Ahmet Yusuf Yılmaz Şiirleri

13

ŞİİR


1

TAKİPÇİ

Ahmet Yusuf Yılmaz

Hiç et, yok et bütün varlığımı,
Ben acıdıkça, sen de kanayacaksın.
Kime değerse değsin esmer ellerin,
Ben gibi olmayacak, anlayacaksın.

Üzenlerin üzmüş olması değil,

Devamını Oku
Ahmet Yusuf Yılmaz

Çok mu sitemkârım sana karşı ?
Ben de bilmiyorum, yaz yağmurun rüzgarının saçlarını okşadığı kız...Ben de bilemiyorum. Kalbimin içinde yanardağlar patlıyor. Bağırmaya çalışıyorum, bağıramıyorum. Hayır sana değil sadece, tüm Dünya'ya haykırmak istiyorum sanki sevdiğimi, nasıl sevdiğimi, nasıl bir güzeli sevdiğimi, kıskansınlar istiyorum belki de...

Beni rahatsız eden sen değildin. Eğer bu senin tabirinle rahatsız etmekse... Ne olur beni rahatsız et. Sensiz olamıyorum, nefes alamıyorum. Hala o kağıtlardan kokunu almaya çalışıyorum. Her adını andığımda kalbimi tutuyorum ve oradan seni çıkarmak, hayır kalbimden gitmen için değil. Yanı başıma koymak istiyorum seni. Şöyle başımın altına sen kokan bir yastık alıp, dünyanın en güzel filmini, yanı başımdaki o filmi izlemek istiyorum.

Şarap gibisin be sevdiğim... Hem acısın, hem tatlısın.

Devamını Oku
Ahmet Yusuf Yılmaz

Bir Ocak ayı başlamıştı her şey...Her şeyden habersiz şekilde ilk engelini aştı, o üstüne örtü olmuş karı aşarak...

Bir gün, sol yanında ki çiçek soldu. Anlam veremedi ne olduğuna. Nasıl birden bire ve kendi kendine yok oldu Kardelen çiçeğinin yarısı. Kardelen çiçeği, rüzgarda savruldu. Savrulmasına anlam veremedi o kaktüsler. Kardelen çiçeği ve sağ yanında ki çiçek ağlarken, kaktüsler almadı onları ciddiye... Mart ayında soldu Kardelen çiçeği. Kimseye bir şey demeden yok oldu bir anda o da sol yanında ki çiçek gibi...

Sonra bir Eylül ayında şarkılara, şiirlere konu olmayı kafasına yazmıştı. Ocakta yeniden patlak verdi. Yine o üstüne örtülmüş beyaz örtüyü kaldırdı... Lakin o da ne. Birden yabani bitkiler, Kardelen çiçeğinin, tertemiz çiçeklerine göz dikti. Kardelen çiçeği anlayamadı, belki de ''Onlarda benim gibi tertemiz olmak istiyor...'' diye düşündü. Halbuki o kaktüsler onu soldurmaya çalıştı...

Devamını Oku
Ahmet Yusuf Yılmaz

Bir daha görüşmeyeğiz. İyi olacak hem senin için, hem benim için. Sen, sana sürekli akıl veren, karışan, seni düşünen ve düşündüğü zaman "Düşünmesin o zaman" diye düşündüğün, sana devamlı şiirler yazan ve bu şiirlerinde, sürekli kınayan, ama aynı zamanda da aşk sözcükleri zırvalayan, aslında sana gerçekten aşık olan adamdan kurtulacaksın. Ben mi ? Ben hiçbir şeyden kurtulmayacağım. Sadece seni gönlüm ile korumaya çalışmaktan bir nebze olsun kurtulacağım. Mecbur, yine o siyahın içinde beni sev diye çırpınan kahverengi gözlerini göreceğim, ama onlara eskisi gibi bakmayacağım. Ya da bakmamaya çalışacağım.

Sana dost olamadım kusura bakma. Her defasında, ister iyi olsun ister kötü, seni insanlardan dinlemekten ve o insanların haklı çıkmasından yoruldum. Ve zaten dost olamam sana. Çünkü seni seviyorum. Anlıyor musun ? Benim yerimde değilsin belki de anlayamıyorsun. Ben dost olmaya söz verdiğim insana böyle bakamam. Ama olsun. Dostlarına emanet ettim seni. Dedim ki; ona iyi bakın. Ağlarsa eğer yanında, gülerse de yanında olun. Üzerinde ağyar elleri, ağyar gözleri olmasın. Onu koruyun. Çünkü onun çiçekleri çok masum, sığınacak bir dala ihtiyacı var. Çiçeğin ismini söyleyemiyorum. Evet zamanında söylerdim, ama şimdi söylersem, kalbimin ağrımasını istemiyorum...

Daha çok şiir vardı o canana yazılacak. Daha çok şarkı vardı gözlerine bakarak okunacak. Daha çok kitap vardı özeti çıkarılacak. Umarım bulursun seni bu kadar seven o kişiyi. Umarım seni benden daha çok seven o kişiyi bulursun.

