ama bir tarafı 'ben insan olarak varım' çığlığı. Bu insana dağdan in diyorsun, 'ee naapim', 'gel bakkallık yap, sana Halk Bankası'ndan kredi verilsin.' Ama bu değil ki mesele. Peki ne? Siyaset kanalları açılmalı.

» 10 yıl önce veya başında PKK ve Ocalan'ın muhatap alınması gerektiğini düşünüyor muydunuz?
Muhatap alınması gerektiğini düşünmüyordum. Sebebi de şuydu; Türkiye'de Kürtlerin siyasi temsil olanaklarının dar olmadığını görüyordum. Daha Leyla Zana olayları yaşanmamıştı. Meclistelerdi. Dolayısıyla aklı başında bir siyaset izleselerdi bugün bu işin Öcalan'la konuşulması gerekmeyebilirdi. Ama olmadı. O fırsatı onlar kaçırdılar. Bu süreç tahammül ve olgunluk sürecidir. Tahammül göstermek lazım. Yani Türkiye'de kendisini milliyetçi olarak tarifeden insanlar da dahil biz bir şekilde tahammül etmek durumundayız. Kürtler de bir olgunluk göstermeli. Bir hareket eğer entelektüellerini ortaya çıkaramazsa, sadece militanlar ortaya çıkarmışsa Türkiye çok şey kaybeder. Ben bu anlamda Yaşar Kemal'i önemsiyorum. Yaşar Kemal bir bileşke adamı.

MHP DE OLUMLU BAKACAK
» Yazınıza olumsuz tepki ne bekliyordunuz?
Özellikle MHP cephesinden çok olumsuz tepkiler gelir diye bekliyordum. Ama tam aksine... Bir tek solcular anlamamış, PKKlılar bile doğru anlamış. Bunu da Vatan gazetesindeki röportajdan anladım. Bazı milliyetçiler 'bunu çığlık olarak okuyoruz' diye mesaj gönderdi.

» Sizce gerçekte MHP yönetimi Ocalan'ın muhatap alınmasına nasıl bakar?
Onu bilmem. Ama herhalde Türkiye'nin solcularından biraz daha doğru bakar.

» Yani yorumunuza 'olumlu' bakacaklar?
Yorumum diye demiyorum ama çözüm arama ihtiyacını hissedecekler. Solcular çözüm arama ihtiyacında bile değiller. Çözümü ABD'nin getirmesini bekliyorlar. Sorun burada. Diyorum ki; çözümü biz düşünmeliyiz, biz üretmeliyiz. Bunlar diyorlar ki, hayır AB veya NATO yapar.

» Yazınızı internette aratınca milliyetçi-ırkçı web siteleri yerine Kürt menşeli veya sol tandanslı yayınların alıntıladığını, bazı bazı tartıştığını görüyoruz. Acaba milliyetçi cenahta tartışılmıyor mu bu?
Bu o kadar kritik bir konu ki, bunun üstüne kalem oynatmak kolay değil. Ben demiyor muyum ki; bu öneriyi getirmek bana kalmamalıydı. Ama bana karşı bir yazı çıkmadı. En azından 'halt etmiş' diye bir şey çıkabilirdi. Çünkü biliyorum, hepsi okumuş yazıyı. Bir şeyin olması bir mana ifade eder, olmaması da bir mana ifade eder. Bu durum yazdıklarımın doğru bulunduğunun işaretidir anlamında yorumlamıyorum ama üstünde düşünülebilir diye bulunduğunun işareti diye düşünüyorum.

» Kürt meselesinin tartışıldığı TV programlarında Kürt katılımcılara ısrarla sorulur; 'Öcalan'a terörist diyebiliyor musunuz? ' Sizin bu öneriniz de Ocalan'ın nasıl tanımlanacağı tartışmasını beraberinde getiriyor. Öcalan'a bir misyon biçilecekse bu nasıl tanımlanacak? Siz nasıl tanımlıyorsunuz mesela?
Kendisini nasıl tanımlarsa tanımlasın. Ben Türkiye'deki Kürtlerin önemsediği bir insan olarak görüyorum. Lider olarak mı, siyasetçi olarak mı, terörist olarak mı önemsiyorlar, niçin önemsiyorlarsa artık. Ama önemsiyorlar. Benim için onun sıfatı şu olmuş, bu olmuş önemli değil. Benim için Türkiye'nin önündeki bu problemin konuşulması gereken adam bu mu; evet bu. Bu kadar basit yani.

