Başucumda kalmış hasretin,
Tellere tünemiş kuzgunlar gibi...
İçimde büyümüş özlemin,
Ve dualar artık nafile.
Acı artık her şey ağzımda;
Sigara gibi, aşk gibi...
Eğlencem olmuş türlü rüyalarda
Küçük, naif tebessümler;
Oyun gibi, oyuncak gibi.
Şimdilerde matemli bu havalar,
Mektuplar hep ağlamaklı.
Bitmez insanın içindeki kavgalar,
Ondan yağmurlar hep sağanaklı.
Öyle hasretin baş ucumda;
Peşimi bırakmayan öksürük gibi...
Meçhule giden limanlardan
Kıyıya vuran dalgalar gibi.
Düşün ki vatanın baharında bir hançer;
Tüm analar hicranlı, tüm analar heder.
Nasıl bir gurur ki, eğilmemiş hiç başı;
Cehennem ateşinde yansa da şu canı!
Şehit kanı toprakta asla durmaz, taşar;
Bunu bilmeyenler, yazık, nasıl da şaşar!
Yiğitler bir ordu değil, sanki bin ordu;
Siper etti göğsünü silmek için korkuyu.
Unutma halkın gözünden akan yaşları;
Dağla gönlüne, acı vermez vatan aşkı.
Unutma vatan için yanıp kavrulanı;
Toprağa kazınmıştır ilelebet şanı!
Yapraklar yavaş dökülsün ağaçlardan,
Biraz daha sürsün şu eylül sabahları.
Karanfil satsın çiçekçiler;
İzlesin bir gariban denizi deryayı
Bazen bir kuşum, bazen bir taş,
Bazen kaldırımda adını sayıklayan bir ayyaş...
Bu gönlüm en çok sana muhtaç.
Henüz vaktim varken beni hatırla,
Henüz vaktin varken ölümü hatırla.
Sensiz geçen bu şehri, bu günleri,
Eski anıları ve hikâyeleri,
Ayyaş naralarını hatırla.
Henüz eylül bitmeden,
Karlar yağmadan başıma,
Çiçekler tamamen solmadan;
Beni ve ölümü ağlamadan hatırla.




Bu şaire henüz hiç kimse yorum yapmadı. İlk yorum yapan sen ol!