Devamını Oku
Ahmet Yusuf Yılmaz

Kabuğuma çekildim. Sıkılınca arası açılmış saçlarımın arasında dolandırıyorum ellerimi. Ellerim cebimde yürüyorum, hem ürkütücü hem hüzünlü bir yaz yağmurunun ortasında. Yürürken seni anımsatan kim varsa kolundan tutup durdurasım ve gözlerine bakarak, böyle gülme, böyle bakma bana. Yüreğim alevler içinde yanan bir Şakayık gibi titriyor. Nefesimden kül olmuş bir çiçek kokusu geliyor. Hayat gibi...Aşk gibi...Gözlerin gibi, sözlerin gibi, gülüşün gibi...Asabi bir insan haline geldim, en sevdiğim insanları bile kırmaya başladım veya umursamamaya. Sebebini bilmiyorum ama biliyorum ...Büyülü gözlerini görünce her şey bir beş saniyeliğine yok oluyor. Ne yürek yangını kalıyor ne bir şey. Nefesimden beş saniye boyunca botanik kokuları geliyor. Beş saniye sonra yavaş yavaş yanmaya devam ediyor, otobüsteyken, o kadar günahkar insan kokusunun arasından bana gelmeye çalışan ''P'' marka şampuan kokunu alınca yerinden oynayan, Şakayıkları yakan yüreğim. Yürek... İşte o yürek ''Gözlerinin rengi kadar, kalbi güzel kızı istiyor...'' İstiyor da ne çare. O kadar aşık olmuşsun ki gönül, renkleri ayırt edemez olmuşsun. Kahverengi diyebildin siyah gözlerine... Demen gereken şuydu;
Siyahın içinde beni sev diye çırpınan kahverengi... Ki genelde onu sevmezler ama her yerdedir. Kahverengi. Sen çok güzelsin. Ama sadece onun gözlerinin içinde çırpınırken ki halini seviyorum. Her insana yakışmazsın sen... Bazen masum bir güzelin, güzelliğinden faydalanmaya çalışanların göz rengisindir, bazen de o masum güzelin göz rengi... Neyse... Nerede kalmıştık ?Hem ürkütücü hem de hüzünlü bir yaz yağmurunda yürüyordum. Acemkürdi şarkılar isteyen bir yağmur... Ve şarkıları, sevda kokan dudakların ile okuyacak olan sen. Lakin, gök gürlüyor. Korkuyorum... Hayır gök gürültüsünden değil. Sana bir zeval gelecek diye... Yalvarırım, kendini koru bütün temiz görünen kirlilerden... Koru ki; tek korkum gök gürültüsü olsun...

Devamını Oku
Ahmet Yusuf Yılmaz

Edebiyat hocamın yanına gittiğimde dedim ki;
''Hocam ben bir şeyler karalıyorum.''
Dedi ki;
''Konusu ne ?''
Dedim ki;
''Her duygusal insanın ilk gittiği kürkçü dükkanı... Aşk'' dedim...

Devamını Oku
Ahmet Yusuf Yılmaz

Ne olur bir gün olsun girsen şu divane gönlüme,
Bir gün mutlu etsen, küçük bir tebessüm bile yeter.
Boş bir heves içindeyim, hayallerle yarışıyorum belki de,
Ama olsun, seviyorum ne yapayım. yalandan bile söylesen yeter...

Özledim galiba şuan o meşhur gözlerini,

Devamını Oku
Ahmet Yusuf Yılmaz

Bana bakıp gözlerini devirmesen, saatlerce izleyebilirim seni...
Sıkıldığın zaman oflamalarını, etrafa masum masum bakışını, en çokta siyah kirpiklerinin arkasında korunmaya çalışan, siyahın içinde ''Beni Sev'' diye çırpınan kahverengi gözlerini...

Seni gördüğüm her an bir şarkı, bir şiir, bir Şakayık kokusu, kısacası hayatta nefes almama sebep olan ne varsa seni gördüğüm andır. Bilmem senden midir yaratandan mıdır ? Aslında, seni görmediğim anlar bile bir şarkıdır fakat biri Rast'dır, biri Kürdilihicazkar'dır... Biri hayat sevinci verir, diğeri kanser eder adeta, gönlünde ki sevdayı büyütür, fakat bir şeyde vermez. Çekersin acını gözyaşlarıyla.

Kalbinin sesini bir dinle. Evet şuan bunu dinlerken, hakim olamadığın kalbini bir dinle. Duyuyor musun şuan Nihavend taksimi...Duyuyorum de ne olur ? Artık dayanacak takat kalmadı. Duyuyorsan eğer şimdi gözlerini kapat, duymuyorsan eğer zaten kapatamazsın...Boğazın düğümleniyor mu ? İşte o bana her gün oluyor biliyor musun ? Korktuğum için, sevdiğim için... Düğümleniyorsa, düğümlenmesine kıyamadığım boğazın eğer şuan, kendine biraz dikkat etsene...

Devamını Oku