“Bizim dinimiz; hakir, miskin ve zelil olmayı tavsiye etmez.
Tam tersine Allah da Peygamber de milletlerin ve insanların
izzet ve şerefini korumalarını emreder.”
Mustafa Kemal ATATÜRK
BAŞIMIZ DİK
Biz diz çökmeyi öğrenmedik,
öğretmediler bize...
Anamızın ak sütü gibi
helal bildik özgürlüğü.
Ekmeğimizi alın teriyle kazandık,
başımızı yalnız Allah’a eğdik.
Kimse sanmasın ki
susuyorsak korkuyoruz.
Bazen insan susar,
sözünü değil sabrını büyütür.
Ama sabrın da
bir yere kadar...
Çünkü bu millet
boynunda zincirle doğmadı.
Esaret nedir bilse de
esir yaşamayı kabul etmedi.
Bir adam çıktı Anadolu’dan,
sırtında bir milletin derdi,
yüreğinde koskoca bir memleket...
Elinde saray yoktu,
önünde hazır bir yol da.
Ama yürüdü.
Mustafa Kemal Atatürk’tü adı.
Samsun’dan başlayan o yürüyüş
bir adamın yürüyüşü değildi.
Bir milletin
“Ben daha ölmedim!”
diye ayağa kalkışıydı.
“Ya istiklâl ya ölüm” dedi.
Çünkü biliyordu;
Esarete alışan millet,
bir gün kendi zincirini
kendi elleriyle taşır.
Bizim nasibimiz bu değildi.
Çanakkale’de toprağa düşenler,
Sakarya’da kanıyla su verenler,
Dumlupınar’da son sözünü söyleyenler
bize rahat bir hayat bırakmadı;
onurlu bir hayat bıraktı.
Vatan dediğin
haritada çizilmiş bir sınır değildir yalnız.
Bir annenin oğludur,
bir babanın duasıdır,
bir şehidin son nefesidir.
Bayrak dediğin de
rüzgârda savrulan kumaş değildir.
Onda
bu milletin acısı var,
bekleyişi var,
şehidi var.
Ve onun için
başımızı eğemeyiz.
Ey Türk milleti!
Kimse senden
kula kulluk etmeni istemesin.
Hakkın varsa söyle.
Haksızlık varsa karşısında dur.
Vatanına dokunana
“bana ne” deme.
Çünkü Mustafa Kemal
bize yalnız bir Cumhuriyet bırakmadı;
Kendi aklımızla düşünmeyi,
kendi kararımızı vermeyi,
kendi göğsümüzü gere gere
“Ben bağımsızım” diyebilmeyi bıraktı.
Atatürk’ün adı
bir duvar yazısı değildir.
Bir bayram günü hatırlanıp
ertesi gün unutulacak
bir hatıra hiç değildir.
O adın arkasında
bir savaş var,
bir millet var,
bir direniş var.
Ve en önemlisi,
“Bu memleketin sahibi benim”
diyebilen bir halk var.
Bizim yolumuz belli.
Ne zillete razıyız,
ne esarete...
Ne makamın önünde küçülürüz,
ne üç kuruş menfaat için
inandığımızdan vazgeçeriz.
Varsın soframızda ekmek az olsun,
ama alnımız yere değmesin.
Varsın cebimiz boş olsun,
ama kimse bize
“satılık” diyemesin.
Çünkü biliriz;
İnsanın yoksulu olur,
milletin yoksulu olur,
ama haysiyetin yoksulu olunmaz.
Haysiyet bir kere giderse
yerine ne koyarsan koy,
eksik kalır.
Bugün hâlâ
bu topraklarda özgürce konuşabiliyorsak,
birilerinin bize lütfettiğinden değil;
Mustafa Kemal’in açtığı yoldan,
şehitlerin verdiği candan,
bu milletin vazgeçmeyen inadından.
İşte bu yüzden
Atatürk’ün adını söylerken
sadece geçmişe bakmıyoruz.
Kendimize bakıyoruz.
Başımız dik mi?
Alnımız açık mı?
Vatanımıza,
Cumhuriyetimize,
özgürlüğümüze
sahip çıkıyor muyuz?
Cevabımız evetse,
Mustafa Kemal hâlâ aramızdadır.
Çünkü bazı insanlar ölür,
ama fikirleri ölmez.
Bazı isimler tarihe yazılır,
bazıları ise
bir milletin yüreğine.
Mustafa Kemal Atatürk
bizim yüreğimize yazılmıştır.
Ve biz,
onun emanetine
başımızı eğerek değil,
başımız dik sahip çıkacağız.
Ne mutlu
bu toprakların kıymetini bilene...
Ne mutlu
özgürlüğün değerini anlayana...
Ne mutlu
Mustafa Kemal’in izinde
insanca, onurla yaşayabilene...
Ne mutlu Türküm diyene..
Kayıt Tarihi : 5.09.2026 21:14:00
Şiiri Değerlendir
© Bu şiirin her türlü telif hakkı şairin kendisine ve / veya temsilcilerine aittir.




Bu şiire henüz hiç kimse yorum yapmadı. İlk yorum yapan sen ol!