Bir şehit anasının, gözyaşında saklıdır,
Vatan'ın toprağında, binlercesi haklıdır.
Dağların dili olsa, konuşsa gerçekleri,
O da söyleyecektir, kim buranın erleri...
Evet, evet televizyonlarda ki magazin programlarında da mutlaka görmüşsünüzdür büyük aşk yaşayan sanatçıları ve mankenleri... Biz de biraz araştıralım istedik, bu büyük aşk dedikleri nasıl yaşanır acaba? Yoksa siz de büyük aşk yaşayanlardan mısınız? Hayır büyük aşk yaşamadıysanız bile, büyüğe yakın bir aşk yaşamışsınızdır. Yanılıyor muyum?
Teşekkür ederim üstteki paragrafta bana hak verdiğiniz için. Bir kere aşkın büyük hatta çok büyük olması için, erkek adam da en azından son model bir ya da bir buçuk milyonluk bir araba olması şart, olmazsa olmazlardan. Yani manken kızımızın herhalde gidip de sokakta ki sıradan bir Hacı Murat'ı olan vatandaşa aşık olacağını düşünecek kadar saf değilsinizdir...
Sadece araba ile bitse iyi, bir de bu erkek vatandaşın en az sekiz on odalı tripleks bir villası olmalı ki manken ya da sanatçı müsve... pardon adayının kalbini güm güm attırsın. Havuzlu villalar tabi ki ikisi arasında ki aşkın büyüklüğünü de mutlaka artıracaktır, bunu da anti parantez belirtmekte fayda var sanırım...
Şehirdeki afişlerde bu yazıyı ''Büyük Düşünün.'' görünce, ben de bir ara büyük düşüneyim dedim. Siz de zaman zaman büyük düşünür müsünüz? Bilemedim ki büyük düşününce, insanın yaşı mı büyüyor, boyu mu uzuyor, ayak numarası mı fazlalaşıyor... Gerçi benim ayak numaram kilo alınca bir iki numara büyümüştü hakikaten...
Bir fabrikatör olmayı hayal etsem mesela, ayakkabı fabrikam, hatta fabrikalarım olsa, alay eder mi tanıdıklarım, arkadaşlarım benimle... ''Oooo birader dost başa düşman ayağa bakar dosttuk düşman mı olduk şimdi.'' derler mi? Derler, belki de demezler, benim hüsnü kuruntum...
Bir tane eski püskü bir arabam var on yaşında yaklaşık, hadi büyük düşüneyim de bir spor Mersedes ya da BMV marka araba alayım desem, yok aga yok, ne mümkün, bu kazançla ancak Mersedesin tekerleklerini belki bir iki de koltuğunu satın alırım... Amaaan kafana taktığın şeye bak Ahmet, Mersedes dediğin de nedir, bir demir yığını, ruhu bile yok...
İftira ki hem de asırlardan beri süregelen bir iftira. Hayır bu iftiradan kolay kolay da kurtulamıyor bu vatandaşlar. Vatandaşlar dediğime bakmayın, teşbihte hata olmaz. Onlar aslında havada dolaşan vatandaşlar, kuş cinsinin uzun gagalı, uzun ayaklı varlıkları, yani leylekler... Leylek kardeşlerimiz.
İllaki her çocuk belli bir yaşa geldiği zaman anne ya da babasına sorar mutlaka ’’Anne baba ben nasıl dünyaya geldim?’’ Anne de baba da, soğuk terler döker, nasıl cevap verse bir türlü bulamaz. ’’Yetişiiiiiin leylekleeeer.’’ der ve yetişir leylekler annenin de babanın da imdadına... ’’Seni leylekler getirdi evladım.’’ ba ba ba ba ba ba ba ba!
Neden leylek? Güvercin değil, serçe değil, papağan hiç değil, karga zaten olmaz, illa leylek de leylek. Hayır leylekler ne diyor acaba bu büyük iftiraya? Leyleklere sorsalar ’’Ulan geri zekalılar bir çocuk doğdu mu en az üç beş kilo biz nasıl taşıyalım kilometrelerce uzak diyarlardan o bebekleri, düşer gagamızdan zaman zaman, o zaman da düşük yapılır, hanımlar bizi mi suçlayacaklar, kabul etmiyoruz bu suçlamaları, bebekler uyanın, hepiniz hastanelerde dünyaya geliyorsunuz, biz ne sizi ne de başkalarını getirmiyoruz gagalarımızda. Boşuna iftira atmayın bize.’’ derler, mutlaka derler bunu...
