Sana Erzurumlu dilber diyorlar,
Ben seni bir şehrin hududuna sığdıramadım.
Palandöken'in karından mı aldın o vakarı,
Yoksa ananın duası mı işledi edebi ruhuna?
Yüzünü peçeyle örtmüşsün, ne kadar zarif...
Oysa bilmezler ki asıl güzellik örtünün ardında değil,
İnsanın harama kapanıp Hakk'a açılan gönlündedir.
Ben seni yüzünü görmeden de sevebildim,
Çünkü gözün gördüğüne herkes meyleder,
Marifet, görmediğin bir gönle hürmet edebilmektir.
⁂⁂⁂⁂⁂⁂⁂⁂⁂
Ben Van'ın bağrından kopup geldim,
Sen Erzurum'un ayazında açan bir çiçeksin.
Ben Süphan'ın eteklerinde sabırla yoğruldum,
Sen Palandöken'in beyazında saklı bir baharsın.
Ayrı anaların duasıyla büyüdük belki,
Aynı kadim kültürün ağıtlarını dinledik.
Belki ayrı dağların gölgesinde geçti çocukluğumuz,
Ama aynı halkın acısını, aynı sevdanın dilini bildik.
Ben Vanlı bir yiğit, sen Erzurum'un nazlı dilberi,
Aramızdaki mesafeyi gönlümüzde çoktan aştık.
Çünkü bizi birbirimize yakın kılan yalnız soyumuz değil,
Aynı edepte buluşan gönlümüz, aynı
Hakk'ın terazisinde. insanı yücelten Bir gönle gösterdiği edeptir, merhamettir, ahlaktır.**
⁂⁂⁂⁂⁂⁂⁂⁂⁂
Emir der ki...
Ben Van'ın dağlarından geldim, ey nazlı dilber,
Heybemde dünya malı değil, bir ömrün imtihanı var.
Sen Erzurum'un bağrında yetişmiş bir Kürt kızısın,
Gönlünde ananın duası, yüzünde hayânın nişanı var.
Ne senden bir saltanat bekledim,
Ne de sevgimi omuzlarına bir borç diye yükledim.
Ben yalnızca gönlünde helal bir yerim olsun istedim,
O yerin de kendi rızanla verilmesini diledim.
Olur da bir gün aynı sofraya oturursak,
Babamın aziz ruhuna birlikte bir Fatiha okuruz.
Sen onun dünya gözüyle göremediği gelini olursun,
Ben yıllardır içimde taşıdığım hasrete teselli bulurum.
Belki babam o gün aramızda olmayacak,
Ama onun öğrettiği merhamet yuvamızda yaşayacak.
Ve sen ey peçeli gelin...
Ey Erzurum'un hayâ timsali nazlı dilberi...
Sen Palandöken'in karına düşmüş bir bahar,
Ben Van'ın dağlarında sabırla yoğrulmuş bir garip.
İkimizin de mayasında aynı toprağın asaleti,
İkimizin de duasında aynı Rabb'in merhameti var.
Ben seni yalnız Erzurum'un dilberi bilmedim,
Kürt ananın edebiyle yetişmiş bir gönül bildim.
Ne peçenin ardındaki yüzüne talip oldum,
Ne de suretini bir ömürlük sevdaya yeter bildim.
Ben seni babamın göremediği gelin,
Anamın duasına yakışan hayırlı bir evlat,
Ve Rabb'imin takdirine bıraktığım
En temiz, en mahcup nasibim bildim.
Bir de içimde yıllardır kapanmayan bir ukde var,
Sana söylemeye dilim varmıyor Erzurumlu güzel.
Benim bir babam vardı...
Ekmeğini bölüşür, derdini içine gömerdi.
Kendi ömründen eksiltir, evladına ömür verirdi.
Ne büyük sözler söylerdi ne sevgisini dillendirirdi,
Ama bir bakışıyla bütün korkularımı giderirdi.
İsterdim ki bir gün bizim soframıza otursaydın,
Ona kendi ellerinle bir bardak çay uzatsaydın.
O da başını kaldırıp sana bir kez olsun,
**“Hoş geldin kızım!” deseydi...**
Ah güzel, sen bilmezsin o sözün bende kıymetini,
Ben bir ömür saklardım o günün saadetini.
Şimdi ne babamı getirebilirim o sofraya,
Ne de seni götürebilirim ellerini öpmeye.
**Meğer insanın en ağır hasreti,
Sevdiği iki insanı aynı sofrada görememesiymiş.**
⁂⁂⁂⁂⁂⁂⁂⁂⁂
Ah babamın göremediği nazlı gelin,
Sen onun tanıyamadığı, benim duamda büyüttüğüm yarınsın.
Bir yanımda rahmetli babamın hatırası,
Bir yanımda henüz kavuşamadığım sevdanın sızısı.
Bazen düşünüyorum da güzel,
Bir gün kapımızdan içeri girsen,
Babamın boş kalan yerine gözlerim ilişse,
Sen benim niçin sustuğumu anlayabilir misin?
Bir Fatiha okusan onun aziz ruhuna,
Ben o gün hem evlatlığımı hem sevdamı yaşarım.
**Çünkü babam seni hiç görmedi güzel,
Ama ben seni onun da seveceği bir gönül bildim.**
⁂⁂⁂⁂⁂⁂⁂⁂⁂
Kayıt Tarihi : 25.10.2026 02:11:00
Şiiri Değerlendir
© Bu şiirin her türlü telif hakkı şairin kendisine ve / veya temsilcilerine aittir.




Bu şiire henüz hiç kimse yorum yapmadı. İlk yorum yapan sen ol!