EMİNE NİNEM YAHUT NAMI DİĞER ANNANEM
KOCASI Hafız Salih Hulusi Efendinin hanımı. Ağa kızı. Poyrazlardan. Rize’de Ağa konağında uyurken haminnesinin sırtında verildi O’na. Bilime çok önem veren bu kadının genleri Anneme kadar aktarılır.
Kocasının kaprislerine katlanmıştır. Güzel olmamasına karşın zenginliği ve ilim adamına değer veren haminnesi yüzünden bu yakışıklı adama verilmiştir. Bu adam fakirdir. Cami hocalığı yaparak evini geçindirmeye çalışmaktadır. Bu yüzden sık sık evden uzakta kalmaktadır. O kadın başına biraz bahçe biraz tarla velhasıl çiftçilikle evi geçindirir. Kocasının katkısı nedir bunu bilmiyoruz.
O fazla güzel olmayan ama aksine evine ve çocuklarına bağlı kadın evin direğidir ve adamın gözü arkada kalmamıştır. Ama adamın gözü açtır güzellere karşı.
Önce Batum’a sonra Balıkesir’e gurbete gitmiş birinde O’na kuma bile yapmıştır. Karısını psikolojik olarak hazırlamak isteyince paparayı yemiş, onun bu ağır tepkisinden korkarak ikinci kadını memleketine getirmekten vazgeçmiştir.
RAMAZAN VE İNSAN
Ramazan her yıl insana armağanlarla gelir. Bu armağanlar insanı aslına döndüren, onu ebedi mutluluklar verecek olan kurtuluş armağanlarıdır. Bu armağanlar insanı düştüğü umutsuzluk sularından kurtarır.
Ramazan her yıl muştularla gelir, umutlarla gelir, armağanlar getirir. Büyük küçük, sayrı, sağlıklı herkese ayrı ayrı sunar armağanlarını. Bu armağanlar namaz armağanı, oruç armağanı, Kur’an armağanı, zikir armağanı, tefekkür armağanı, sadaka armağanı, zekat armağanı, sıla-i rahim armağanı, ihsan, izzet ve ikram etme armağanı, sohbet ve söyleşme armağanı. İşte daha sayamadığımız binlerce armağanla gelir Ramazan ve hepsini bırakarak gider.
Ramazan bizim dostumuzdur. Bize bizden daha fazla dosttur ramazan. Bu dostluk o kadar güçlüdür ki ta çocukluğumuzdan başlar, gençliğimizde elimizden tutar bizim dünya kargaşasında kaybolmamız için, ihtiyarlığımızda yalnızlığımızı giderir ve son demimizde bizi ahirete el sallayarak uğurlar.
NEFSİN PUTLAŞTIRILMASI VE HAKİKAT ARAYIŞI
Adem’le İblis’in ezeli düşmanlığı ebediyete kadar uzanacaktır. Bu düşmanlıkta en büyük engel İblis’in en büyük yardımcısının içerden olmasıdır. Aslında insanın en büyük düşmanı da kendisidir İblis değil. İnsanın İblise kadar daha çok düşmanı var. Başta kendisi dedik. Sonra kötü arkadaş. Sonra kadın. Ve en son da evlad-u iyal.
Cennette yasak meyveyi yedi Adem ile Havva. Allah’ın yasakladığı meyveyi yemekte en büyük amil yine Adem’in nefsi oldu, ondan sonra eşi, en son olarak ayartıcı şeytan yani İblis. Demek ki insanın en büyük düşmanı içinde. Böyle yaratıldı insan. Dünyaya geliş sırrımız burada saklı. Ahsen-i takvim: Yaratılmışların en mükemmeli olma bu imtihanın sonucu. Nefsiyle hesaplaşma, onu yenme imtihanı. En zor imtihan da bu.
Savaştan dönen ashabına ‘küçük savaştan büyük savaşa gidiyoruz’ demiş ve hemen açıklamıştı. Nefisle yapılan savaş en büyük savaştır. Yavuz Sultan Selim zafer dönüşü ordusunu Üsküdar’da bekletir, gurura kapılmamak, nefsin oyununa gelmemek için gece olunca karşıya geçerdi. Üsküdar o zaman tenha bir bölge idi henüz yerleşim bölgesi olmamıştı.
ORTADOĞU’DAKİ BÜYÜK RESMİ GÖRMEK
Ortadoğu kaynıyor. Müslüman Müslümanla savaşıyor. Müslüman Müslümana bomba yağdırıyor gökten. Bu mübarek Ramazan günü iftarını kanla sahurunu gözyaşıyla yapıyor Müslüman. İslam dünyası kan ağlıyor.
