Beni yandığım ateşe hayranlıkla görmüşler
İçimin çığlıklarını meşale sanmışlar
Her kor düştükçe ruhuma, alkış tutmuşlar
Ben yanarken seyre dalmış, adına “aşk” demişler.
Ateşti o, evet — hem sevgili, hem cellat
Yanlış topraklara düşmüşsün sen,
Rüzgârın getirdiği bir tohum gibi,
Ne toprağın dili seni anlamış,
Ne gökyüzü sana merhamet etmiş.
Köklerin derinlere inmek istemiş,
Sen aklıma düştügünde,
kan kaybeden bir şiirin dizeleri toparlanırdı.
Bir çocuk düşerdi içime,
elleriyle gökyüzünü kavrayan,
dizleri yaralı ama gülümseyen.
Kalp mi lâl eden sevdayı, yoksa dil mi?
Suskunluktu belki yerde kalan en derin iz,
Kalpte yanan ateş, dilde söner mi?
Dilin anlatamadığı, gönülde gizlidir aşk.
Her gözyaşı bir inci misali süzülürken,
Yasaklanmış bir diyardır gözlerin
Sınırları çizilmiş,gökyüzü kurşuni
Her bakış bir ihlal,her nefes bir isyan
Dokunmak yok,yaklaşmak cinayet.
Derininde bir medeniyet çökmüş
Yine güneşi batırmışsın gözlerinde,
Bir akşam daha çökmüş içinin kıyısına.
Bakışların deniz gibi dalgasız,
Sanki her şey susmuş, sen bile kendine yabancı.
Kim bilir hangi kelime yaktı canını,
Sen bana bakınca, dünya susuyor,
Bir tek sen kalıyorsun,
Ve ben, sadece sana yakışıyorum.
O gözlerin yok mu, gecenin tam ortası,
Bakışlarında hem cehennem var,
Hem cennetin en unutulmaz köşesi.
Neye üzülsem, senin yokluğuna ağladım,
Her acı, senin eksikliğinle büyüdü içimde.
Sustukça çürüdü kelimeler,
Söyledikçe boşluğa düştü sesim.
Geceye sığmayan bir karanlık gibi,
Yokluğunda buldum seni,
Sessizliğin harf harf işledi beni geceye.
Adını anmadığım her anda,
Bir çığlık gibi çoğaldı içimde suskunluğun.
Gölgeni ezberledim duvar diplerinde,
Öylece bıraktım artık
Dokunmuyorum oraya daha
Her şey orada olduğu gibi
Senin bildiğin gibi duruyor
Sıcak, taze, yeni
Ama ben artık o eskisi gibi değilim.




Bu şaire henüz hiç kimse yorum yapmadı. İlk yorum yapan sen ol!