» Gençliğinizde milliyetçi hareket içinde aktif iken Kürtlere yönelik ötekileştirici söylemlerde bulundunuz mu? Mesela 'dağ Türk'ü' dediğiniz oldu mu?
Hiç yapmadım. Bunlar son derece komik. Ömer Lütfü Barkan gibi sosyalist kökenlilerin bile Zazalar için 'bunlar aslında Türk'tür de farkında değiller' değerlendirmelerinin olduğunu bilmeme rağmen böyle şeyler söylemedim.

NE DEMİŞTİ?
Avni Özgürel, 16 Ağustos tarihli yazısında özetle şu önerilerde bulunmuştu:
» Çözüm arayışında ilk radikal adım Öcalan'la varılacak kapsamlı bir mutabakattır. Bu mutabakatın bir ayağı Türkiye Cumhuriyeti Anayasası'na tartışmasız saygı taahhüdüne mukabil Kürt asıllı vatandaşlara bireysel kültürel hakların tamamının eksiksiz şekilde sağlanacağı taahhüdüdür. Diğer ayağı ise şiddet eylemlerinin son bulması, örgüt saflarındaki herkesin Türkiye'ye dönmesinin sağlanmasıdır.

»İkinci adım terör suçlarını kapsayacak bir genel af çıkarılmasıdır... Bunun Öcalan'la ilgili yanı düzenlemenin onun tarafından benimsenmesidir. Cezasını ortadan kaldırmayan, ama İmralı yerine tecrit şartlarını kaldıran, kendisinin bulacağı bir yerde denetim açısından çevresi boş bir arazi düşünülebilir- ikamet zorunluluğuna dayalı bir infaz düşünülebilir.

» Ardından genel seçim için konulmuş ülke barajının düşürülüp parlamentoda temsil imkânının sağlanması gerekir.

» Türkiye tarihinin en büyük eğitim ve yatırım paketini hazırlayarak kamu kaynaklarını bölgeye akıtmalıdır..

» Bunlar yapılırken göz ardı edilmemesi gereken husus Avrupa Birliği tam üyelik sürecidir. Avrupa Birliği'nin ana hatları bu olan projeyi gerek siyasal, gerekse finansal açıdan desteklemesi sağlanmalı; Türkiye, aleyhine işlediğini düşündüğü AB siyasi müktesebatını, Avrupa'yı kendi kriterleriyle bağlı kılacak şekilde kullanmalıdır.

'ÖCALAN'IN TECRİTİ KALKSIN, İMRALI'DAN DA ÇIKARILSIN'
» Öcalan'la ilgili tam olarak ne öneriyorsunuz?
Ben Ocalan'ın içinde bulunduğu tecrit koşullarının kaldırılması gerektiğine inanıyorum. Pratikte bir faydası yok bu tecridin zaten. Yazısı varsa yazıyor zaten bildiğim kadarıyla. Söyleyeceği bir şey varsa da söylüyor. İkincisi; eğer bir siyasi proje yapılacaksa sadece tecridi kaldırmak da yeterli gelmez. Güneydoğu'da mı ister, neresi olursa artık kendisine bir arazi alsın ve orada otursun. Ona bunun dışına çıkma desinler, o da çıkmaz. Yaşanan süreç ona da çok şey öğretti zannediyorum. Neyin olmayacağını gördü.

» Bunları söylerken cesaret aldığınız bir işaret, hareketlenme mi var?
Hayır, nereden cesaret alayım ben! Ben kendimden ibaretim. Falanca kişilerle konuştum da onlar beni cesaretlendirdi diye bir şey yok.