ABD eski Dışişleri bakanı Yahudi Kissinger söylemişti daha dün gibi aklımda; ‘Bundan sonra Müslümanları kendi aralarında savaştıracağız’. Evet, bu projenin temelleri o gün atıldı. Adım adım uygulamaya konuldu. Önce Irak İran’la savaştırıldı. Sonra Irak Kuveyt’e saldırtıldı. Sonra Baba Bush Irak’ı vurdu, Kuveyt’i işgal etti. Oğul Bush tuttu Saddam’ı devirdi. Bu kez de Irak’ı işgal etti.
İşgal etmekle kalmadı içten içe karıştırdı. Önce Sünnileri siyaset dışı bıraktı, ülkeyi İran işbirlikçisi Maliki’ye emanet etti. Maliki yanlı politikalarla ülkeyi iyice ayrıştırdı. Bir yandan da CIA ajanları vasıtasıyla bombalar patlattı. Sünni camilerini bombalamaları Şiilerin, Şii mahallerindeki patlamalarının sorumluluğunu Sünnilerin üzerine yıktı.
RUBAİLER
1
Rubailer yazmak istiyorum
Sonsuzluktan koparılmış
Rubailer gökyüzü çiçeklerinde
Henüz çalınmamış
Şehrazat bakışı Cihanşah
Çok
Meraklı bir hükümdar
Gibi geldin
Ol hikâye Derbas’ın anlattığı gibiydi
GİT GİDE BOZULUYORUZ
Ülkenin kalkınması toplumları manevi anlamda bozuyor. Maddi kalkınma ile birlikte manevi kalkınma olmazsa bozulma, metamorfoz gündeme geliyor, toplumlar maddi refahla birlikte ahlaki tefessühe uğruyor, geleneksel değerler yeni gelişmeler, paranın bollaşması, hayatın kolaylaşması karşısında bozuluyor aşınıyor git gide yitiriliyor.
İşte günümüzün en büyük sorunu da bu. Maddi kalkınma gerçekleşmediği yıllarda bu sorun oluşmuyor, iktidarlar sol görüşlü ve batı yanlısı olsa da toplum direniyor, karşı koyuyor, teslim olmuyor, kendi değerlerine sımsıkı sarılıyor, hatta o değerleri korumak uğruna üstün bir savaş veriyor. Hayatını bu çerçevede anlamlandırıyor, en ufak bir saldırı karşısında teyakkuza geçiyor, taarruz ediyor, bütünleşiyor. Hatta saldırganlaşıyor, yönetici erke karşı bir güç birliğine gidiyor, bu uğurda savaşıyor, hatta ölüyor, ölülerine şehit adı vererek onları kutsallaştırıyor. Bütün bir idealler zincirini bu değer etrafında şekillendiriyor.
Amma ülkenin maddi kalkınmasını başardığı dönemlerde ise tam aksi bir durum yaşanıyor. Toplum değerleri aşınıyor, halk duyarsızlaşıyor, daha fazla zenginlik daha fazla refah peşinde koşuyor. Konfor bağımlısı haline geliyor. Art arda üretilen konfor ve eğlence araçları insanları moral değerlerden uzaklaştırıyor, manevi değerler maddi değerlerin arkasında kalıyor, önemsenmiyor, ikincil durumda kalıyor, umursanmıyor, git git unutulmaya tek ediliyor.
İşte şimdi tam da öyle bir durumdayız. Ülkede yönetime gelen sağ iktidarlar döneminde maddi kalkınma ileri boyutlara taşınmış, ancak manevi kalkınma aynı düzeyde sürdürülememiştir. Sol iktidarlar döneminde ise tam aksi bir durum yaşanmakta, maddi kalkınma gerilere gitmekte, buna karşın manevi yaşantı yönetici erkin baskıları yüzünde halk tarafından sahip çıkılmakta yüceltilmekte savunulmakta ileri noktalara taşınmaktadır. Yönetici erkin bu değerlere sahip çıkar görüntüsü vermesiyle halkta bir gevşeklik, bir duyarsızlık görülmekte, işte tam bu noktada bir bozulma maddi kalkınmanın da etkisiyle büyük bir hız kazanmaktadır.




-
İsmail Karaosmanoğlu
Tüm Yorumlarhaydi şair dostlar görüşelim