Uzaydaki 8kardes birlikte o masalsi hikayede yerini almisti uzaydaki bu 8kardesten sadece birinde hayat vardi diger taraftan bakinca bilim ve uzay her ne kadar zorlasada bu bitmez tukenmez bilmeyen ugraslar ne kadar ugrasada ugruna romanlar hikayeler yazılar yazilar yazilsada gercek olan hayat tek birindeydi bu hayatin basini belirleyen dunyadaki yasayanlar degildi ama dunyanin sonunu yasayanlar belirleyecek gibiydi asil olan dunyadaki doga bu olaya her nekadar karsi ciksada. Masmavi denizler goller kahverengi karatoprak sari olduna inanilan gunes ve martilar hepsi birden dunyanin yasamasi icin adeta hayat pompaliyor kalp masaji yapiyordu fakat dunyanin icinde sonradan var olan lar bu olayi sadece kendi amaclarina yorumlayip kendi dogmalarina inanip kendi yargilarinA inandi icin belkide Allah tarafindan buyukbir imtihana tutuldu bututulma dunyanin sonbulmasiyla hernekadar sonbulacak gibi olsada asil tarihi mazi yazacak
Aşkta yarın yoktur sevgili. Zaman ileri doğru değil, içeri, yüreklere, derinlere doğru işlemeye başlar, bilgeleşir. Hiç bilmediği sezgileriyle buluşur. Yükü çok ağırdır, kendiyle buluşmuştur. Hem dışındadır dünyanın, hem de ortasında.
Hindistan'da Ganj Nehri'nin kıyısında yakılan yoksul adamın hissettikleri de onunladır, yitirdikleri de... Newyork'ta, bir sokakta, o kartondan kulübesinde yaşayan kadının çıplak yalnızlığı da. Her şey onunladır, ona emanettir sanki, ama o, çıldırtıcı bir yalnızlık içindedir yine de...
Aşkın kültürlü olmakla, bilgili olmakla da ilgisi yoktur sevgili, kanımıza karışan ilkel acı, o yaban ağrıyla hiçbir kitabın yazmadığı hakikatlere daha yakınızdır, inan...
Kim demişti hatırlamıyorum, aşk varlığın değil, yokluğun acısıdır diye. Belki de bu yüzden ilk gençliğimde, o yoğun aşık olduğum yıllarda, gözüme uyku girmez, dudağımda bir ıslıkla bütün gece şehri, o karanlık, o hüzünlü sokakları dolaşır, insanları uykularından uyandırmak isterdim. Uyanıp, içimde derin bir sızıyla uyanan o derin sancının acısına ortak olsunlar diye...
Aşk çok eski bir şeydir sevgili. Onun içinden o çileli çocukluğumuz geçer. Sevdiğimiz insanların çocuklukları da... Oradan üvey anneler, eksik babalar, parasız yatılılar geçer. Ve sonra aşk bütün bunları alır, daha da eskilere gider, hep o ilkel acıya, o yaban ağrıya...




Bu şiir ile ilgili 0 tane yorum bulunmakta