» Dediğimi 'icazet almış' gibi anlamayın. Devletin bir yönelimini farkedip de mi yazıyorsunuz?
Bana bu tür şeyler hep yakıştırılır. Kulağı açıktır, haber almıştır gibi. Hayır, hiç öyle bir şey yok. Sağdan veya milliyetçi bir yerden derinlemesine ve çok ayağı yere basan analizler okuyabileceklerine pek inanmıyorlar ya, onun için 'bu olsa olsa bilgi almıştır' falan derler.

» Peki önerinizin devletin veya ordunun bakış açısını göze alarak; ayağının yere bastığını, mümkün olduğunu düşünüyor musunuz?
Tabii ki düşünüyorum. Ben Öcalan idam edilmesin derken Türkiye'de çoğunluk idam edilsin diyordu. Ama ne oldu; Türkiye'de idam cezası da kalktı. Ben bunu bugün söylemiyorum, geçmişte de söyledim. Bugün biraz daha yüksek sesle ve biraz daha somuta indirgeyerek söyledim. Bunun olabilirliğini gördüğüm için söylüyorum. Ben bunu söylerken herkes aksini söylüyor değil mi? Bunlar olabilir, bir şey diyemem. Ama benim söylediğim, olur. Bu olabilecek bir şeydir.

» Yani Öcalan muhatap alınacak...
Yani bir şekilde olacak, görüşülecek. Bir şekilde 'ne yapalım' sorusu Öcalan'a yöneltilecek. Benim inandıklarımı düşünen, devletin de içinde muhtelif insanlar vardır. Ama önemli olan bunun karar verici insanda olması. Bu üç-dört günde olabilecek bir şey değil. Ben olmasını, çabuk olmasını temenni ediyorum.

» Ne kadar bir vade öngörüyorsunuz?
Ben bunun için zamanın gelmediğini düşünseydim yazmazdım zaten. Böyle aykırı bir yazıyı yazmak bana da düşmemeliydi. Ama zaman geçiyor ve Amerika kötü oynuyor.

» Yalnız şu anda Türkiye'nin bu konuya dair sizin söylediklerinizden hayli uzakta bir bakışı ve gündemi var. Şu anda devletin PKK veya Öcalan'la nasıl bir iletişimi vardır? Veya var mı bir iletişim?
Devlet de bu aciliyeti hissediyor. Mutlaka bir iletişim halindedirler. Bildiğim kadarıyla MİT hem tablonun Kuzey Irak cephesini hem de Öcalan tarafını gördüler.

» Gördüler derken, bir müzakereden mi bahsediyorsunuz?
Müzakere değil, görüştüler bildiğim kadarıyla. Ve yine bildiğim kadarıyla Öcalan'dan 'bu noktaya gelmek için çok geç kaldınız' yanıtını da aldılar. Ortaya çıkarılan düşünceler devlet katına ne kadar zaman içinde taşınır, bunu bilmiyorum..

» Hükümet böyle bir girişimde bulunur mu?
Hükümetin geçmişte sergilediği, özellikle de Diyarbakır'a yaptığı ziyarette yaşadığı hayal kırıklığından sonra bunu yapamayacağını düşünüyorum. Çünkü bir şey yapıyorsunuz, havada uçuşan laflar ediyorsunuz ama ayağı yere basan bir şey yok. Onun için AK Partili bir kadronun şu anda böyle bir öneri getirebileceğini sanmıyorum. Bunun önce devlet katında pişirilmesi lazım.

» Devlet?
Yani asker, hariciyenin alt kademeleri, MİT, emniyet gibi muhtelif birimler. Burada pişirilerek siyasete taşınabilir hale gelmesi lazım. AK Parti'nin dört yıldır devlet çekirdeğine rağmen alabildiği karar Lübnan'a asker göndermek kararı.
03.09.2006

