Nilgün Marmara haklıymış. Kadın, hayattan sıyrılmak için çok zorlandı. Hayattan koptuğunda 29 yaşındaydı. Ben çok talihsizim, yirmili yaşların başındayım. Aramızdaki fark, o meslek sahibiydi; ben değildim. Aynı hastalığa muzdaribiz; çok yakın iki hayat. Hayatı bekleme salonu olarak görüyordu. Gerçekler ne yazık ki çok acı...
Size bir tavsiye: Sırlarınızı ve dertlerinizi tanımadığınız kişilerle paylaşın. Çünkü onlar, sizi en hassas ve bilmediğiniz yanınızdan vurma gücüne sahip değildir. Hayatta tam anlamıyla güvenebileceğiniz yegâne varlık kendinizdir. Hatta bir adım ileri giderek, içinizdeki o 'yabancı' karakterle, yani öz benliğinizle diyaloğa geçin; ihtiyacınız olan yanıtı orada bulacaksınız.
Sende herkes gibi misin?
Umutlarım tükenmez benim.
Defalarca yaralansam da,
kabuk bağlar yaralarım.
Derin yaralar iz bırakır,
kopuk hayaller umutlar benim.
Üşüyorum, ısınamadım hayata karşı.
Siyah beyaza bürünüyor tüm renkler.
Bir yanım aydınlık, hâlâ bir umut var.
Bir yanım ise hep loş, boşluk...
Sessiz, usulca hayatı yitmek;
ölüm ise hayatı affetmek.
Uzaklardan yazıyorum, hislerim yakın.
Bir anlık hayat telaşesi...
Yorma kendini, gel beraber yorulalım.
Bekleme beni, gel beraber yollarımızı bekleyelim.
Yorgun ve yalnız akşamlarımız var.
Aslında, birlikteliğimizi özlüyoruz.
Kaç metre uzakliklardasın
Uzak olmana rağmen
kalbime o kadar yakınsın ki
Sanki hiç dinmeyecek bu kalp sancısı
Bu yalnızlık...
Bu ağır duygusal yük
acı, yalnızlık, hastalık
melankoli,
zamanla bende bir tür bağımlılık yarattı.
Onlar, yabancısı olmadığım tek yer.
Pencereme dokunan her damla
sanki senin sesin gibi…
usulca, kırılmadan,
ama içime işleyen bir ezgiyle.
Gökyüzü ağlarken ben susuyorum,
Gece yolculuk yaparken
Birden yolcular gelir aklıma
Kimler sevdiğini bırakıp bindi bu...
Herkes bir bir uğurlanırken
Hüzünleri el salladı onlara
Hepsinin derdi aynı özlemi başka




Bu şaire henüz hiç kimse yorum yapmadı. İlk yorum yapan sen ol!