Gün batımları aklına varırdım,
Sen fark etmezdin, ben hep vardım.
Çiftli cefa sarardım, sana vefa sorardım.
Şimdilerde fena solum-sağım, önüm-ardım.
Up ufaktın!
Dil-Tarih kaldırımlarında uyandırırım sabahı,
Gözlerini ovuşturur, başkent keşmekeşinde.
Gül kurusu patlar yorulmuş gözlere,
Güneş tepedeyken duvara satar rengini,
Bu Dil-Tarih'in büyüsü, büyülerin en zengini.
Cam bardağa hasret dudaklarda,
kaç boğum attın arkadaşım
sen saydın mı, ben saymadım
hançerini körelttin mi
sırtımda izi kalanlar kesiciydi
hiç acımadım
yağladın mı sen de kazıkları
Mart ayından sekiz, günlerden cuma.
Kadınlığı kutluyor herkes ama,
İnsan olmayı kim öğretti bana?
Ki dermanım da sensin, sensin yaram,
Yutkunmamda sen, hasret kaldın anam.
Dostun korkağına, düşmanın puştuna,
Felek sillesi, yazkının karasına,
Böyle işin gelmişine, geçmişine,
............. Eyvallah derim, eyvallah.
Fakirsiniz
Öyle ki beş kuruş haliniz yok,
Doyasıya sevmeye, sevilmeye.
Duygularınız öyle körelmiş ki,
Bir elma kesemezsiniz, yemeye.
Peşinden koşacaksınız hayallerin,
Duygum ki yücelerin en yücesi,
En katı heyecan kalır yanıma.
Duydum ki içinde bir bahar neşesi,
Gürlemekte bugünden yarınıma.
Epey zaman yollar ki gözlenmiştir.
Çocuğum, daha ufacığım
Göçebe anamın dilinde
Karadeniz ağıdı
Babamın Kayserili inadı
Mıhlanmış damarlarıma
Böyle katılmış hamuruma
Hasretim ne yoğundur Ankara
Bulut bulut kümelenmiş
Ne yağabilmiş
Ne dağılabilmiş.
Yıldırımlar düşer bedenimin
Bir yerlerine
Baraja taş sektirten kollarda,
Saiko saatlerimiz.
Annelerimize söz verirdik,
Geçerdi saatlerimiz.
Diz kapaklarımız salçalanırdı.
Ve günebakan Bulgurcu evleri,




Bu şaire henüz hiç kimse yorum yapmadı. İlk yorum yapan sen ol!