Ahanda, hatuuun bütün numaralar tutuyor, bizim çeyrek bilete çıkmış, seksen milyon. Dörtte bir hissemize yirmi milyon yani, eski parayla yirmi trilyon vurmuş. Ben demiştim sana ama içimde böyle bir his var, sanki bu yılbaşı sıra bizde diye, demiştim demiştim...
Bir düşünelim bakalım, neler yaparız neler? Üç yüz beş yüz tane daire alsak da kiraya mı versek? Ya da yok, yok, arsa alsak beş on bin dönüm, patates soğan, domates biber eksek diyorum. En iyisi borsaya girsek, hisse senedi alsak, yok ya o da pek aklıma yatmadı... Dolar alıp beklemeli veya yuro alsak, o da olmadı Japon Yeni alsak.
İyi de parayı almaya gidince mafya düşerse peşimize. Kara para aklayanlar filan peşimizi bırakmazsa. Yok yok o zaman tanıdık bir banka müdürü bulup ona aldırmak lazım parayı. Üç beş de ona sus payı vermemiz gerekir. Kredi kartlarımızda limitsiz olur artık. Hava atmak için yüz dolar ile sigara yakarız...
Yürümekle yollar aşınmaz diyenler.
Cevap verin bana;
Niye iki senede bir yolları asfaltlıyor,
O zaman belediyeler.
Benzin içilmez tabiki yoksada, varsada
Sen bilmiyormusun sanki...
Türküz türkü çağırırız ya
bu yurdun bütün türkülerini sevdim ben
insanlarını da sevdiğim gibi...
Saftır temizdir türkülerimiz
Büyütün Yüreklerinizde Barış Umudunu
Ahmet Zeytinci
Öpünce geçmiyor
Filistinli Çocukların kollarında ki bacaklarında ki yaralar
yüreklerindekini zaten hiç dile getirmiyorum
yine de o direnişi
Anlıyorum böyle saçma şey olur mu dediniz? Durun canım hemen kızmayın bana, buz dediğimiz bir ufak köpekcik. Hav hav diye ses çıkaran, sevincini kuyruk sallayarak gösteren, babaannesinin dedesinin ve halasının canı ciğeri Ays adlı bir kuçu kuçu... Buz demekmiş Ays, rengi de bembeyaz olduğundan benim oğlanla kız Ays koymuşlar adını...
İlk defa evimize uzun süreli, iki üç gün diyelim bir köpek misafir oldu. İşi vardı oğlumla kızımın hafta sonunda bendeniz dedesi, babaannesi bizim hanım ve de halası, kızımcım baktık. Çok uysal bir köpek, zaman zaman atarlansa da çok da zararı yok, tüy dökmenin dışında. Ona da katlanıyoruz işte çocuklarımızın hatırına...
''Cehalet ne güzel lan her şeyi biliyorsun.'' Albert Einstein
Her şeyi bilmemize imkan yok tabi ki ancak cahiller her nedense bu gerçeği bilmezler, belki bilirler de işlerine gelmez... Oysa ki ne de güzel bir veciz sözdür ''Kimse bilgi sahibi olmadan fikir sahibi olmasın.'' Sabit fikirliler ile tartışmak hiç bir zaman sonuca ulaşmaz. Okumak ve araştırmak gibi bir yetenekleri olmadığı için kafalarındaki bir yerlerden duyarak öğrendikleri bilgileri size satmaya kalkarlar... Boşuna uğraşmayın onları hiç bir tartışmada yenemezsiniz Hazreti Ali Efendimiz de ''Cahiller ile girdiğim hiç bir tartışmayı kazanamadım.'' demiştir...
Bu şaire henüz hiç kimse yorum yapmadı. İlk yorum yapan sen ol!