Kafkasya ve Ankara üzerinden ABD kuşatması-M.A.Çelebi
04-09-2006
M. ALİ ÇELEBİ
(ANF) - İran'a uranyum zenginleştirme faaliyetlerini durdurması için verilen süre 31 Ağustos'ta dolarken İran Cumhurbaşkanı Mahmud Ahmedinead'ın sıcağı sıcağına ''Büyük güçler, İran'a boyun eğdireceklerini sanıyorlarsa aldanıyorlar'' demeci sonrası ABD ve BM ne yapabilir? Dünya bu temel soruya kilitlenirken Kafkasya'da tansiyon bu ay üst seviyelere çıkacak.
İran'ın çevresinde uzun zaman alacak karadan Kafkasya odaklı bir ateş
çemberi oluşturuluyor. Bu minvalde İran'ı çevreleyen ve hararetli gergin bir sonbahar geçirecek olan Gürcistan gibi Kafkas ülkeleri ve Türkiye'nin bu dönemdeki pozisyonunun ne olacağı önem kazanıyor. İran'ın uzak ağı Lübnan'daki Hizbullah'ın durumu da bu çerçevede.
Bölgeyi ısıtacak gelişmelere öncelikle tansiyonu yükselen Kafkasya'dan başlayarak bakarsak... BMGK'nın 12 Ağustos'ta aldığı İsrail ile Hizbullah arasındaki çatışmaya son vermeye ve Lübnan işgalini bitirmeye dönük 1701 sayılı kararı sonrası bölgeye konuşlanacak BM gücü oluşturma çalışmalarına dünya odaklanmışken, ABD Başkanı Bush, Kafkasya'da çatışmalara gebe adımlar atıyor.
Romanya ve Bulgaristan'da üs kurarak Karadeniz kıyılarına yerleşen ABD, bu denizde manevra için kıyıdaş ülkelerin hepsinden 'olur' henüz alamazken, denizin güneydoğu kıyısına yerleşme önem kazanıyor. Bu bölge petrol ile doğalgaz sahalarına ve İran'a yakın olması açısından çok önemli.
Ortadoğu'da ABD'ye ve despot yönetimlere karşı güç yoğunluğunu arttıran radikal İslami güçlerin Orta Asya'ya da yerleşmelerini önlemek adına Kafkasya'ya önemli üs misyonu düşünülüyor. Tam olarak Washington potasına girmeyen Azerbaycan gibi petrol ve doğalgaz zengini ülkeler bu çerçevede ele alınacak.
Bu minvalde Moskova'dan Ermenistan'ın kopuşunun uzun süre gerçekleşmesi ihtimali zayıf olduğuna göre hedeflerden biri 6 milyon nüfuslu Gürcistan.

Osetya referandumu krizi

Nitekim Orta Asya petrol ve doğalgaz güzergahında bulunan,
Bakü-Tiflis-Ceyhan (BTC) hattı ile önemli bir rol biçilen Gürcistan'ı
destekliyor ABD Başkanı Bush. Tiflis'in Abhazya, Acaristan ve Güney Osetya üzerindeki baskısını onaylıyor. Ağustos sonlarında ülkeye giden ABD'den 6 kişilik Arizona, Georgia, Güney ve Kuzey Carolina, Florida, New Hempshire eyaletleri senatörleri de Tiflis yönetimine desteğini sundu.
ABD Deniz Kuvvetleri Komutanı Steve Vahsen'in de içinde olduğu heyet G.Osetya'yı da ziyaret ederken, bölgedeki Rus güçlerini bölgeden
çıkarılmayacağı yanıtını aldı. Dolayısıyla eylül ayında bağımsızlık yolunda referanduma gitmeye kararlı olan Güney Osetya'yı zor, belki de çatışmalı bir süreç bekliyor. Çünkü ABD desteğini arkasına alan Gürcistan Devlet Başkanı Mikhail Saakaşvili tanımayacağını söylüyor ve bölgeyi mayınlıyor.
Nitekim Güney Osetya Dışişleri Bakanı Murat Cioyev, 'ABD'nin ziyaretinin Güney Osetya'nın bağımsızlığı elde etme süreci kapsamında, yaklaşan bağımsızlık referandumu ve vatandaşlara Güney Osetya pasaportlarının dağıtılması konularında ABD'nin duyduğu endişeyle bağlantılı olduğunun farkındayız' açıklamasında bulundu.

