Gökten inmiş bir matematik.
Düşlerden düşmüş bir oran.
Romanlardan çıkmış gibi yüzü simetrik.
Her insan gibi çamurdan şekil almış ama altından.
Siyahtan kakül saçları kirpiklerine uzanıyor.
Ocak:
Veda vaktinde yağıyor yağmur ölesiye.
Gördüğü herkeste var bir şemsiye.
Açmaz onsuz hiçbir yağmura şemsiye.
Sakınmaz ıslanmaktan, bankta yazar bir mersiye:
Duvarlar değil kapalı.
Kapalı olan kapı ve pencere.
Artık açık kapı.
Ve pencere de.
Çıkmayacağım pencereden görülüyordu.
Anılarda geçmişin özlemi.
Şimdi de bugünün nankörlüğü.
İleride geleceğin hayali.
Aklımda bir hiçin bilinmezliği.
Alışılmış günahlar halının altına süpürülüyor.
Halının üstüne toz kondurulmuyor.
Ne zamandır bu günah güzel gözüküyor, söyle.
Güzel, günahta gölgeleniyor.
Bilerek yapılan günahlar ne zamandır alışkanlık yapıyor.
Ekranlara hapsoluyor en üstün canlı.
Tüketiyor kayıp zaman cezasını.
Doyumsuzca yiyiyor fırsatını bulduğu şeyleri.
Nefsi sınır tanımaz aşkı görse olacak müdafi.
İstediği işi yapmıyor zorunda bırakılıyor paraya.
Ferhat da biliyordu Şirin’in ölmediğini.
Önce kendisi ölmek istedi.
Leyla benim içimdedir, sen kimsin? Derken.
Mecnun biliyordu Leyla’nın öleceğini.
Kerem ile Aslı bilerek yanmayı göze aldı.
Bugün bir kurban da aşk yolunda gitti.
Ama bu onun için sıkıntı değil, bir hiçti.
Zaten kurmuştu bunun hayalini.
Bıçağı bile boynuna kendi dayayıp bilemişti.
Ama bilmediği bir şey vardı ki.
İsmini üfledim denizlere.
Denizler taşıyor kayalıklara.
Seni yazdım dağlara.
Dağlar dökülüyor aşağıya.
Seni yazdım taşlara.
Kalp yerinde de hisler yoksun.
Sensiz bir bekleyişte nefes yorgun.
Aşksız bir şiir, bir bozgun.
Ben hangi devirdeyim sen yoksun.
Alem-i zaman akar dünya.




Bu şaire henüz hiç kimse yorum yapmadı. İlk yorum yapan sen ol!