Son namlu da soğudu sonunda, duman dağıldı tepelerden,
Süngülerin karanlık gölgesi çekildi toprağın kederli yüzünden.
En büyük cesaret, parmağın tetikten usulca çekilmesidir;
Öfkenin kör gürültüsünde bir an durup susmayı bilmek,
Ve yıkıntının tam ortasında, yeşeren bir otun nefesini dinlemek.
Kahramanlık dedikleri, düşeni ezmek değilmiş meğer bu çağda;
Çamurun içinde titreyen bir hasmın elinden tutabilmekmiş.
Mataradaki son yudum suyu ikiye bölmek,
Yaralı bir gövdede insanlığın ağırlaşan onurunu taşımak,
Ve öldürmeyi değil, yaşatmayı göze alacak kadar yürekli olmakmış.
Hangi büyük unvan unutturabilir bir gencin solup giden tebessümünü?
Siperin iki ucunda yatanlar, aynı güneşin evlatlarıydı oysa.
Dillerimiz, renklerimiz ayrıydı belki ama yaramız aynı lisandı;
Ne zaman bir göğüs dursa nefessiz,
Dünyanın bütün annelerinin bağrında aynı sessiz fırtına kopardı.
Şimdi top mermilerinin açtığı çukurlarda papatyalar boy veriyor,
Paslı tel örgülerin arasından bir çocuğun masum kahkahası geçiyor.
Kılıç döven ocaklarda saban demirleri parıldıyor artık,
Nasır tutmuş eller, yıkılan evlerin taşlarını yan yana koyuyor;
Toprak, kan yerine terle sulanmanın o serin huzuruna eriyor.
Asıl zafer, ardında yetim bırakmayan o soylu karardır,
Kini toprağa gömüp vicdanı filizlendirmektir yeryüzünde.
Barış; çelik zırhları söküp atan yorgun bir askerin,
Yaralı bir kuşa yuva yapacak kadar şefkatle açtığı avuçlarında,
İnsanın insana yeniden korkusuzca sarılmasıdır.
Ersin Gülezer
Kayıt Tarihi : 22.10.2026 02:25:00
Şiiri Değerlendir
© Bu şiirin her türlü telif hakkı şairin kendisine ve / veya temsilcilerine aittir.




Bu şiire henüz hiç kimse yorum yapmadı. İlk yorum yapan sen ol!