Kukla hükümet ve füze rampaları

Gürcistan'ın kuzey batı ucunda denize kıyı Abhazya'ya yönelik baskılar da Kodor Geçidi'ne asker yığılarak, küçük çaplı operasyonlar yapılarak gözdağı şeklinde sürüyor. Tiflis'in Kodor'da Moskova'nın Çeçenistan'da yaptığı gibi kendine bağlı kukla bir hükümet kurmak için çaba gösterdiğine yönelik söylemler tepki çekerken, bunun için daha önce Tiflis'in komumlandırdığı Emzar Kvitsiani yönetimindeki birliği artık misyonunu tamamladığı gerekçesiyle silahsızlandırma çabası gerginliği had safhaya taşımıştı.
Abhazya'daki Gürcü yoğunluklu Gal bölgesinde de hareketli günler gündeme oturacak gibi.
1992-93 savaşınındna sonra 1994'te imzalanan Moskova Ateşkes Antlaşması'na göre, Kodor'un kuzeyine silahsızlandırılmış bölge satatüsü verilmişti.
Kvitsiani, Tiflis yönetimine tavır alıp bölgede kalmaya devam edeceğini kaydederken bu alanla da ABD'nin yakından ilgilendiği belirtiliyor. Bu bölgenin İran'a olası saldırıda silah rampalarının bulundurulması şeklinde düzenlenmesinin düşünüldüğü kaydediliyor.

Putin ne yapabilir?

Burada şu soru önem kazanıyor. Güney eteğinde ABD at koştururken, bu bölgeyi Ukrayna gibi bir oldubittiyle terketmek istemeyen Putin ne yapacak?
ABD, Rusya'nın güneyine demir atarken ve Bakü-Tiflis-Ceyhan hattı sonrası da yeni enerji hatları alternatifleri peşindeyken Putin, kozlarını Lübnan krizinde masaya koymaya çalışacak. İsrail'e karşı Hizbullah, HAMAS, İslami Cihad gibi örgütlere Suriye üzerinden satış gibi dolaylı silah sevkiyatı dahil birçok yönteme başvurabilir. Nitekim Lübnan'ın işgali sırasında Rus menşeli silahların olduğu tartışması da hâla sıcak. Ve BM Genel Sekreteri Annan'ı da yedekleyerek Güvenlik Konseyi'nde keskin kararlar çıkmasını önleyecek bu süreçte. Konseye geçici üye olarak ABD karşıtı ülkelerin
girmesi için kulis yapması diğer bir seçenek.
Bu hamleler ABD'nin hemen İran'a müdahalesini tabi ki getirmeyecektir.
Olayın BM boyutuna da bakan ABD, artık iyice mesafe koyduğu BM Genel
Sekreteri Annan ile İran'a müdahale kararı alamaz. Kaldı ki bu dönemde müdahale bu yılki kongre seçimleri öncesi Bush ve Cumhuriyetçiler için intihar olur. Bu dönem İran ile karşılıklı söz düellosu ve AB ile BM nezdinde bir dizi toplantı ile geçiştirilecek.

Öncelik Suriye'ye

Bush, İran'a yönelik bir müdahale kararı vermeden önce önceliği Suriye'ye verecek. İsrail'in Lübnan işgali ve Hizbullah'ın durumu bunu gösterdi.
ABD'nin stratejik ortağı İsrail, fundamental akımların yükseldiği bölgede Suriye ve Hizbullah'la başbaşa bırakılmak istemiyor.

