Ama keşke, belki…
Hep bizimle olan,
hep bizimle olacak olan
amalar, keşkeler, belkiler.
Bir dahası olmayan hayatın
Masamdayım. Masamda sarılı bir dal tütün. Çakmak yok!
Duvarda saatin tıkırtısı.
Kulağımda unutulmaya yüz tutmuş sesinin tınısı.
Başka masalara meze olan adın.
Adını kirletmeyen ben.
Bende kaldım.
Nefret ettiğim duygulara komşuyum.
Kim kapımı çalsa, buyur ettim.
Gecenin bir vakti,
seni hiç duymadan özledim.
Duymadığım sesine yakışan
tüm tonları ezberledim.
Antika bu gönlüm,
Utanır, edemez güzel söz.
İçimden yaşarım seni,
Gözümden sakınırım.
Tutamam ellerinden,
Dokunamam saçlarına.
Mecburum. Neye mi?
Biraz yaşamaya,
yeniden başlamaya mecburum.
Hayal kurmaya,
hayalleri yaşamaya mecburum.
Günler umurumda değil.
Saatim kayıp,
Güneş tepeden vuruyor.
Unutulmaya yüz tutmuş ara sokaklardaki
Bir çaycıdayım.
Kırık sandalyenin üstünde oturuyorum.
İstemekti seni her şeyden çok,
bir çocuğun ağlayarak istediği oyuncaktan çok istemekti.
Tanrı’dan dilemek değildi, dilenmekti seni.
Herkesten çok istemekti,
cenneti istemektin belki de.
Seni istemek, cehennemi yaşamaktı.
Katil şiir midir, yoksa şair mi?
Cinayet duygular mıdır, yoksa
içimizde beliren süveyda mı?
Katil dediğimiz şey de ne peki?
Eli kanlı, bıçaklı biri mi?
Eski harflerle yazılmış aşk,
yağmış kar memleket dağlarına.
Soğuk bir aralık akşamı;
burası biraz garip, öldürmüyor, yaşatıyor.
Yormuyor, özletiyor:
sesini, kokunu,
Aşkım içinde bir imkânsız,
İçimin içinde bir sızı.
Sevdam çekilmiş çarmıha,
Gelmeyen bir başlangıç,
Bitmeyen bir son gibi.




Bu şaire henüz hiç kimse yorum yapmadı. İlk yorum yapan sen ol!