kırmızı tırnakları mermerden ayakları yarışıyordu o akşam
o akşam şehrimde bir akşam keyfiydi yaşadığımız
gözlerim sık sık ayaklarına kaçıyordu
bir de saçlarının kıyısındaki biçimli kulaklarına
yaşanmasına yaşanacak en güzel akşamdı
zarifti babam adamın kızı ne diyeyim...
yar!
ben sana konuşamayınca
tüm diğer insanlara/çirkin kadınlara susma hakkımı kullandım.
az gittim uz gittim
gözlerinden öte bir yere varamadım...
defalarca yüreğimin şartellerini indirdim kaldırdım
o sıcak ellerin nerede (nasırlı olmayan)
nerede sarılınca kucağımı dolduran belin (ince olmayan)
seni resim diye kağıtlara dökerken feryat feryat
kaldırımlara hasret çöllerde
yol ortasında yürüyorum
adanalı diye (eşkıya olmayan)
dün iki arkadaşla mezarlığa gittik
bellerinde silahlar
bir uçtan bir uca huzurla uyuyor
görünen isimler
benim mezarlık gezmelerim
kaygan zemin
çok yabancı
ay ışığı sokak sokak
kaldım işte portakal ağacı;
burnu kürt mahallesinde sanki lunapark
mısra mısra geldin yine
hiç beklemiyordum açıkçası
hani yok her zamanki buluştuğumuz yer olsa gelişin
şaşırmazdım bu kadar
bir de muavin diyor ki şoföre
kaptan bir kişi daha alamayız
kartpostal ebadındaki bir fotoğrafını alıp elime
senin adımlamayacağın taraflarına çıkıp şehrin
bu kadını göreniniz var mı diye sormadan
arızalı gözlerimle arayacağım seni...
tabanlarım delininceye dek
tabanlarımdaki acı saç köklerimi ateşleyinceye dek
böyle bir kışım olmadı hiç
hiç görülmedi böyle bir kış
benim gözlerimin mi
ayrıcalığı
bu duman bu sahte çamlar
bu pürüzlü dağ yeşili
evvelde
ben bu perspektifte bir bez bebek yitirdim
şimdi
bahardan, günden ve sabahtan istifade ediyorum
bir katilin olay mahalline dönüp
tanrı yok bu işin içinde
cennetten kovulmadık
elmayı henüz ısırmadık
tanrı yok bu işin içinde
belki iki erkek melek var (üçüncüsünün adını anmayalım)




Bu şaire henüz hiç kimse yorum yapmadı. İlk yorum yapan sen ol!