Ankara, PKK ve tezkere

Kafkasya'nın yamacında olmasının yanısıra İran sınırında olan Türkiye'ye dönük de ABD gönül alıcı pozisyon takınmış durumda. Uzun süredir birkaç gün arayla ABD Dışileri Bakanlığı ile Ankara Büyükelçisi Wilson mutlaka PKK konusunda dozu sert açıklamalar yapıyor.
Ve Ankara'nın sınırötesi operasyonu ısrarına olumsuz bakıldığı, ABD
karşıtlığının örgütlendiği bu süreçte Washington, PKK Özel Koordinatörü olarak emekli Org. Joseph Ralston'u atadı. 1996-2000 arasında Genelkurmay 2. Başkanı, 2000-2003 yılları arasında Brüksel'de NATO Avrupa Müttefik Kuvvetler Başkomutanı ve ABD'nin Avrupa'daki kuvvetlerinin komutanı olan Ralston, önümüzdeki günlerde Ankara'da yeni Genelkurmay ekibiyle süreci nasıl değerlendireceği bekleniyor.
Genellikle birşey yapacak gücünüz ve imkanınız yoksa sık sık sert demeçlerle ortaya çıkarsınız. Dolayısıyla bu toplantılardan sınırötesi kara operasyonu çıkaracak konjonktürün olmadığını söylemek gerekir. Ancak Ankara'yla araya çok mesafe koymak da istemeyen ABD'nin durumu Kıbrıs, AB süreci gibi başka konular ve enstrümanlarla telafi etme gayreti olacak.
ABD'nin üstünde durduğu diğer nokta Lübnan'a asker sevki. ABD karşıtı tepki oluşmaması için, daha savaş sürerken ve ortada BM gücü tartışmaları alevlenmemişken Başbakan Erdoğan'a kendi inisiyatifiymiş havasıyla asker gönderebileceği yönünde açıklama yaptırdılar.
Bush, Erdoğan'ın beklentilerini iyi tartmıştı ve talebini karşılamaktan kaçamayacağını hesaplamıştı. Çünkü Erdoğan, Kürtlere karşı birşeyler elde etme umudundaydı, gelişmeler karşısında seyirci değil oyucu olma iddiasıyla yaptıkları onca gezinin neden yapıldığı sorulmasın diye sarılacaktı isteme.
Asker gönderilmezse 'Hani bölgede proaktif politika güdülecekti' sorusu gündeme gelecekti ki bu soruyla da kaşılaşmak istemiyordu.
Ve AKP Lübnan tezkeresini kolayca çıkaracak. Bu konuda samimi karşı duruşu olan vekil sayısı birkaç kişiyi geçmeyecek. Halkların durumu veya eşitliğini gözetmekten ziyade seçilme şansını kaybettiğini düşünenlerden birkaç kişi de 'ret' verecektir. Diğerleri seçimler yaklaşmışken 'ret' oyu vermeyi göze alamayacak ve tezkere kolayca çıkacaktır.
Bölgeyi uzun süre destabile durumda bırakacak hamlelere karşı 'eşitlik, adalet ve özgürlük' diyenlerin ortak gür sesi ve mücadelesi daha da aciliyet kazanıyor.

Bizim çocuklar savaşa gitmesin: Vallahi bırakmam! -E.Temelkuran
01-09-2006 Milliyet
Ece Temelkuran
Kafayı karıştırmanın lüzumu yok: Birleşmiş Milletler, kendi sivil görevlilerinin İsrail tarafından öldürülmesini kınayamayacak kadar zavallı bir organizmadır. BM, ABD'dir.
Cümleten netleşelim:
Lübnan'a gönderilecek BM Barış Gücü'nün barışla topluiğne başı kadar alakası yoktur.
Bir adım daha atalım:
Barış Gücü, Küreselleşmenin Haçlı Ordusu'dur.
Noktayı koyalım:
Bizim çocuklar, Haçlı askeri olamaz!

Emperyal palavralar
Kimse bu ülkeyi köşe yazılarıyla, hükümet açıklamalarıyla kandırmaya çalışmasın: Irak'a asker göndermedik, efendi gibi durduk diye başımıza hiç kötü bir şey gelmedi. Bilakis, dünyanın en Al Pacino, en Kadir İnanır ülkesi biz olduk; yeryüzünde müthiş karizmamız oldu.
Hâlâ bütün uluslararası toplantılarda Avrupalısı, Amerikalısı Irak'a asker gönderme kararını engellediğimiz 1 Mart mitingini konuşuyor. Bunu, Ortadoğu'da 'artizlik' yapmaya gitmeyi hâlâ açgözlü bir hararetle savunanlar, 'uluslararası prestij' gibi ne idüğü belirsiz tamahlar için çocukların ölmesini gözlerini belerte belerte isteyenler de bal gibi biliyor.
Yani, sakın o 'Bölgenin emperyal gücü olalım! ' gibi, 'ABD imparatorluğu'nun Ortadoğu'daki uç beyliğini yapalım' gibi meseleyi mahalle savaşı çapında gören, ölümü çocuk oyuncağı zanneden palavralar sıkılmasın.

