Gözlerimden dökülen yaşlar,
kirpiklerime karışırken,
bir çocuk uyanıyor içimde,
avuçlarında yarım kalmış bir sarılma,
dudaklarında tek bir kelime.
Babam diye özlüyorum seni.
Bugün Babalar Günü.
İnsan böyle günlerde kalbinin tavan arasına çıkarıyor merdiveni.
Yıllardır açılmayan sandıkları karıştırıyor.
Ben de çıktım.
Tozlu rafların arasında çocukluğumun sesine rastladım.
Bir köşede dizleri yaralı bir kız çocuğu oturuyordu. Düştüğü yerden çok, kalkarken duyduğu sesi hatırlıyordum.
Ben biraz eksik bırakılmış bir mektubum,
kimsenin tamamlamaya yanaşmadığı.
Mürekkebi kurumuş yerlerim var, okunmamış taraflarım.
Çocukluğumu eski bir çekmecede sakladım,
birkaç toka, kırık bir tarak,
Bayram sabahıydı
Gökyüzü, dedemin ütüleyip sandığa kaldırdığı
beyaz gömlekler gibi serilmişti şehrin üstüne.
Minarelerden dökülen tekbirler,
uykusuz kalmış sokakların alnına sürülen
serin bir su gibiydi.
Beni hep geç sevdiler.
Ben giderken, arkamdan güzel şeyler söylediler. Ben susarken, sesimin kıymetini anladılar.
Ben vazgeçince, bende ne kadar çok şey olduğunu fark ettiler.
İnsan ne garip.
Ben o kadınım.
Çocukluğumun avuç içi hâlâ soba isi kokar.
Oyuncak yerine susturulmuş bir çığlık verildi bana,
saçlarıma kurdele değil, aceleyle bağlanmış bir kader takıldı.
Aile dediğiniz şey,
benim evimde duvara asılı bir takvim yaprağıydı sadece,
Akşamı hemen bitirmeyelim,
masanın üzerinde yarım kalmış bir ekmek, bardakta dudak izi, pencerenin önünde unutulmuş bir gömlek var.
Bir evin ışığı hâlâ yanıyor, belli ki içeride biri bir başkasının sesini hatırlıyor.
İnsan böyle zamanlarda ölmemeli, çünkü bazı vedalar daha söylenmedi, bazı sarılmaların kolları henüz birbirine ulaşmadı.
Geceyi bir mendil gibi buruşturup cebime attım,
yıldızlar kırıntı oldu avucumda.
Sokak lambaları sarı birer tanık,
suskunluğumu tutanaklara geçirmeden sönüyor.
Kapın,
eski bir rüyanın eşiği gibi,
Biliyorsun.
Bir gün başka bir sabaha uyanabilirim.
Perdelerimi senin ışığın değil, başka mevsimlerin güneşi aralar.
Adını anmadan içtiğim kahveler olur,
Ve dünya, sensiz de dönmeyi sürdürür göğsümün etrafında.
Bazen insan, kırık bir testinin içindeki son damla su gibi yaşar.
Dışarıdan bakınca eksik görünür,
Oysa kendi içinde bir göl saklıdır fark edilmeden.
Yıllar geçtikçe anlıyor insan.
Hiçbir nehir sonsuza kadar aynı kıyıyı dövmez.
Sular yön değiştirir, taşlar yuvarlanır,




Bu şaire henüz hiç kimse yorum yapmadı. İlk yorum yapan sen ol!