İstenen, çocuklara yardım
Çünkü bu ülke, çocuklarının Lübnan'a askerler olarak gitmesini istemiyor. Bu ülke, -gidin şehirlerin etrafındaki Filistin ve Lübnan bayraklarına sarınmış mahallelere bakın- sadece Lübnanlı ve Filistinli çocuklara yardım etmek istiyor.
Önceki gün 30 Ağustos kutlamaları sırasında 'terörist' sanılarak dövülen çocuklar, bu ülkenin en akıllı çocuklarıdır. Ölümler canına tak etmiş, öfkeli halkın kışkırtılması yüzünden dayak yemişlerdir.
Öğrenci Kolektifi adlı, son derece aklı başında, insani bir gruptan olan öğrencilerin pankartı açmasına izin verilseydi görülecekti ki onlar sadece kendi yaşlarındaki askerlerin Lübnan'a ABD'nin paralı askeri olarak gitmesini istemedikleri için oradaydılar.
O çocuklar gibi binlerce, yüz binlerce insan var bu ülkede. Bugün o insanlar Halkevleri'nin yaptığı 'Filistin ve Lübnan'a İlaç, Mama, Kuru Gıda Yolluyoruz! ' kampanyasına destek veriyorlar. (İletişim: 0212 245 82 65-0312 4192717) Yapılması düşünülen ve bilet parası yerine herkesin kuru gıda ve ilaç getireceği konser için yer arıyorlar. Savaş karşıtı toplantılara katılıp daha ne yapabiliriz diye düşünüyorlar.

5 Eylül'de Ankara'da!
İşte bütün bu insanlar, yeryüzü efendilerinin ucuz askerleri olmak değil, Ortadoğu halklarıyla dayanışmak isteyen, vicdanı sızlayan, işlenen günahlara dahil olmak istemeyen insanlar, 5 Eylül'de Ankara'da buluşacaklar.
Aynı gün, Meclis'te oylanacak Lübnan'a asker gönderme tezkeresine hayır demek için, sesleri Meclis'ten duyulana kadar bağırmak için Ankara'da olacaklar. Otobüsle, trenle, uçakla, yürüyerek Ankara'ya gelecekler. Kendilerini temsil eden vekillerin, bir kerecik olsun kendilerini temsil etmelerini isteyecekler.
Yeniden, tıpkı 1 Mart'ta olduğu gibi AKP'li milletvekillerine seslenecekler. Soracaklar: Kendi siyasi tabanınız yardım kutularıyla Lübnan'daki çocuklar için para toplarken siz ne yapıyorsunuz?
Ey Meclis Başkanı, sen ki evladını kaybetmiş bir insansın. Başkaları da mı evlatlarını kaybetsin istersin?
Ey Milletvekilleri, hatırlayın! 1 Mart'ta o tezkere geçmediğinde nasıl da arkanızdaydı bu halk. Sizi hiç desteklemeyenler bile gurur duymuştu aldığınız barış kararıyla.
5 Eylül'de bağıracağız:
Savaşa gidemezsiniz! Vallahi bırakmam

KAYNAK: http://www.savaskarsitlari.org

Zafer Zengin Etnika
Kayıt Tarihi : 5.9.2006 20:58:00
Yıldız Yıldız Yıldız Yıldız Yıldız Şiiri Değerlendir
Yorumunuz 5 dakika içinde sitede görüntülenecektir.

Bu şiire henüz hiç kimse yorum yapmadı. İlk yorum yapan sen ol!

Zafer Zengin Etnika